Ana içeriğe geç
Sözlük
/
emsalsiz

emsalsiz

C2 seviye
TR → EN
↔ ters çevir
"emsalsiz" kelimesinin İngilizcesi: incomparable, matchless, peerless, unique, unparalleled. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelincomparable
Genelmatchless
Genelpeerless
Genelunique
Genelunparalleled
Genelunprecedented

Tanım

sıfat: Eşi benzeri olmayan, bir benzeri daha bulunmayan

Diğer Dillerde

Almancabeispiellos, einzig, einzigartig, nie da gewesen /ˈbaɪ̯ʃpiːlloːs/
unprecedented; unheard-of (never having occurred, or having occurred only once and never again)
çekim: karşılaştırma beispielloser · üstünlük am beispiellosesten
köken: From Beispiel + -los.
Wow, das Gebäude ist einzigartug.Vay canına! Bina ne kadar da emsalsiz duruyor
unpublished (of book etc.) · brand new, original; unheard-of, never before seen
eş: impublié
köken: Learned borrowing from Latin ineditus. Cognate to Italian inedito, English inedita.
Wow, les bâtiments sont uniques.Vay canına! Bina ne kadar da emsalsiz duruyor
spectacle inédit
unheard-of, unprecedented · outrageous
köken: From Latin inaudītus.
Su tipo es de lo más normal.Onun tipinden düzinelerce var. O emsalsiz.
original · genuine, pure · original, new, fresh, novel, unusual, individual, creative
çekim: üstünlük originalissimo
eş: originario, iniziale, primitivo, autografo, genuino, vero
köken: From Latin orīginālis.
E' un tipo da due soldi.Onun tipinden düzinelerce var. O emsalsiz.
Таких как она - сотни.Onun tipinden düzinelerce var. O emsalsiz.
يا إلهى المبنى يبدو فريداًVay canına! Bina ne kadar da emsalsiz duruyor
attack; raid · onslaught · pace of a horse
köken: From Middle Persian tk' (tag, “running; attack”), from Proto-Indo-European *tekʷ-. Related to تاختن (tâxtan, “to attack”), and also related to Old Armenian ասպատակ (aspatak); which is an Iranian borrowing.
aile: تک آوردن, تکاور, تکاپو, تکیدن, تکوتاز, نرمتک, پاتک
Azericeunikal
Kazakçaбірегей
Özbekçenodir, noyob
rare, unique
çekim: karşılaştırma nodirroq · üstünlük eng nodir
köken: Borrowed from Arabic نَادِر (nādir).
unprecedented, unknown · immense, enormous
köken: From on- + gekend.
Deze steen is vrijwel ongeschonden bewaard gebleven.Bu emsalsiz taş maalesef kırılmıştır.
Portekizcesem precedentes
unprecedented; unheard-of (never before seen or done)
Durante esses tempos, elas são consideradas ritualmente impuras.O dönemde, tutuklamalar emsalsiz boyutlardaki bir suç olarak görülmüştü.
Yunancaάνευ προηγουμένου, μοναδικός /ˈa.nef pro.i.ɣu.ˈme.nu/
unprecedented, surprisingly unexpected.
köken: Learned stereotyped expression: preposition from Ancient Greek ἄνευ (áneu) & the genitive neuter of participle προηγούμενος (proēgoúmenos). Compare French sans précédent.
Πω πω το κτίριο μοιάζει μοναδικό.Vay canına! Bina ne kadar da emsalsiz duruyor
Η αναίδειά του είναι άνευ προηγουμένου.
unique
köken: From English unique.
ジェンネ大寺院を真似て作られたものなんだVay canına! Bina ne kadar da emsalsiz duruyor
따라서 원자재 가격 상승에 따라 바닥 10억에 흘러들어가는 돈은 전에 없는 규모입니다.Dipteki milyara, emtiyaların satışından akan kaynaklar emsalsizdirler.
outstanding, exceptional
Wow vad byggnaden ser unik ut.Vay canına! Bina ne kadar da emsalsiz duruyor
Lehçebezprecedensowy, niepowtarzalny, unikalny, unikatowy, wyjątkowy /bɛs.prɛ.t͡sɛ.dɛnˈsɔ.vɘ/
unprecedented
eş: bezprzykładny, jedyny w swoim rodzaju, niebywały, pierwszy, wyjątkowy
köken: Etymology tree Proto-Indo-European *bʰe Proto-Indo-European *h₁éǵʰ Proto-Indo-European *-s Proto-Indo-European *-ǵʰs Proto-Balto-Slavic *beź Proto-Slavic *bez(ъ) Proto-Slavic *bez- Old Polish bez- Polish bez- Polish precedensowy Polish bezprecedensowy From bez- + precedensowy. First attested in 1931.
aile: bezprecedensowość
Wow, ta budowla wygląda tak oryginalnie.Vay canına! Bina ne kadar da emsalsiz duruyor
bezprecedensowy wyrok
bezprecedensowa sprawa
bezprecedensowy charakter czegoś
strange, unique
köken: Inherited from Proto-New Indo-Aryan *अण्णउट्ठ (aṇṇaüṭṭha) with further etymology unknown. Cognate with Nepali अनौठो (anauṭho), Sindhi اَنَوٺَو (anoṭho), Marathi अनोठा (anoṭhā). Connection with Prakrit 𑀅𑀦𑀼𑀝𑁆𑀞 (anuṭṭha, “not risen, still”) is semantically tenuous but phonologically plausible.
Finceainutlaatuinen, ennen kokematon, ennennäkemätön /ˈɑi̯nutˌlɑːtui̯nen/
unique, one-of-a-kind, unprecedented (without equal)
çekim: karşılaştırma ainutlaatuisempi · üstünlük ainutlaatuisin
köken: ainut + laatuinen
aile: ainutlaatuisesti, ainutlaatuisuus
Çekçebezprecedentní, bezpříkladný, jedinečný, unikátní /ˈbɛsprɛt͡sɛdɛntɲiː/
unprecedented
eş: bezpříkladný
Takže příjmy z komoditních boomů, které získávají země miliardy nejchudších, nemají obdoby.Dipteki milyara, emtiyaların satışından akan kaynaklar emsalsizdirler.
Rumenceunic /ˈu.nik/
unique
köken: Borrowed from French unique, Latin unicus. By surface analysis, unu + -ic.
Wow, cladirea este unica.Vay canına! Bina ne kadar da emsalsiz duruyor
un drum cu sens unic
individual · unique
çekim: karşılaştırma egyedibb · üstünlük legegyedibb
köken: egyed + -i (adjective-forming suffix)
aile: egyedies, egyedileg, egyediség
ביצית שאינה מופרת תתפרק.Bu emsalsiz taş maalesef kırılmıştır.
unique, exceptional
köken: From ene + stående.
Vietnamcacó một không hai, độc nhất, độc nhất vô nhị, duy nhất /kɔ˧˦ mot̚˧˨ʔ xəwŋ͡m˧˧ haːj˧˧/
unique; one-of-a-kind
köken: Calque of Chinese 獨一無二 /独一无二 (độc nhất vô nhị).
Thật không may bộ xương này đã biến mất.Bu emsalsiz taş maalesef kırılmıştır.

Örnek Cümleler

Onun tipinden düzinelerce var. O emsalsiz.
Her type are a dime a dozen.
Vay canına! Bina ne kadar da emsalsiz duruyor
Wow the building looks unique.
Latin Amerika dünyanın en emsalsiz bölgelerinden biridir.
Latin America is one of the world's most unequal regions.
Yeşil yastıklarda, emsalsiz döşekler üzerinde yatarlar yan.
Reclining on green cushions and rich carpets excellent.
Benim adıma sevin, emsalsiz sanatımı yapmamda bana yardım ediyor.
Be happy for me, she's helping me make a unique work of art.
Örneğin Ebu Bekir, emsalsiz bir şekilde Ömer'i halefi olarak atadı.
Abu Bakr, for example, appointed Umar to succeed him without precedent.
Dipteki milyara, emtiyaların satışından akan kaynaklar emsalsizdirler.
So, the flow of resources from the commodity booms to the bottom billion are without precedent.
O dönemde, tutuklamalar emsalsiz boyutlardaki bir suç olarak görülmüştü.
Lying in those days was deemed a peculiarly heinous offence.
Durova'nın komutanları, onun cesaretinin gerçekten emsalsiz olduğunu bildirdiler.
Durova's chain of command reported that her courage was peerless.
Brunel'in emsalsiz adı, ebeveynlerinin isimlerin bir araya gelmesi ile oluşmuştur.
Brunel's given names come from his parents.
Bu stüdyoyu kurmakla, harcadığın enerji ve tutku... ...senin tamamen emsalsiz olduğunu kanıtlıyor.
The energy and passion you've shown in building this studio, proves you're truly unique.
emsalsiz ile daha fazla örnek cümle →
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod