buruşuk
/bu.ɾuˈʃuk/
adj
C2 seviye
TR → EN
"buruşuk" kelimesinin İngilizcesi: crease, crisp, rugate ,rugose, rugous, wrinkle, wizened. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.
Çeviri
Genelcrease
Genelcrisp
Genelrugate ,rugose, rugous
Genelwrinkle
Genelwizened
Genelwizened
Görsel







Çekim Tablosu
Çoğul (-ler)buruşuğuz
Tanım
•(Argo) yaşlı, ihtiyar
•gerginliği, düzgünlüğü kalmamış, buruşmuş olan.
•Gerginliği, düzgünlüğü kalmamış, buruşmuş olan
Diğer Dillerde
to age
çekim: geçmiş alterte · ortaç gealtert · şimdiki altert · ulaç alternd
köken: From Middle High German altern, from Old High German *altarōn (only attested as the past participle gialdaroda), from Proto-West Germanic *aldarōn.
aile: Alterung
Die Beine sind fadenartig (ebenfalls schlank und lang). — Derileri ince ve buruşuktur.
Fransızcaaspérité, croquant, croustillant, froisser, net, plisser (dişil) /as.pe.ʁi.te/
asperity · ruggedness
çekim: çoğul aspérités
köken: From Latin asperitātem.
Vous devez vous ont remarqué combien usés, ridée, et ils étaient tachés. — Aşınmış, nasıl söylediği, kendinize gerekir , buruşuk ve lekeli.
İspanyolcaajar, ajarse, arruga, arruga f ruga, arrugar, arrugarse /aˈxaɾ/
to fade, wither · to wear out · to wrinkle
çekim: geçmiş ajé · ortaç ajado · şimdiki aja
köken: From older ahajar, from Old Spanish haja, probably from Vulgar Latin *fallia (“defect”), from Latin fallĕre.
Un día seré fea como un monstruo, llena de arrugas. — Bir gün ben de buruşuk bir kocakarı canavar olacağım.
El sol ajó las flores.
Se te olvidó regar esta planta, así que se ajó.
El sol y la humedad suelen ajar las alfombras.
İtalyancaasperità, crepa, croccante, grinza, imperfezione, irregolarità (dişil) /as.pe.riˈta/
asperity
eş: ruvidezza, ruvidità, asprezza, sporgenza, scabrosità, difficoltà
köken: Borrowed from Latin asperitātem.
Un giorno, sarò anch'io un mostro di donna, piena di rughe. — Bir gün ben de buruşuk bir kocakarı canavar olacağım.
Rusçaморщинистый, смятый, помятый /mɐrˈɕːinʲɪstɨj/
wrinkled, puckered
eş: съёженный, съёжившийся
köken: морщи́на (morščína) + -истый (-istyj)
Однажды и я стану уродливой морщинистой старухой. — Bir gün ben de buruşuk bir kocakarı canavar olacağım.
Arapçaتَجَعُّد, جَعْدَة
وركبتيه ما تمنيت أن أرى. يجب أن يكون لاحظ نفسك كيف البالية ، — Dizleri görmek istediği şey. Aşınmış, nasıl söylediği, kendinize gerekir , buruşuk ve lekeli.
Farsçaآژنگ, چروک /t͡ʃu.ˈroːk/
wrinkle
fold (bend or crease) · folding · package, bundle, parcel
çekim: çoğul bükümlər · tamlayan bükümnn
köken: From bük- + -üm.
Kazakçaәжім, қытырлақ
wrinkle (on skin)
Özbekçeajin
to crease, rumple · to cause to crease, rumple
çekim: geçmiş kreukten · ortaç gekreukt · şimdiki kreukt · ulaç kreukend
eş: kreukelen
köken: From Middle Dutch croken, from Old Dutch *krōkon, from Proto-West Germanic *krōkōn, equivalent to kreuk (“wrinkle”) + -en.
U moet zelf hebben opgemerkt hoe gedragen, gerimpeld, en bevlekt waren. — Aşınmış, nasıl söylediği, kendinize gerekir , buruşuk ve lekeli.
Portekizcealegre, amassar, animado, congelante, crocante, festivo /aˈlɛ.ɡɾi/
happy · joyful, cheerful · a bit drunk, tipsy
çekim: karşılaştırma mais alegre · üstünlük o mais alegre
eş: contente, feliz, souril, jubilante
köken: From Old Galician-Portuguese alegre, from Vulgar Latin *alecrem, from Latin alacer. Doublet of alegro.
aile: alegrar, alegremente
Um dia, irei ser a velha mulher de um monstro, cheia de rugas. — Bir gün ben de buruşuk bir kocakarı canavar olacağım.
πτυχή, τσαλάκωμα σε ασιδέρωτο ρούχο
Πόσο σε πληρώνουν... ...για τη ζαρωμένη πόρνη μάνα σου? — Ananın buruşuk a.cığı için... ...ne kadar ödüyorlar?
Japoncaしわが寄る, 皺ばむ
しわ、とステンド彼らがいた。彼らは穴を掘るのものと時間について語った。 — Dizleri görmek istediği şey. Aşınmış, nasıl söylediği, kendinize gerekir , buruşuk ve lekeli.
Korece주름지다
그의 무릎은 내가보고 싶었던 것이었다. 당신은 착용 방법은 철로 된 보조기 직접해야 — Dizleri görmek istediği şey. Aşınmış, nasıl söylediği, kendinize gerekir , buruşuk ve lekeli.
İsveççerynka, skrynkla, skrynkla sig
a wrinkle
çekim: çoğul rynkor · tamlayan rynkas
köken: From Old Swedish rynkia
En dag kommer jag att vara en skrynklig gammal kvinna. — Bir gün ben de buruşuk bir kocakarı canavar olacağım.
rynkor i pannan
Lehçemarszczyć, marszczyć się, pomarszczyć, zmarszczka, zmarszczyć, zmarszczyć się /ˈmar.ʂt͡ʂɘt͡ɕ/
to wrinkle, to furrow (e.g. one's eyebrows) · to ripple (e.g. of a water's surface)
çekim: geçmiş marszczono · şimdiki marszczy
eş: ściągać, karbować, przymarszczać
köken: Etymology tree Proto-Slavic *mъrščiti Polish marszczyć Inherited from Proto-Slavic *mъrščiti.
Złaź stamtąd! Kto cię każe tak bredzić. — Ananın buruşuk a.cığı için... ...ne kadar ödüyorlar?
Ukraynacaзмо́ршка
Ковкий та гнучкий. — Derileri ince ve buruşuktur.
Fincebugi, juonne, kähärä, kähäräinen, karehtiva, kurtistaa /ˈbuɡi/
çekim: çoğul bugit · tamlayan bugin
köken: From English bug.
aile: buginen
Jonakin päivänä minäkin olen ryppyinen vanha nainen. — Bir gün ben de buruşuk bir kocakarı canavar olacağım.
Çekçevráska (dişil) /ˈvraːska/
wrinkle
çekim: çoğul vrásky · tamlayan vrásky
köken: Inherited from Old Czech vráska. By surface analysis, vrása + -ka.
Kolik se dneska platí za vrásčitou kurvu, jako je tvoje matka?! — Ananın buruşuk a.cığı için... ...ne kadar ödüyorlar?
to fold
çekim: geçmiş cutat · ortaç cutat · şimdiki cutează
köken: From cută.
Trebuie să te purtat cum au remarcat, încreţită, şi se colorează au fost. — Aşınmış, nasıl söylediği, kendinize gerekir , buruşuk ve lekeli.
Macarcabarázda, egyenetlenség, gyűrődés, ránc, ráncol, redő /ˈbɒraːzdɒ/
furrow · sulcus
çekim: çoğul barázdák
köken: Attested since 1130-40 as brazda. From South Slavic brazda, from Proto-Slavic *borzda.
