acımak
/a.d͡ʒɯˈmak/
verb
C2 seviye
TR → EN
"acımak" kelimesinin İngilizcesi: deplore, hurt, pity, smart, sting. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.
Çeviri
Geneldeplore
Genelhurt
Genelpity
Genelsmart
Genelsting
Genelache
Genelhurt
Genelsmart
Genelache
Genelhurt
Genelsmart
Çekim Tablosu
Geniş zamanacır
Geniş (olumsuz)acımam
Şimdiki zamanacımakta
Gelecek zamanacıyacaklar
Geçmiş zamanacıdı
Şartacısa
Gereklilikacımalı
Emiracı
Tanım
•acılı, ağrılı olmak
•başkasının uğradığı veya uğrayacağı kötü bir duruma üzülmek
•merhamet etmek
•tadı acı duruma gelmek, acılaşmak
•Başkasının acılı durumundan üzüntü duymak
•Başkasının uğrayacağı veya uğramakta bulunduğu üzücü bir halin önüne geçme arzusunu duymak
•Tadı bozulmak, acı duruma gelmek
•Acılı, ağrılı olmak
Diğer Dillerde
Almancagescheit, klug, quälen, schmerzen, verletzen, verletzt /ɡəˈʃaɪ̯t/
clever, intelligent, wise · reasonable, proper, decent, useful
çekim: karşılaştırma gescheiter · üstünlük am gescheitesten
eş: clever, intelligent, klug, hinterhältig, listig, schlau
köken: From Middle High German geschīde (“sensible, sly”), derived from schīden. Related to scheiden (“to separate, distinguish”). Based on the notion of “prudent, circumspect” it was associated with scheuen (“to shun, shy away”) and therefore frequently spelt gescheut. The -t thence and through generalisation of final devoicing. Cognate with Vilamovian gysiajt, Bavarian gscheid, and Swabian gscheid.
aile: blitzgescheit, obergescheit, Gescheitheit
Dickon folgte ihr mit einem sonderbaren, fast mitleidig, Blick auf sein Gesicht. — Dickon, yüzünde tuhaf bir, neredeyse acımaktı, görünüm ile onu izledi.
Zwar bin ich geſcheidter als alle die Laffen, / Doctoren, Magiſter, Schreiber und Pfaffen.
Fransızcacompatir /kɔ̃.pa.tiʁ/
to sympathise, empathise, feel for
çekim: geçmiş compati · ortaç compati · şimdiki compatit · ulaç compatissant
eş: s’apitoyer
köken: Borrowed from Latin compati, and adapted as a fourth-conjugation French verb, as with the related pâtir.
aile: compatissant
Dickon la suivait avec une tapette, presque pitié, regard sur son visage. — Dickon, yüzünde tuhaf bir, neredeyse acımaktı, görünüm ile onu izledi.
İspanyolcaadolecer, adolorar, causar daño, damnificar, doler, dolido /adoleˈθeɾ/
to suffer · to fall ill · to make ill
çekim: geçmiş adolecí · ortaç adolecido · şimdiki adolece
köken: Inherited from Old Spanish dolecer. Compare Galician and Portuguese adoecer.
Dickon la siguió con una extraña, casi compasiva, mirada en su cara. — Dickon, yüzünde tuhaf bir, neredeyse acımaktı, görünüm ile onu izledi.
adolecer de defectos insubsanables
past participle of acculturare
Dickon la seguì con uno strano, quasi compassionevole, sguardo sul suo volto. — Dickon, yüzünde tuhaf bir, neredeyse acımaktı, görünüm ile onu izledi.
Rusçaболеть; жалеть, прогоркнуть, прокиснуть
Дикон последовал за ней со странной, почти жалея, посмотрите на его лице. — Dickon, yüzünde tuhaf bir, neredeyse acımaktı, görünüm ile onu izledi.
Arapçaأَلِمَ, جَرَحَ, ذَكِيّ, شَاطِر, وَجِعَ
يتبع Dickon لها مع عليل ، نظرة ، حنون تقريبا على وجهه. — Dickon, yüzünde tuhaf bir, neredeyse acımaktı, görünüm ile onu izledi.
clever, smart, reasonable, sane · good, obedient, amenable, agreeable (willing to comply with)
çekim: karşılaştırma daha ağıllı · üstünlük ən ağıllı
zıt: axmaq, gic, ağılsız
köken: From ağıl + -lı.
ağıllı hərəkət
ağıllı siyasət
ağıllı məsləhət
Özbekçeaqlli, bilimli, og'rimoq
Tatarcaакыллы
intelligent, clever, bright
köken: акыл (aqıl, “intellect”) + -лы (-lı, “affix used to form adjectives from nouns”).
