yıkıntı
/jɯ.kɯnˈtɯ/
noun
TR → EN
"yıkıntı" kelimesinin İngilizcesi: debris, ruin, ruin. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.
Çeviri
Geneldebris
Genelruin
Genelruin
Görsel




Çekim Tablosu
Belirtme (-i)yıkıntıyı
Yönelme (-e)yıkıntıya
Bulunma (-de)yıkıntıda
Çıkma (-den)yıkıntıdan
Tamlayan (-in)yıkıntının
Çoğul (-ler)yıkıntılar
Tanım
•Yıkılma, yıkım, mahvolma
•Yıkılmış yapının ardında kalanlar
•Yıkılan bir şeyin parçaları, kalıntıları
•Yıkım, çökme
•Ruhsal bakımdan yıkılma, yıkım, mahvolma
Diğer Dillerde
Almancaauf die Knie zwingen, Geröll, kaputtmachen, Müll, Ruin, Ruine (nötr) /ɡəˈʁœl/
debris
çekim: çoğul Gerölle · tamlayan Gerölles
köken: From ge- (“result of”) + rollen (“to roll”).
aile: geröllig
Ruinen von Angkor — Angkor Yıkıntıları.
Fransızcaabîmer, débris, foutre en l'air, gâcher, massacrer, plomber /a.bi.me/
to damage · to fall down or sink and disappear in a hole, depth, abyss · to become absorbed in something (thought, action)
çekim: geçmiş abîmé · ortaç abîmé · şimdiki abîme · ulaç abîmant
eş: engloutir, endommager, détériorer
köken: From abime, abîme, from Late Latin *abyssimus < Latin abyssus (“abyss”), from Ancient Greek ἄβυσσος (ábussos, “bottomless pit”).
Ruines d'Angkor — Angkor Yıkıntıları.
Il faut croire que c'est la société / Qui m'a définitivement abîmé
İspanyolcaarruinar, basura, cachureo, dar al traste, desbaratar, detrito /arwiˈnaɾ/
to ruin
çekim: geçmiş arruiné · ortaç arruinado · şimdiki arruina
eş: asolar, destruir, devastar, arrasar, empobrecer, hundir
köken: From a- + ruina + -ar.
aile: arruinador
Ruinas de Angkor. — Angkor Yıkıntıları.
İtalyancamacerie, rovina, rovinare, rovine (dişil) /maˈt͡ʃɛ.rje/
rubble · wreckage · debris
eş: avanzi, detriti, frantumi, relitti, residui, resti
köken: From Latin māceria (“wall”).
Come supera questi reticoli. — Bu yıkıntının üzerinde daha iyi görebilirsiniz.
Rusçaобвал; крушение; гибель, падение, обломки, развалины, руины
обвал; крушение; гибель, падение
Руины Ангкора — Angkor Yıkıntıları.
Arapçaخَرَاب, خَرَابَة, دَمَّرَ, رُكام, طَلَل
أطلال أنجكور — Angkor Yıkıntıları.
ruined, devastated, demolished, destroyed · drunk, intoxicated · spoiled, rotten
zıt: فربه
köken: Borrowed from Arabic خَرَاب (ḵarāb).
aile: خراب کردن, خراب شدن, خرابکار, خرابکاری
to cut · to chop · to cleave, to slash
çekim: geçmiş çapmış · ortaç çapmış · şimdiki çapır
köken: From Proto-Turkic *čap- (“to beat, hit; attack; rob”). Cognate with Turkish çapmak, Chuvash ҫуп (śup), etc.
aile: çapacaq, çapaçap, çapağan, çapalamaq, çapalatmaq, çapar, çaparaqlamaq, çaparaqlatmaq, çaparbaşı, çaparçı
ət çapmaq
odun çapmaq
karavan çapmaq
Kazakçaқұланды
Özbekçexaroba
Felemenkçeafval, bouwval, gletjserpuin n etc., overblijfselen, puin, puinhoop (nötr) /ˈɑfɑl/
rubbish, garbage, trash
çekim: çoğul afvallen
köken: From Middle Dutch afval, shortening of slachtafval (“that which fell off from slaughtered meat.”), equivalent to af + val or a deverbal from afvallen. Compare English offal.
aile: afvalbak, afvalberg, afvalcentrale, afvalcontainer, afvalemmer, afvalinzameling, afvalmateriaal, afvalophaling, afvalproduct, afvalscheiding
Ruïnes van Angkor — Angkor Yıkıntıları.
