Ana içeriğe geç
Sözlük
/
rahatsızlık

rahatsızlık

noun
B2 seviye
TR → EN
↔ ters çevir
"rahatsızlık" kelimesinin İngilizcesi: uncomfortableness, discomfort, disease, distemper, disturbance. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Geneluncomfortablenessnoun
Geneldiscomfort
Geneldisease
Geneldistemper
Geneldisturbance
Genelfidget
Genelchafe
Genelindisposition
Genelinquietude
Geneltrouble
Geneluneasy
Genelinconvenience

Çekim Tablosu

Belirtme (-i)rahatsızlığı
Yönelme (-e)rahatsızlığa
Bulunma (-de)rahatsızlıkta
Çıkma (-den)rahatsızlıktan
Tamlayan (-in)rahatsızlığın
Çoğul (-ler)rahatsızlıklar

Tanım

hastalık
rahatsız olma durumu, tedirginlik
Tedirginlik
Organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla sağlığın bozulması durumu

Diğer Dillerde

Almancabelästigung, unwohlsein (dişil) /bə.ˈlɛs.ti.ɡʊŋ/
harassment
çekim: çoğul Belästigungen · tamlayan Belästigungen
Psychiatrische Abhandlungen.Psikiyatrik rahatsızlıklar.
to bother; to disrupt · to disarray/disarrange (throw into disorder)
çekim: geçmiş dérangé · ortaç dérangé · şimdiki dérange · ulaç dérangeant
köken: Attested in Old French desrengier. By surface analysis, dé- + ranger.
Troubles psychiatriques.Psikiyatrik rahatsızlıklar.
Si cela ne vous dérange pas, fermez la porte.
to grieve; to cause grief
çekim: geçmiş acuité · ortaç acuitado · şimdiki acuita
köken: From a- + cuita + -r.
Trastornos psiquiátricos.Psikiyatrik rahatsızlıklar.
to shake, agitate, stir, churn · to wave (the hand) · to incite
çekim: geçmiş agitàto · ortaç agitàto · şimdiki àgita · ulaç agitànte
eş: contorcere, dimenare, muovere, sbatacchiare, sbattere, sconquassare
köken: From Latin agitāre (“to agitate”).
Ci dispiace per il disagio.Rahatsızlık için üzgünüz.
Она не комфортна, но адаптивна.Rahatsızlık verici, ama uyumsal.
إنه شيء غير مريح لكنه نوع من التأقلم.Rahatsızlık verici, ama uyumsal.
Farsçaزحمت /zahˈmat/
inconvenience, trouble
köken: Etymology tree Arabic زَحَمَ (zaḥama) Arabic زَحْمَة (zaḥma)bor. Persian زحمت Borrowed from Arabic زَحْمَة (zaḥma), from زَحَمَ (zaḥama).
aile: زحمت کشیدن, زحمت نکشید, زحمت نیست, زحمت دادم, زحمت کشیدید
Azericebəla, xəstəlik, zəhmət /bæˈɫɑ/
affliction · misfortune, mischief
çekim: çoğul bəlalar · tamlayan bəlanın
köken: From Arabic بَلَاء (balāʔ).
kiminsə başına min bəla gətirmək
Allah bəlalarını versin
Allah onları bu bəladan qurtarsın
Kazakçaауру, кесел /ɑwˈrʊw/
pain · illness, disease · ill person, patient
çekim: çoğul аурулар · tamlayan аурудың
eş: дерт, кесел, науқас, сырқат
köken: From Proto-Turkic *agrï-g (“pain, illness”), an action noun of *agrï- (“to ache; be ill”). Cognate with Karakhanid اَغْرِغْ (aɣrïɣ, “pain”), Old Uyghur ՚՚q̈ryq (aɣrïɣ, “pain, illness”), Kyrgyz оору (ooru), Southern Altai оору (ooru), Uzbek ogʻriq (“pain, illness”), Uyghur ئاغرىق (aghriq, “illness”), Khakas ағырығ (ağırığ, “illness; ill”), Tuvan аарыг (aarıg, “illness, pain”), Yakut ыарыы (ïarïï,…
aile: аурулы, аурулық, аурусыз, аурусыздық, аурухана
illness, sickness
çekim: çoğul kasallar · tamlayan kasalning
köken: Borrowed from Arabic كَسَل (kasal).
aile: kasallanmoq, kasallik, kasalmand, kasalnamo, kasalxona
Tatarcaавыру
illness, sickness, disease
çekim: çoğul авырулар · tamlayan авыруның
köken: From Proto-Turkic *agrïg.
aile: авыртулы, авырырга, авыртырга, авырттырырга
Felemenkçelast, moeilijkheid, moeite, ziekte, zorg (eril) /lɑst/
load, weight · burden · hindrance, problem
çekim: çoğul lasten
eş: hinder
köken: From Middle Dutch last, from Old Dutch *last, from Proto-Germanic *hlastuz. Equivalent to laden (“to load”) + -st (“verbal noun”).
aile: belasten, last hebben van, lastdrager, lastpost, ten laste leggen, vaste last
Je was niet op je gemak.Rahatsızlık duyuyordun.
Portekizcedificuldade, doença, encrenca, incomodar, irritar, treta (dişil) /d͡ʒi.fi.kuwˈda.d͡ʒi/
difficulty (state of being difficult) · a difficult situation; a hardship
çekim: çoğul dificuldades
eş: apertume
zıt: facilidade
köken: From Latin difficultātem (“difficulty”), from difficilis (“difficult, troublesome”), from dis- (“not”) + facilis (“easy”, whence Portuguese fácil), from faciō (“to do, to make”, whence Portuguese fazer), from Proto-Indo-European *dʰeh₁- (“to do, put, place, set”, root of English do).
Emergências psiquiátricas.Psikiyatrik rahatsızlıklar.
Sim senhor, um bicho, capaz de vencer difficuldades.
malady, sickness, illness, disease
çekim: çoğul αρρώστιες · tamlayan αρρώστιας
köken: Inherited from Ancient Greek ἀρρωστία (arrhōstía).
Δεν ένιωθες άνετα.Rahatsızlık duyuyordun.
burdensome, troublesome · inconvenient · dependent
eş: 面倒, 不便, 面倒
zıt: 便利
恥について知るべき もう一つのことはRahatsızlık verici, ama uyumsal.
人生そのもののように厄介な謎。
十個では四人で分けるのが厄介だ。
どうせ兄の厄介になる気はない。
Korece곤란, 문제, 질병 /ˈko̞(ː)ɭɭa̠n/
trouble; difficulty
köken: Sino-Korean word from 困難
aile: 곤란스럽다, 곤란하다, 연하곤란, 호흡곤란
그것은 불편하지만, 적응할 수 있죠.Rahatsızlık verici, ama uyumsal.
그렇게 하기 가 곤란 하단 말씀 입니다.
İsveççesjukdom /²ɧʉːkˌdʊm/
disease, illness · sickness
çekim: çoğul sjukdomar · tamlayan sjukdoms
köken: From Old Norse sjúkdómr, sjuk + dom.
Det känns dåligt men gör att vi anpassar oss.Rahatsızlık verici, ama uyumsal.
Alla de, ſom under ſjukdomen dagligen intogo 2 gran etiope, blefwo bewarade ifrån ſjukdomen.
poverty, need (a lack of money) · the poor (the collective of poor people) · hassle, trouble, bother (unwanted situation)
çekim: çoğul biedy · tamlayan biedy
eş: nędza, ubóstwo, niedostatek, kłopot, problem, biedka
zıt: bogactwo, dobrobyt
köken: Inherited from Old Polish bieda, from Proto-Slavic *běda. Doublet of biada.
aile: biedniacki, biednieńki, biedniuchny, biedniutki, biedny, biednie, od biedy, pół biedy, z biedą, bieda aż piszczy
A mnie to nie odpowiada.Ve ben bundan rahatsızlık duyuyorum.
Це неприємно, але до цього швидко звикаєш.Rahatsızlık verici, ama uyumsal.
trouble · suffering, agony
çekim: çoğul कष्टों
eş: तकलीफ़
köken: Learned borrowing from Sanskrit कष्ट (kaṣṭa).
मैं आपको कष्ट नहीं देना चाहता था।
मैं बहुत आर्थिक कष्ट में हूँ।
स्वर्ग में तुम्हारे पाप के लिए कष्ट उठाना पड़ेगा।
disorder, trouble · interference, disturbance, disruption · failure (termination of the ability of an item to perform its required function)
çekim: çoğul häiriöt · tamlayan häiriön
köken: häiritä (“to disturb, disrupt”) + -iö
aile: häiriötön, affektihäiriö, ahdistuneisuushäiriö, ahdistushäiriö, ahmimishäiriö, ahmintahäiriö, aineenvaihduntahäiriö, aivosähköhäiriö, aivoverenkiertohäiriö, artikulaatiohäiriö
Vakavat mielenterveyshäiriöt.Psikiyatrik rahatsızlıklar.
disease; sickness, illness (abnormal health condition)
çekim: çoğul choroby · tamlayan choroby
eş: nemoc, onemocnění, neduh, vášeň, nemoc, posedlost
köken: Inherited from Proto-Slavic *xvoroba. By surface analysis, chorý + -oba.
aile: duševní choroba, chorobný, chorobopis, choroboplodný, chorobověda, chorobozpyt, choromyslný, předchorobí
Cítila ses špatně.Rahatsızlık duyuyordun.
Rumenceboală, necaz (dişil) /ˈbo̯alə/
disease, sickness, illness
çekim: çoğul boli · tamlayan boli
köken: Borrowed from Old Church Slavonic боль (bolĭ), from Proto-Slavic *bolь. Compare Serbo-Croatian bol.
Nu vă simţeaţi în largul vostru.Rahatsızlık duyuyordun.
o boală contagioasă
to worry, bother
çekim: geçmiş aggasztottak
köken: From the obsolete verb aggik (“to care about something”) (compare aggódik) + -aszt (causative suffix).
Kényelmetlen, de alkalmazkodóképes.Rahatsızlık verici, ama uyumsal.
Aggaszt ez a helyzet.
Ez aggaszt engem.
İbraniceמַחֲלָה
זה לא נוח, אבל זה אפדטיבי.Rahatsızlık verici, ama uyumsal.
illness, sickness, disease
çekim: çoğul aegrōrēs · tamlayan aegrōris
köken: Etymology tree Latin aeger Proto-Indo-European *-os Proto-Indo-European *-s Proto-Indo-European *-ōs Proto-Italic *-ōs Latin -or Latin aegror From aeger (“sick, ill”) + -or.
Dancasygdom /syːdɔm/
illness, disease, ailment
çekim: çoğul sygdomme · tamlayan sygdoms
köken: syg (“ill, sick”) + -dom, from Old Danish siukdom, sykdom, from Old Norse sjúkdómr.
Det er ubehageligt, men det tilpasser sig.Rahatsızlık verici, ama uyumsal.
Norveççesykdom
Dette er en svært alvorlig tilstand og veterinær må kontaktes øyeblikkelig.Tıbbi bir rahatsızlıktır ve acilen doktor kontrolüne girilmesi gereklidir.

Örnek Cümleler

Ne rahatsızlık!
What an embarrassment!
Bu, rahatsızlık.
This is harassment.
Rahatsızlık duyuyor.
She feels uncomfortable.
Rahatsızlık duyuyordun.
You were uncomfortable.
O, rahatsızlık değildi.
It wasn't harassment.
Rahatsızlık için üzgünüz.
We are sorry for the inconvenience.
Rahatsızlık için üzgünüm.
I'm sorry for the inconvenience.
Psikiyatrik rahatsızlıklar.
JAMA Psychiatry.
Rahatsızlık için bizi affet.
Excuse us for the inconvenience.
Bu gerçekten bir rahatsızlık.
It really is an inconvenience.
De ki: O, bir rahatsızlıktır.
Tell them: "This is a period of stress.
Rahatsızlık için özür dileriz.
We apologize for the inconvenience.
rahatsızlık ile daha fazla örnek cümle →
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod