Ana içeriğe geç
Sözlük
/
fazilet

fazilet

noun
TR → EN
↔ ters çevir
"fazilet" kelimesinin İngilizcesi: merit, virtue, grace, merit, virtue. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelmeritnoun
Genelvirtuenoun
Genelgrace
Genelmerit
Genelvirtue
Genelexcellence
Genelgoodness
Genelvirtue
Genelvirtue

Çekim Tablosu

Belirtme (-i)fazileti
Yönelme (-e)fazilete
Bulunma (-de)fazilette
Çıkma (-den)faziletten
Tamlayan (-in)faziletin
Çoğul (-ler)faziletler

Tanım

isim: erdem

Diğer Dillerde

grace (elegant movement, poise or balance) · elegance
eş: Eleganz, Schönheit
köken: From Middle High German anemuot.
aile: anmutig, anmutsvoll
Virtue selbst dreht Laster, wird falsch angewandt;Fazilet kendisi kötülük, yanlış uygulanmış olan döner;
grace (short prayer before or after a meal)
çekim: çoğul bénédicités
köken: Borrowed from Latin benedīcite, a plural imperative of benedīcō (“to bless, to praise”) found as the first word of several grace prayers. Doublet of bénissez, second-person plural imperative of bénir.
Un accueil moral et physique.Ahlaklı ve faziletli bir kişiliğe sahiptir.
to award · to shower (with) · to make (someone) look graceful
çekim: geçmiş agracié · ortaç agraciado · şimdiki agracia
eş: favorecer
köken: From a- + gracia + -ar.
Excepto: majestad y sus compuestos y derivados (majestuosidad, majestuosamente).Zira şeriat, sebeb-i saadet ve adâlet-i mahz ve fazilettir.
to embellish, to adorn, to beautify · to embellish, to exaggerate · to become beautiful
çekim: geçmiş abbellìto · ortaç abbellìto · şimdiki abbellìsce
eş: adornare, arricchire, decorare, guarnire, impreziosire, infiocchettare
zıt: imbruttire
köken: From a- + bello + -ire.
aile: abbellirsi
Contiene le virtù morali e l'abilità di distinguere tra bene e male.Manevi faziletleri ve iyi ile kötüyü ayırt etme kapasitesini ihtiva eder.
Мол, все хорошее, это наша заслуга.Fadıl; faziletli, erdemli demektir.
المحمدي، فاضل مصلح.Fadıl; faziletli, erdemli demektir.
Farsçaسپاسه, منت, ناز /min.ˈnat/
favor, grace; action that causes the receiver to be thankful · obligation, indebtedness (for a favor)
köken: Borrowed from Arabic مِنَّة (minna).
شناخته است که منّت خدایراست همی به خلق برننهد منّت او ز بهر عطا
Felemenkçeelegantie, genade, goedheid, gratie, uitstel van betaling (dişil) /ˌeːləˈɣɑn.si/
elegance
köken: Borrowed from Latin elegantia.
Deugd zelf draait vice, wordt verkeerd toegepast;Fazilet kendisi kötülük, yanlış uygulanmış olan döner;
Portekizcebondade, carência, engraçar, graça, Graça, graças (dişil) /bõˈda.d͡ʒi/
goodness, kindness, mildness · indulgence
çekim: çoğul bondades
zıt: maldade
köken: From Old Galician-Portuguese bondade, from Latin bonitātem.
Virtude própria vira vice, sendo mal aplicado;Fazilet kendisi kötülük, yanlış uygulanmış olan döner;
Os chineses dizem: a bondade gera bondade e o mal gera punição.
γυναικείο όνομα
Αρετή μόνη της μετατρέπεται αντιπρόεδρος, μη εφαρμογή?Fazilet kendisi kötülük, yanlış uygulanmış olan döner;
elegant, refined
『ウサビッチ』 第2部の第21話に登場。Fazilet Partisi'nden XXI.
インテリジェントで、しかも優雅で温良な人柄が、全身から放散しているような気がした。
Root of 우아하다 (uahada, “to be elegant”) / 우아스럽다 (uaseureopda, “to appear elegant”). Rarely used alone.
köken: Sino-Korean word from 優雅
처음 이름은 필현(弼賢)이고 자는 정보(正甫)인데 뒤에 필균으로 고쳤다.Bilinen ilk adı Zülfazl'dır ("Çok faziletli").
standstill, ceasefire · break, reprieve, respite, moratorium
çekim: çoğul anstånds · tamlayan anstånds
köken: From Middle Low German anstant.
CUD nedärvs autosomalt recessivt.Recep Ayı'nın faziletiyle ilgili hadisler çoktur.
good, goodness (state or characteristic of being good) · good (that which is produced, traded, bought, or sold) · estate (landed property owned or controlled by a government or a department of government)
çekim: çoğul dobra · tamlayan dobra
zıt: zło
köken: Etymology tree Old Polish dobro Polish dobro Inherited from Old Polish dobro. By surface analysis, dobry + -o.
aile: z dobra woli, dobro wspólne