Morgen halen ze het afval op.
Portekizceacabar com, destroços, destruir, lixo, moreia, ruína (eril) /desˈtɾɔ.sus/
plural of destroço
Hoje restam apenas ruínas. — Günümüze sadece yıkıntıları ulaşmıştır.
Yunancaερείπιο, καταστρέφω, συντρίμμια (nötr)
ruin, dilapidated building · A person of advanced age, old
çekim: çoğul ερείπια · tamlayan ερειπίου
köken: From Ancient Greek ἐρείπιον (ereípion).
Τα ερείπια της Angkor — Angkor Yıkıntıları.
decay; deterioration; disintegration; collapse · radioactive decay
çekim: geçmiş 崩壊した
köken: From Middle Chinese 崩潰 (MC pong hwojH). 壊 (kai) is a daiyōji replacing 潰 (kai).
難産の為死去。 — Yıkıntı halinde korunmaktadır.
[…]使用前の燃料におきましては、ウランの自然崩壊による放射線が発生しているのみでありまして、[…]
to tear down, knock down, demolish, destroy · to topple, to overthrow
çekim: geçmiş 무너뜨렸다
eş: 무너트리다, 붕괴시키다
köken: 무너지다 (muneojida) + -뜨리다 (-tteurida)
이 잔해 위를 잘 가는걸 보세요. — Bu yıkıntının üzerinde daha iyi görebilirsiniz.
to lay waste to, to devastate, to completely destroy · to devastate, to ruin (something abstract)
çekim: geçmiş ödelade · ortaç ödelagd · ulaç ödeläggande
köken: öde (“desolate”) + lägga (“lay”). Compare Norwegian ødelegge and English lay waste.
- Fortress? - Det var en gång. — Eve dönüştürebilmek için yıkıntıları elden geçirmem gerekti.
Vi kommer ödelägga deras städer
ödelägga någons liv
Lehçegruz, gruzy, morena, pozostałości, resztki, rujnować (eril) /ˈɡrus/
rubble (broken remains of an object) · ruins
çekim: çoğul gruzy · tamlayan gruzu
eş: trup
köken: Inherited from Old Polish gruz, from Proto-Slavic *gruzъ.
aile: gruzowaty, gruzować, legać w gruzach, lec w gruzach, leżeć w gruzach, podnosić z gruzów, podnieść z gruzów
Dziś jest ruiną. — Bugün bir yıkıntı halindedir.
Ukraynacaзни́щити, зни́щувати, зруйнува́ти, ни́щити, розва́лина, розва́лини
Турки застали вже зруйнований замок. — Türk birliği yıkıntı halindeki kaleye girdi.
remain, remnant, leftover · residue
çekim: çoğul अवशेषों
köken: From Sanskrit अव- (ava-) + शेष (śeṣa)
nominative plural of jäänne
- Fortress? - Se kerran oli. — Eve dönüştürebilmek için yıkıntıları elden geçirmem gerekti.
Çekçerozvalina, ruina, ruinovat, sutiny, trosky, zřícenina (dişil) /ˈrozvalɪna/
ruin
çekim: çoğul rozvaliny · tamlayan rozvaliny
köken: From rozvalit + -ina.
Ruiny Angkoru — Angkor Yıkıntıları.
ruin (state of distruction or disrepair)
çekim: çoğul ruine
köken: Borrowed from French ruine, Latin ruīna.
Puteţi să-l vedeţi aici bine, peste aceste dărâmături. — Bu yıkıntının üzerinde daha iyi görebilirsiniz.
Macarcalerombol, omladék, rom, romba dönt, roncs, tönkretesz /ˈlɛrombol/
to pull down, to destroy, to ruin, to demolish, to knock down
çekim: geçmiş leromboltak
köken: le- + rombol
aile: lerombolás, lerombolhatatlan, lerombolható
Jason a lehulló törmelék alatt vész. — Jason yıkıntılar arasında kalır.
İbraniceדָּפַק, הָרַס, חׇרְבָּה, פישל, פִשֵּׁל
to botch, ruin, screw up
çekim: geçmiş פישלת
köken: From פַשְׁלָה.
אתם יכולים לראות זאת כאן היטב. — Bu yıkıntının üzerinde daha iyi görebilirsiniz.
Latincepopulor, rūdus, ruīna, ruīnō /ˈpɔ.pʊ.ɫɔr/
to lay waste, ravage or devastate, destroy or ruin · to plunder or pillage
çekim: ortaç populātus · şimdiki populātur · ulaç populāns
zıt: ēmendō, reficiō, reparō, corrigō, medeor
köken: From populus (“community, people”). According to De Vaan, the meaning developed from an earlier sense "to have an army pass through". Compare typologically Proto-Germanic *harjōną (whence English harry), from *harjaz. Also compare Russian как Мама́й прошёл (kak Mamáj prošól, “as if Mamai passed through”).
aile: dēpopulor, populābundus, Populōnia
Helvetii iam per angustias et fines Sequanorum suas copias traduxerant et in Haeduorum fines pervenerant eorumque agros populabantur.
to destroy · to ruin
çekim: geçmiş ødelagde · ortaç ødelagt · ulaç ødelæggende
köken: From øde (“waste”) + lægge (“to lay”), compare lægge øde (“to lay waste”), Swedish ödelägga (“to devastate”), Norwegian Nynorsk øydeleggja (“to destroy”), Icelandic eyðileggja (“to destroy”).
aile: ødelæggelse
Det ligger i dag i ruiner. — Bugün bir yıkıntı halindedir.
Endonezcepuing, serpihan /ˈpuɪŋ/
rubble, debris, wreckage · ruin
çekim: çoğul puing-puing
köken: From Dutch puin, from Middle Dutch poyn.
aile: berpuing-puing, memuingkan, puing-puing
Serang-serangnya dalam pertarungan sangat brutal dan mematikan. — Yıkıntılar arasındaki mücadele sert ve umutsuzdu.
Vietnamcahư hại, mảnh vụn
- Pháo đài? - Một lần được. — Eve dönüştürebilmek için yıkıntıları elden geçirmem gerekti.
Etimoloji
From Ottoman Turkish ییقندی (yıḳındı, yıḳıntı, “materials or debris from a demolished building”), from Ottoman Turkish ییقنمق (yıkınmaḳ, “to throw one's self down, to let one's self fall”), from Ottoman Turkish ییقمق (yıkmaḳ, “to pull down, to pull down, to demolish, to overthrow”), from Proto-Turkic *yïk- (“to crush, to demolish, to overthrow”), morphologically yık- + -ın + -tı.
Eş & Zıt Anlamlılar
Örnek Cümleler
Angkor Yıkıntıları.
Ruins of Angkor
Bugün bir yıkıntı halindedir.
Today it is a ruin.
Yıkıntı halinde korunmaktadır.
It is preserved in the Heimskringla.
Jason yıkıntılar arasında kalır.
Jazz Among the Discourses.
Bu mevki yıkıntı döküntülerle doluydu.
The rest was simply filled with rubble.
Şehir yıkıntıları 60km’lik alana yayılır.
The girls have to pose in 60 km wind.
Ve o (yıkıntı kent), yol üzerinde durmaktadır.
This (city) lies on a road that still survives.
Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.
Many were buried for hours under the rubble.
Bu yıkıntının üzerinde daha iyi görebilirsiniz.
You can see it here well on this debris.
Yıkıntılar arasındaki mücadele sert ve umutsuzdu.
The fighting was desperate and chaotic.
Binanın yıkıntıları arasından 30 kişi kurtarıldı .
30 people were rescued from the rubble of the building.
Siz yıkıntılarının yanından geçiyorsunuz; sabahleyin,
You pass by (their habitations) in the morning