barışma

noun
C2 seviye
TR → EN
"barışma" kelimesinin İngilizcesi: pacification, peace, reconciliation. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelpacification
Genelpeace
Genelreconciliation

Çekim Tablosu

Belirtme (-i)barışmayı
Yönelme (-e)barışmaya
Bulunma (-de)barışmada
Çıkma (-den)barışmadan
Tamlayan (-in)barışmanın
Çoğul (-ler)barışmalar

Tanım

•barışmak eylemi, uzlaşma, anlaşma
•Devletler arası siyasal, ekonomik, kültürel vb. alanlarda yapılan uzlaşma ve bu uzlaşmanın tespit edildiği belge

Diğer Dillerde

Prozess des Angleichens, Vergleichens oder Ausgleichens von verschiedenen Elementen (insbesondere um Konsistenz herzustellen oder Ungleichheiten zu korrigieren)
eş: Abstimmung, Trimmen
Nachdem sich die „richtigen“ Paare gefunden haben, steht ihrem Glück nichts mehr im Wege. — Yeniden bir araya gelen çiftin yaşadıkları zorluklar barışmalarıyla birlikte bitmeyecektir.
peace
eş: concorde, pacte
köken: Inherited from Old French pais, paiz, from Latin pāx (“peace”), from Proto-Indo-European *peh₂ḱ- (“to join, to attach”).
aile: avoir la paix, calumet de la paix, faire la paix, ficher la paix, foutre la paix, gardien de la paix, gardienne de la paix, havre de paix, paix-toi la djeule, repose en paix
İspanyolcapaz, reconciliación, sosiego (dişil) /ˈpaθ/
peace (warlessness) · peace (a state of tranquility, quiet, and harmony)
çekim: çoğul paces
eş: quietud, sosiego, calma, quietud, concordia, reconciliación
zıt: conflicto, guerra, hostilidades
köken: Inherited from Old Spanish paz, from Latin pācem, from Proto-Indo-European *peh₂ǵ-.
aile: a la paz de Dios, acuerdo de paz, amante de la paz, amor y paz y nada más, bandera de paz, beso de paz, con la paz de Dios, Cuerpo de Paz, dejar en paz, descansar en paz
El dúo con Streisand abrió el especial. — Caramon'un ikizi Raistlin'le yıldızı barışmamıştır.
¡Que reine la paz en nuestro tiempo!
İtalyancaarmonia, pace, ravvicinamento, riconciliazione (dişil) /ar.moˈni.a/
harmony (agreement or accord) · harmony (pleasing combination of elements, or arrangement of sounds) · harmony (the academic study of chords)
çekim: çoğul armonie
eş: accordo, concerto, consonanza, euritmia, accordo, coerenza
köken: Borrowed from Latin harmonia, from Ancient Greek ᾰ̔ρμονῐ́ᾱ (hărmonĭ́ā).
Il giovane diviene furioso e medita vendetta. — Genç bununla barışmayıp intikam alma kararını alır.
Rusçaпримирение (nötr) /prʲɪmʲɪˈrʲenʲɪje/
reconciliation (the reestablishment of friendly relations; conciliation or rapprochement)
çekim: çoğul примире́ния · tamlayan примире́ния
eş: замирение, перемирие, мир, согласие
köken: примири́ть (primirítʹ) + -е́ние (-énije)
Мирная жертва являлась прообразом нашего примирения с Богом через жертву Исуса Христа. — Esenlik kurbanı İsa Mesih'in kurban edilmesiyle Tanrı'yla barışmamız bir prototipti.
Arapçaأَمْن, إِصْلَاح, سَلَام, سِلْم, صُلْح, مُصَالَحَة
قبل بدء المحادثة يجب أن يقف المرسل والمستقبل في وضع الابتداء. — Sonrasında filmin anlatıcısı konşmaya başlayıp barışmalarının ardından gelecekte yaşananları özetler.
Farsçaآرامِش, آشْتی
Azericebarışdırma, barışıq, barışma, sülh /bɑrɯˈʃɯχ/
peace, armistice, truce (formal agreement to end fighting)
çekim: çoğul barışıqlar · tamlayan barışığın
köken: From barış- + -ıq.
Kazakçaбейбітшілік, бітістіру, елдестіру, келісу, татуласу, тыныштық
peace · peacefulness
eş: тыныштық
köken: бейбіт (beibıt) + -шілік (-şılık)
Özbekçesulh, tinchlik, yarash
peace (tranquility, quiet, harmony; absence of violence)
çekim: çoğul sulhlar
köken: Borrowed from Arabic صُلْح (ṣulḥ).
Tatarcaтынычлык
Felemenkçepeis, rust, verzoening, vrede, vrede met zichzelf (dişil) /ˈpɛi̯s/
peace
eş: pais
köken: From Middle Dutch pais, borrowed from Old French pais, from Latin pax, from Proto-Italic *pāks, from Proto-Indo-European *péh₂ḱ-s (“peace”). Cognate to English peace and French paix.
aile: peis en vree
Ik heb geprobeerd haar te verdragen, maar het was onmogelijk. — Onunla barışmaya çalıştım ama mümkün olmadı.
