grasp

/ɡɹɑːsp/1 hece
B2 seviye
EN → TR
"grasp" kelimesinin Türkçesi: tutmak, yakalamak, kavramak, anlamak, yakalayış. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Geneltutmak
Genelyakalamak
Genelkavramak
Genelanlamak
Genelyakalayış
Geneltutma
Genelkavrama
Genelidrak
Genelkavranamaz
Genelkavrama. grasp at yakalamayı denemek
Genelidrak etmek
Genelistekle kabul etmek. grasp at a straw en ufak bir şeye ümit bağlamak
Genelyılana sarılmak. grasp a nettle cesaretli davranmak. beyond one's grasp uzakta
Genelelin erişemeyeceği yerde
Genelidrak edilemez .

Görsel

Gece yarısında bir yıldız kayıyor, dağın üstünde sis ağarıyor. Bir dilek tutmak için bundan güzel bir an olmaz.

Tanım

•get the meaning of something
•the act of grasping

Diğer Dillerde

Rusçaобуча́емость, понима́ть, поня́ть, схвати́ть, схва́тывать, усва́ивать
Arapçaقَبْضَة
Hintçeपकड़
Çekçepochopit, porozumění, sevření, stisknout, uchopení, uchopit
Macarcaátérez, felfog
İbraniceהבנה, לפיתה, תפיסה
Latinceprehendō, sūmō, teneō
Norveççebegripe, forstå
Bulgarcaосъзнавам, разбиране, схватливост, схващам, улавям, хватка
Litvancasugriebti
Arnavutçakap
Ermeniceկառչել
Tamilceகிரகி
Telugucaఆకళింపు చేసుకొను, గ్రహించు, పట్టుకొను

Kelime Ailesi

a drowning man will grasp at a straw
a drowning man will grasp at straws
begrasp
beyond someone's grasp
engrasp
foregrasp
grasp at a straw
grasp at straws
grasp for straws
grasp the nettle
graspability
graspable
grasper
graspful
graspless
handgrasp
light grasp
misgrasp

Eş & Zıt Anlamlılar

Eş anlamlılar

Örnek Cümleler

Durumu kavrayabilir.
She is able to grasp the situation.
Ülke düşmanın elinde.
The country is in the grasp of the enemy.
İpi iki eliyle kavradı.
He grasped the rope with two hands.
Tom hemen durumu anladı.
Tom grasped the situation at once.
[58,8] {KM, Matta 10,12}
It is expected that you will use your common sense to grasp these.
Boğulan adam ipi yakaladı.
The drowning man grasped at the rope.
Sadece onu kavrayamadılar.
They just couldn't grasp that.
Diğeri onun kolunu kavradı.
The other grasped his arm.
O, İngilizceyi iyi kavrıyor.
He has a good grasp of English.
Tom Fransızcayı iyi kavrıyor.
Tom has a good grasp of French.
Bu meseleyi anlamak zorundayız.
We have to grasp this issue.
Sorun benim kavramamın ötesinde.
The problem is beyond my grasp.