Cnota się okazuje versa, jest niewłaściwie;Fazilet kendisi kötülük, yanlış uygulanmış olan döner;
performing, carrying out; manner · beauty; elegance; grace
çekim: çoğul अदाएँ
köken: Borrowed from Classical Persian ادا (adā), from Arabic أَدَاء (ʔadāʔ).
mercy, clemency · grace
çekim: çoğul armot · tamlayan armon
köken: From Proto-Finnic *armo (compare Estonian arm, Ingrian armo, Livonian arm, Votic armo). Probably equivalent to arma- + -o.
aile: armelias, armias, armoinen, armoittaa, armollinen, armoton, armoistuin, armokuolema, armolahja, armoleipä
Virtue itse kääntyy päin, syrjäytetään;Fazilet kendisi kötülük, yanlış uygulanmış olan döner;
anoa armoa
Peli on suunniteltu lauantaiksi, mutta olemme vielä sään armoilla.
Jumalan armo
Çekçedobrota (dişil) /ˈdobrota/
goodness (of people) · good meal
çekim: çoğul dobroty · tamlayan dobroty
köken: Inherited from Old Czech dobrota, from Proto-Slavic *dobrota. By surface analysis, dobrý + -ota.
aile: dobrotivý, pro dobrotu na žebrotu, za dobrotu na žebrotu
Dřív byl nazýván hříchem smutku (lat. tristitia).Bilinen ilk adı Zülfazl'dır ("Çok faziletli").
kindness, goodness, benevolence, kindliness, benignity · bounty (generosity) · delicacy, dainty (food)
çekim: çoğul bunătăți · tamlayan bunătăți
zıt: răutate
köken: Inherited from Latin bonitās, bonitātem, corresponding to bun + -ătate. Compare Aromanian bunãtati.
aile: îmbunătăți
Virtutea se opreşte în mod invers, fiind aplicat în mod eronat;Fazilet kendisi kötülük, yanlış uygulanmış olan döner;
charm, grace, gracefulness
çekim: çoğul bájak
aile: bájos
Az idegenek és a szolgaféle népek ebbe a meleg fürdőbe járnak.”Vatanseverlik ve fazilet bu mukaddes rehberin hizmetine yardımcı olmaktır.”
to camp · to park
çekim: geçmiş חָנִיתָ
köken: Related to חַנּוּן (ḥanún, “merciful, gracious, compassionate”).
Virtue עצמו פונה סגן, שלא כהלכה;Fazilet kendisi kötülük, yanlış uygulanmış olan döner;
וַיִּסְעוּ מֵרְפִידִים, וַיָּבֹאוּ מִדְבַּר סִינַי וַיַּחֲנוּ בַּמִּדְבָּר; וַיִּחַן־שָׁם יִשְׂרָאֵל נֶגֶד הָהָר.
Latincebonitās, gratia, gratia deis (dişil) /ˈɡraː.ti.a/
grace · thankfulness · thanks (see grātiās agō, grātiās habeō)
çekim: çoğul grātiae · tamlayan grātiae
köken: From grātus (“pleasing”) + -ia. Related to Sanskrit गूर्ति (gūrtí, “praise, welcome, benediction”).
aile: ars grātiā artis, exemplī grātiā, grātia grātiam parit, grātiās ago, grātiōsus
alicui grātiās agere
Deō grātiam habeāmus
apud Lentulum pōnam tē in grātiam
De står også for visdom ved sine utbulende forhoder.Bu kişiler ilim ve faziletlerinden dolayı hoş tutulmuşlardır.
Endonezcekasih karunia, rahmat /rahmat/
blessing, grace, godsend
çekim: çoğul rahmat-rahmat
köken: From Malay rahmat, from Arabic رَحْمَة (raḥma).
Adz-Dzahabi berkata, "Padanya berakhir kepintaran dan kejelian berfikir.Davûd-i Ta’î ilim ve fazilette yüksek idi.
Vietnamcalòng tốt
Đức hạnh tự nó biến phó, được misapplied;Fazilet kendisi kötülük, yanlış uygulanmış olan döner;
kindness, benevolence · good deed, favor
çekim: çoğul добрини́
köken: From Proto-Slavic *dobrina. Equivalent to добъ́р (dobǎ́r) + -ина́ (-iná).
Добродетелта себе си се превръща заместник, е неправилно;Fazilet kendisi kötülük, yanlış uygulanmış olan döner;
Litvancagera, gerumas /ɡʲɛˈrɐ/
nominative/instrumental/vocative feminine singular of geras
prayer
çekim: çoğul palved · tamlayan palvete
köken: From paluma + -e. Original -v- was lost in the verb.
Hoone on fassaadiga Suur-Karja tänava poole.Binalar kompleksi Fatih ilçesindeki Fazilet sokağındadır.
favour; kindness. · a title for or term of address to a man of rank or in authority, as a nobleman, public officer, etc. · a title for or term of address to a priest.
köken: พระ (prá, “honorific”, literally “divine; excellent; holy; sacred; etc”) + คุณ (kun, “excellence, goodness; favour, kindness; morality, virtue; etc”). Compare Chinese 圣恩 (shèng'ēn); Khmer ព្រះគុណ (prĕəhkun).
aile: ขอบพระคุณ, เจ้าพระคุณ, พระคุณเจ้า, พระเดชพระคุณ
ขอบพระคุณ
เป็นพระคุณอย่างสูง