Акыллы кеше
Felemenkçebeklagen /bəˈklaːɣə(n)/
to lament, grieve · to complain
çekim: geçmiş beklaagden · ortaç beklaagd · şimdiki beklaagt · ulaç beklagend
köken: From Middle Dutch beclagen. Equivalent to be- + klagen.
aile: beklagelijk, beklager, beklagenswaardig, beklaging
Dickon volgde haar met een vreemde, haast medelijden, blik op zijn gezicht. — Dickon, yüzünde tuhaf bir, neredeyse acımaktı, görünüm ile onu izledi.
Portekizcealeijar, doer, esperto, ferido, inteligente, machucado /a.le(j)ˈʒa(ʁ)/
to disable (to impair the physical or mental abilities of) · to hurt · to get hurt
çekim: geçmiş aleijei · ortaç aleijado · şimdiki aleija
köken: From aleijão (“deformity”) + -ar (verb-forming suffix).
Dickon seguiu com um estranho, quase compassivo olhar, no rosto. — Dickon, yüzünde tuhaf bir, neredeyse acımaktı, görünüm ile onu izledi.
Yunancaλυπώ, πληγώνω, πονώ, τραυματίζω, χτυπώ /liˈpo/
to sadden, distress
çekim: geçmiş λύπησα · ortaç έχοντας λυπήσει · şimdiki λυπεί · ulaç λυπώντας
köken: Inherited from Ancient Greek λυπῶ (lupô), contracted form of λυπέω (lupéō).
Όχι έλεος! — Acımak yok!
Japonca上品な, 傷つける, 傷付いた, 傷付ける, 優雅な, 悧巧な /kʲizɨt͡sɨ̥ke̞ɾɯ̟/
to injure; to cause injury to · to hurt someone's feelings
çekim: geçmiş 傷つけた
köken: From 傷 (kizu) + 付ける (tsukeru).
彼はいくつかの奇妙な鳥の巣を見に導かれていたと移動する必要があるかのように彼は感じた — Dickon, yüzünde tuhaf bir, neredeyse acımaktı, görünüm ile onu izledi.
Çince傷 /伤, 傷害 /伤害
smart, clever, intelligent
eş: 슬기롭다, 현명하다
köken: 똑똑 (ttokttok) + -하다 (-hada, “to do”, light verb deriving adjectives).
Dickon 얼굴에 동성애, 거의 어설픈 동정 따윈 바라지 않아, 표정으로 그녀를 따라갔다. — Dickon, yüzünde tuhaf bir, neredeyse acımaktı, görünüm ile onu izledi.
İsveççegöra illa, göra ont, klok, såra, sårad, skada
to hurt (of a body part or the like, or psychologically by extension) · to hurt (cause pain, like above)
çekim: geçmiş gjorde ont · ortaç ontgörande · ulaç ontgörande
Eskil bär på en sorg. — Spike'ın yaraları hala acımaktadır.
Tån gör ont
Gjorde det ont?
Det gör ont, men gå ändå. Du kan alltid vända om. Det gör ont, men gå ändå. Du är här och kom hit som en vandrare.
Lehçeból, bolący, boleć, bystry, dręczyć, elegancki (eril) /ˈbul/
pain, ache (unpleasant physical, sensory experience physically felt in some part of the body usually caused by injury or illness) · synonym of wrzód · pain (unpleasant emotional, feeling associated with something bad that happened)
çekim: çoğul bóle · tamlayan bólu
eş: cierpienie, udręka, boleść, gw. (Górny Śląsk) bol, opłakiwanie, rozpacz
köken: Etymology tree Proto-Indo-European *bʰel(H)-der. Proto-Slavic *bolě̀ti Proto-Indo-European *-is Proto-Balto-Slavic *-is Proto-Slavic *-ь Proto-Slavic *bȍlь Old Polish ból Polish ból Inherited from Old Polish ból.
Osłaniajcie! — Acımak yok! Sürekli ateş! Ateşe devam!
Mam ból głowy.
Gdzie pani czuje ból?
Ukraynacaболі́ти, доте́пний, елега́нтний, захворі́ти, зра́нити, кмітли́вий
Дікон пішов за нею з дивною, майже шкодуючи, подивіться на його обличчі. — Dickon, yüzünde tuhaf bir, neredeyse acımaktı, görünüm ile onu izledi.