Portekizceconciliação, reconciliação (dişil) /kõ.si.li.aˈsɐ̃w̃/
reconciliation (the reestablishment of friendly relations; conciliation or rapprochement)
çekim: çoğul conciliações
köken: From Latin conciliātiōnem.
serenity, equanimity · calm, quiet, peaceful
çekim: tamlayan γαλήνης
Ελπίζει να ειρηνεύσει με τον Ενρίκο και να παντρευτούν με τη Λουτσία. — Enrico ile barışmak ve Lucia ile evlenmek istemektedir.
Japonca和睦, 和解, 平和, 平安, 平静 /β̞a̠bo̞kɯ̟/
harmony
Çinceтэпин, хәпин, 和平, 和睦相處 /和睦相处, 平靜 /平静, 治安 /xɤ³⁵ pʰiŋ³⁵/
peace (state free of war or animosity) · Rosa Peace (rose cultivar)
zıt: 兵戈, 兵戎, 兵火, 兵革, 戎機, 戎机
爭取持久和平
争取持久和平
雙方都做了妥協以求和平。
Korece화해 /ɸwa̠ɦɛ/
reconciliation, settlement
köken: Sino-Korean word from 和解 (“to reconcile settle”).
그리하여 그녀는 우라노스에게 응징을 가하고 이들을 구출하려는 마음을 먹고 계획을 세운다. — Lia onunla kavga eder, sonra barışmak ister.
reconciliation, atonement
çekim: çoğul försoningar · tamlayan försonings
köken: From försona + -ing
aile: försoningsdag, försoningskommission, försoningslära, försoningsoffer
tillika skolen I offra en syndoffersbock till att bringa försoning för eder.
Ty om redan deras förkastelse hade med sig världens försoning, vad skall då deras upptagande hava med sig, om icke liv från de döda?
ett tempel för allkristliga möten och försoningar
Lehçemir, pogodzenie, pojednanie, pokój, porozumienie, rekoncyliacja (eril) /ˈmir/
respect (admiration for a person or entity because of perceived merit) · peace (absence of conflict, violence, or war) · special protection granted by a monarch to certain individuals or places
çekim: çoğul miry · tamlayan miru
eş: obszczina
köken: Inherited from Old Polish mir, mier.
Jego Duch nie może zaznać spokoju i pragnie zemsty. — Genç bununla barışmayıp intikam alma kararını alır.
Ukraynacaприми́рення, спокі́й
В мирний час вони постачали братчикам продовольство. — Barışma ziyafetinde babalarının önüne yemek diye koydu.
Hintçeअमन, आराम, क़रार, चैन, पुनर्मिलन, शांति (eril) /ə.mən/
peace, tranquility
çekim: çoğul अमनों
köken: Borrowed from Arabic أَمْن (ʔamn).
harmony (agreement or accord) · harmony (pleasing combination of elements, or arrangement of sounds)
çekim: çoğul harmoniat · tamlayan harmonian
köken: Borrowed from Latin harmonia, from Ancient Greek ᾰ̔ρμονῐ́ᾱ (hărmonĭ́ā).
aile: harmoniikka, harmonioida, harmoniaoppi, vokaaliharmonia
rest (absence of motion) · rest · calm
çekim: çoğul klidy · tamlayan klidu
eş: ticho, stání, mír, pokoj
zıt: neklid, pohyb
köken: Inherited from Old Czech kľud.
klid na lůžku
Rumencearmonie, împăcare, liniște, reconciliere (dişil) /ar.moˈni.e/
harmony (agreement or accord) · harmony (pleasing combination of elements, or arrangement of sounds) · harmony (the academic study of chords)
çekim: çoğul armonii · tamlayan armonii
köken: Borrowed from French harmonie, from Latin harmonia, from Ancient Greek ᾰ̔ρμονῐ́ᾱ (hărmonĭ́ā).
Regența lui Biron a durat exact trei săptămâni. — Gallagher kardeşlerin barışması üç hafta sürdü.
Macarcabéke, békesség, egyeztetés, elszámolás, kibékülés, kiengesztelődés /ˈbeːkɛ/
peace (no war) · peace treaty, conclusion of peace
çekim: çoğul békék
köken: Of unknown origin.
aile: békesség, megbékél, békés, békétlen, kibékít, megbékít, összebékít, kibékül, megbékül, összebékül
İbraniceשַׁלְוָה, שָׁלוֹם
Latincepax (dişil) /ˈpaːks/
peace · rest, quiet, ease · grace (esp. from the gods)
çekim: çoğul pācēs · tamlayan pācis
zıt: seditio, tumultus, turba, inquies, concursus
köken: From Proto-Italic *pāks, from Proto-Indo-European *péh₂ḱ-s (“peace”), from the root *peh₂ḱ- (“to join, to attach”).
aile: pācālis, pācātē, pācātiō, pācātor, pācātōrius, pācātum, pācātus, pācifer, pācificō, pācificus
Donec, infecta pāce, ad arma desilirent.
Requiēscat in pāce.
Dancaforsoning, ro, sindsro, sjælefred /fɔrˈsoːniŋ/
reconciliation
çekim: tamlayan forsonings
köken: forsone + -ing
På dette tidspunktet vendte begivenhederne sig til Karls fordel. — Bu barışma Henry'nin yararlarına dokundu.