Etimoloji

Arapça

Örnek Cümleler

İşte büyük fazilet budur.
That! that is a great grace.
Fazilet Partisi'nden XXI.
"Partizan pobednik 27.
Fazilet onun kendi ödülüdür.
Virtue is its own reward.
Fazilet onun kendi mükafatıdır.
Virtue is its own reward.
Davûd-i Ta’î ilim ve fazilette yüksek idi.
Al-Dhahabi said, “He was from the oceans of knowledge.
Onların hepsi sabır fazileti ile bezenmişlerdi.
They were men of fortitude,
Evlere arka taraftan girmeniz fazilet değildir.
It is not a righteous act to enter houses from the back.
Ve her fazilet sahibine layık olduğu ihsanı versin.
He giveth His bounty unto every bountiful one.
Allah'ı namazla anmak, elbette en büyük fazilettir.
And the remembrance of God is greater.
Fazilet kendisi kötülük, yanlış uygulanmış olan döner;
Virtue itself turns vice, being misapplied;
Andolsun ki, biz Davud'a tarafımızdan bir fazilet verdik.
And indeed We bestowed grace on David from Us (saying): "O you mountains.
Annesinin adı Fazilet Aksoy babasının adı Ahmet Aksoy’dur.
His mother's name is Fazilet Aksoy, his father's name is Ahmet Aksoy.
fazilet ile daha fazla örnek cümle →
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod