inflection of adelig: · strong nominative/accusative plural · weak nominative all-gender singular
🔊 Die beiden sind Nachbarn und gehen auf dieselbe Schule. — Kızlarla yaşıttır ve onlarla aynı okula gider.
equal · indifferent, of no importance to
köken: Inherited from Old French egal, igal, a semi-learned borrowing from Latin aequālis, displacing inherited Old French evel, ivel, oel, uel. Alternatively, and even more likely, borrowed from Old Occitan egal, where this phonetic outcome is regular.
aile: à armes égales, à l'égal de, à travail égal, salaire égal, ça m'est égal, d'égal à égal, également, égaler, égalité, faire jeu égal, sans égal
🔊 Tout comme son cousin, il travaille très jeune à la mine. — Yaşıtları gibi o da küçük yaşlarda çiftçilik yaptı.
coeval (of the same age) · contemporaneous
eş: contemporáneo
köken: Borrowed from Latin coaetāneus.
🔊 Tienen la edad de D.W. y van a la misma escuela que ella. — Kızlarla yaşıttır ve onlarla aynı okula gider.
the same age; as old as · contemporary (of the same time period)
çekim: çoğul coetanei
eş: della stessa età, della stessa generazione, coevo
köken: From Late Latin coetāneus, coaetāneus, derived from Classical Latin aetās (“age”).
🔊 Intanto le bambine crescono e vanno insieme a scuola. — Kızlarla yaşıttır ve onlarla aynı okula gider.
🔊 Marco e Giovanni sono coetanei.
🔊 Она заботится о храме, и ходит в ту же школу что и девушки. — Kızlarla yaşıttır ve onlarla aynı okula gider.
🔊 جون في عمر أخي. — John kardeşimle yaşıt.
peer, match, equal · counterpart
köken: From هم (ham) + تا (tâ).
of equal age
çekim: çoğul yaşıdlar · tamlayan yaşıdın
köken: By surface analysis, yaş + -ıd. Cognate with Turkish yaşıt. The function of the suffix is unclear.
leeftijdgenoot / leeftijdgenote
🔊 Er was één kleine jongen, erg klein voor zijn leeftijd. — Ama küçük bir çocuk vardı, yaşıtlarına göre çok küçük.
to peek at; to peer (to observe while hidden) · to lurk (to move about in hiding) · to analyse; to examine (to inspect carefully or critically)
çekim: geçmiş espreitei · ortaç espreitado · şimdiki espreita
köken: From Old Galician-Portuguese espreitar, probably from Vulgar Latin *explicitāre, frequentative of explicāre.
🔊 Educação a distância. o estado da arte. — Cinsel içerikli sanatın tarihi, sanat tarihi ile yaşıttır.
polite · noble, aristocratic
çekim: karşılaştırma ευγενέστερος · üstünlük ευγενέστερος
eş: αριστοκρατικός
köken: From Ancient Greek εὐγενής (eugenḗs).
being born in the same year, or someone born in the same year
köken: Alteration of 同じ年.
🔊 彼は村で最も貧しい家庭の1つの子供だったのですが — Ama küçük bir çocuk vardı, yaşıtlarına göre çok küçük.
noble; aristocrat
köken: Sino-Korean word from 貴族. Displaced native Middle Korean 어비〮ᄆᆞᆮ (Yale: èpímòt).
🔊 하지만, 나이보다 체구가 작은 어떤 남자아이가 있었는데, — Ama küçük bir çocuk vardı, yaşıtlarına göre çok küçük.
peer, crony, associate, companion
çekim: çoğul gelikar · tamlayan gelikes
köken: Etymology tree Proto-Indo-European *ḱe? Proto-Indo-European *ḱóm Proto-Germanic *ga- Proto-Indo-European *leyg-der. Proto-Germanic *līkąder. Proto-Germanic *-līkaz Proto-Germanic *galīkaz Proto-West Germanic *galīk Old Saxon gilīk Middle Low German gelikbor. Swedish gelike Borrowed from Middle Low German gelik, from Old Saxon gilīk, from Proto-West Germanic *galīk, from Proto-Germanic *galīkaz,…
🔊 Även om de fortfarande lever så är deras tillvaro långt ifrån god. — Performansı fena olmasa da yaşıtlarına göre pek iyi bir işlemci değildir.
chłopiec mający jeden rok
eş: równolatek, rówieśnik
🔊 Razem dorastali i uczęszczali do tej samej szkoły. — Kızlarla yaşıttır ve onlarla aynı okula gider.
equivalent, parallel, comparable, equal, peer
çekim: çoğul समकक्षों
köken: Borrowed from Sanskrit समकक्ष (samakakṣa).
age-mate, peer (one who is the same age as another)
çekim: çoğul ikätoverit · tamlayan ikätoverin
köken: ikä (“age”) + toveri (“mate”)
🔊 Eddie on 10-vuotias ja käy normaalia koulua. — Fred 13 yaşında ve yaşıtları gibi normalce okula gitmektedir.
🔊 He ovat ikätovereita.
to stare
çekim: geçmiş civěla · ortaç civěla · şimdiki civí
eş: zírat, čumět, vejrat
köken: Compare Slovak civieť.
equal
köken: egyen- + rangú
aile: egyenrangúság, egyenrangúsít
🔊 Volt ott egy kis srác, a korához képest igen kicsi. — Ama küçük bir çocuk vardı, yaşıtlarına göre çok küçük.
🔊 אבל היה ילד אחד קטן, מאוד קטן לגילו. — Ama küçük bir çocuk vardı, yaşıtlarına göre çok küçük.
of (roughly) the same age, peer
köken: jævn + aldrende
🔊 Men der var en lille dreng, meget lille for hans alder. — Ama küçük bir çocuk vardı, yaşıtlarına göre çok küçük.
the same age · balance · parallel
çekim: çoğul sebaya-sebaya
köken: Affixed baya + se-.
🔊 Begitu pula rekan-rekannya yang lain, yang dalam setahun mencapai sebelas orang. — Ancak kendi yaşıtı olan kimselerle yan yana yürüyebilirdi.
🔊 Но имаше едно малко момче, много дребно за годините си. — Ama küçük bir çocuk vardı, yaşıtlarına göre çok küçük.
peer (noble)
çekim: çoğul pēri · tamlayan pēra