Hintçeआहत, घायल, चतुर, चालाक, दर्द करना, बुद्धिमान /ɑː.ɦət̪/
injured, wounded, hurt (literally or figuratively)
köken: Borrowed from Sanskrit आहत (āhata).
extremely, totally, very, really (used as an intensifier in compound terms)
köken: Probably a shortening of älyttömän (“ridiculously, extremely”).
Dickon seurasi häntä kummallinen, melkein sääliä, nähdä hänen kasvonsa. — Dickon, yüzünde tuhaf bir, neredeyse acımaktı, görünüm ile onu izledi.
Älyhyvää keittoa.
to hurt, to ache (to be painful)
çekim: geçmiş bolela · ortaç bolela · şimdiki bolí
köken: Inherited from Old Czech boleti, from Proto-Slavic *bolěti. Cognates include Slovak bolieť and Polish boleć.
aile: bolívat, pobolet, přebolet, rozbolet, zabolet
Žádné slitování! — Acımak yok!
Bolejí mě nohy.
Bolí ji u srdce.
Rumencedescurcăreț, deștept, durea, înțepa, isteț, provoca durere /ˌdes.kur.kəˈret͡s/
clever, smart, adroit
köken: From descurca + -ăreț.
Dickon ei au urmat cu un ciudat, aproape milă, uita-te pe fata lui. — Dickon, yüzünde tuhaf bir, neredeyse acımaktı, görünüm ile onu izledi.
to harm, hurt someone, to be bad or harmful to someone (with -nak/-nek)
çekim: geçmiş ártottak
köken: From Proto-Finno-Ugric *arja- (“to tear”).
aile: ártalmas, ártalmatlan, ártalom, ártatlan, ártás, megárt, a légynek sem árt
A randi Shelley bánatára azonban balul sül el. — Spike'ın yaraları hala acımaktadır.
İbraniceהִכְאִיב, חכם, כָּאַב, פָּגַע /χaˈχam/
wise, smart
çekim: çoğul חֲכָמִים
köken: Compare Arabic حَكِيم (ḥakīm), Aramaic חַכִּים (ḥakkīm).
aile: גַּם אֱוִיל מַחֲרִישׁ חָכָם יֵחָשֵׁב, חָכְמוֹלוֹג
Dickon אחריה עם מבט מוזר, רחמים כמעט על פניו. — Dickon, yüzünde tuhaf bir, neredeyse acımaktı, görünüm ile onu izledi.
wise, clever, ingenious · adroit, skilful, cunning, sly, crafty · discreet
çekim: karşılaştırma callidior · üstünlük callidissimus
zıt: īnsipiēns, stupidus, fatuus, stultus, brūtus, āmēns
köken: Etymology tree Latin callum Proto-Indo-European *-éh₁ti Proto-Indo-European *-yeti Proto-Indo-European *-éh₁yeti Proto-Italic *-ēō Latin -eō Latin calleō Proto-Indo-European *dʰeh₁-der. Proto-Italic *-iðos Latin -idus Latin callidus From calleō + -idus.
aile: callidē, calliditas, callidulus
Sapientia callidī est intellegere viam suam: et inprūdentiā stultōrum errāns.
elegant, smart · elegant, neat · elegantly, smartly, neatly
çekim: karşılaştırma elegantere · üstünlük elegantest
köken: Borrowed from French élégant, from Latin ēlegāns.
aile: uelegant
Dickon fulgte hende med en mærkelig, næsten medlidende, se på hans ansigt. — Dickon, yüzünde tuhaf bir, neredeyse acımaktı, görünüm ile onu izledi.
Etimoloji
Inherited from Ottoman Turkish آجیمق (acımak), from Proto-Turkic *āčï- (“to become bitter, sour”).
Eş & Zıt Anlamlılar
Örnek Cümleleracımak ile daha fazla örnek cümle →
Tom'un kendine acımak için zamanı yoktu.
Tom didn't have time for self-pity.
Tanrı fikrini değiştirmemektedir; acımaktadır.
And God Changed His Mind.
Burada kendine acımak yok, etki için uğraşmak yok.
There is no self-pity here, not a striving for effects.
Dickon, yüzünde tuhaf bir, neredeyse acımaktı, görünüm ile onu izledi.
Dickon followed her with a queer, almost pitying, look on his face.