Meg kell magad is megjegyezte, hogy kopott, ráncos, és festett voltak. — Aşınmış, nasıl söylediği, kendinize gerekir , buruşuk ve lekeli.
Latincecaperrō, rūga
curl
çekim: çoğul krøller · tamlayan krølles
köken: From Middle Low German krullen, from Proto-Germanic *kruzlǭ, from Pre-Germanic *grus-, contracted from Proto-Indo-European *gurus- (“twist, curl”), same source as Persian گرس (gors, “braid of hair”).
aile: krøl, krøllefedt, krøllejern, proptrækkerkrølle, slangekrølle, spytkrølle
En dag vil jeg selv blive en rynket gammel kvinde. — Bir gün ben de buruşuk bir kocakarı canavar olacağım.
Endonezcekedut /kəˈdut/
crease, fold, or wrinkle in skin, fabric, and so on;
çekim: çoğul kedut-kedut
köken: Inherited from Malay kedut.
aile: berkedut, mengedutkan
Anda harus sendiri telah mengatakan bagaimana dipakai, keriput, dan bernoda mereka. — Aşınmış, nasıl söylediği, kendinize gerekir , buruşuk ve lekeli.
Vietnamcanếp nhăn
Bạn phải mình đã nhận xét như thế nào mặc, họ đã nhăn nheo, và nhuộm màu. — Aşınmış, nasıl söylediği, kendinize gerekir , buruşuk ve lekeli.
Bulgarcaбръ́чка, гъ́нка, къдрав, нагъвам, накъдрен, начупен /ˈkɤdrɐf/
curly, fizzy, crispy
çekim: karşılaştırma по́-къ́драви · üstünlük на́й-къ́драви
köken: Inherited from Proto-Slavic *kǫdravъ, *kǫdřavъ, cognate with Macedonian кадрав (kadrav), Russian ку́дрявый (kúdrjavyj). Morphologically equivalent to къ́дря (kǎ́drja, “to curl hair”) + -ав (-av).
И колко ти плащат сега... ...за да те пляскат по задника, ти шибана курво майчина! — Ananın buruşuk a.cığı için... ...ne kadar ödüyorlar?
къ́дравa коса́
Slovakçakrčiť, pokrčiť, vráskavieť, záhyb, zvráskavieť /kr̩t͡ʃic/
to wrinkle · to bend
çekim: geçmiş bol by som krčil · şimdiki krčí · ulaç krčiaci
Musíte si poznamenali, ako opotrebovaný, vráskavá, a farebné boli. — Aşınmış, nasıl söylediği, kendinize gerekir , buruşuk ve lekeli.
Eş & Zıt Anlamlılar
Örnek Cümlelerburuşuk ile daha fazla örnek cümle →
Gömleğin buruşuk.
Your shirt is wrinkled.
Buruşuk yatağını yap.
Make your bed!
Derileri ince ve buruşuktur.
Its shoulders are oblique and muscled.
Mavi ceketi kirli ve buruşuktu.
His blue coat was dirty and wrinkled.
Onun kravatları her zaman buruşuk.
His ties were always wrinkled.
Tom yerde bir parça buruşuk kağıt buldu.
Tom found a crumpled piece of paper on the floor.
Yaprağın yüzeyi ağ gibi pürüzsüz veya buruşuktur.
The surface of a leaf is smooth or wrinkled like a net.
Tom çöp kutusuna uzandı ve buruşuk bir mektup çıkardı.
Tom reached into the trash can and pulled out a crumpled letter.
Aşınmış, nasıl söylediği, kendinize gerekir , buruşuk ve lekeli.
You must yourself have remarked how worn, wrinkled, and stained they were.
Mısırlı kadınlar nadiren yaşlanmış ve buruşuk olarak tasvir edilmiştir.
Egyptian women were seldom depicted as ageing and wrinkled; there were standards to be met.