Beni küçümsedi.
She has scorn for me.
O, çocuğu küçük gördü.
She scorned the boy.
O, yalancıları küçümser.
She scorns liars.
Mary Tom'u aşağılıyordu.
Mary was scornful of Tom.
Onlar yalancıyı horladılar.
They scorned the liar.
Küçümseme aptalların yemeğidir.
Scorn is the food of fools.
Sesinde küçümseyen bir ifade vardı.
There was a scornful note in his voice.
Herkes alaycı bir biçimde ona güldü.
All scornfully laughed at him.
Onlar mahzun da olacak değillerdir."
Never were idols treated with such scorn. "
Kitap rafımdaki şu küçümseme dolu bakış!
This scornful look at my bookshelf!
Herkes Dan'ın küçümseyen tavrından bıktı.
Everybody is fed up with Dan's scornful attitude.
Eyüp gibisi var mı? Alayı su gibi içiyor!
What man is like Job, who drinks scorn like water,