1952'de doçent oldu.
It was derelict in 1952.
O, görevden kaçtığı için askeri mahkemede yargılandı.
He was court-martialed for dereliction of duty.
Ancak felaket burada da peşlerine bırakacak gibi değildir.
Not to be deterred, he follows the derelict as he leaves.
Bu sırada hava gittikçe bozmuş ve pis bir yağmur başlamıştır.
The railway was then shut and soon began to display signs of dereliction.
Bu yüzden Cape Town yakınlarında terk edilmiş bir otel satın aldık.
So we bought a derelict hotel near Cape Town.
Kanarya Adaları'na kadar sürüklenen, terk edilmiş ve “gezen tehtid” olarak kaldı.
She remained a derelict and “menace to navigation”, drifting as far as the Canary Islands.
Ana bina 3o yıl Savaşları sırasında yıkılmış ve 1680-1681 yıllarında yeniden yapılmıştır.
The main building became derelict during the Thirty Years War, but was rebuilt in 1680–81.
1949 yılında kapaksız bir şekilde fotoğrafçı Donald Muggeridge tarafından fotoğraflanmıştır.
It was derelict and capless by 1949 when photographed by Donald Muggeridge.