Örnek Cümleler

Barışma zamanı.
It's time to bury the hatchet.
Barışma, elbette daha hayırlıdır.
Peace is better.
Tom Mary ile barışmaya karar verdi.
Tom decided to make it up to Mary.
İki erkek kardeş asla barışmadılar.
The two brothers never reconciled.
Onunla barışmaya çalıştım ama mümkün olmadı.
I tried to make up with her, but it was impossible.
Gallagher kardeşlerin barışması üç hafta sürdü.
The whole Battle of Vegas lasted 3 days.
Fakat affdeip barışmayı esas alanın ücretini bizzat Allah verir.
But whoever pardons and makes reconciliation, his reward lies with God.
(Karı ve koca) barışmayı isterlerse ALLAH ikisinin arasını bulur.
If they wish to reconcile, God will bring them together.
Kafkasya ve Hazar halklarının çoğu, Roma ile barışmak için elçiler gönderdi.
Many of the tribes of the Causasus and Caspian sent envoys to conclude peace with Rome.
Tenis dünyasının yükselen yıldızıdır ve Gong-chan ile barışmayı umarak Kore'ye döner.
A rising star in the tennis world, she returns to Korea hoping to reconcile with Gong-chan.
Simon, Yüce Babıali ile barışmak zorunda kaldı ve yıllık bir haraç ödemeyi kabul etti.
Simon had to make peace with the Sublime Porte and agreed to pay an annual tribute.
Kocaları da bu arada barışmak isterlerse, onları geri almağa daha çok hak sahibidirler.
Their husbands would do well to take them back in that case, if they wish to be reconciled.
barışma ile daha fazla örnek cümle →