Ana içeriğe geç
Sözlük
/
yağmalamak

yağmalamak

/jaː.ma.ɫaˈmak/
verb
TR → EN
"yağmalamak" kelimesinin İngilizcesi: sack, plunder, plunder. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelsack
Genelplunder
Genelplunder

Çekim Tablosu

Geniş zamanyağmalar
Geniş (olumsuz)yağmalamam
Şimdiki zamanyağmalamakta
Gelecek zamanyağmalayabilecek
Geçmiş zamanyağmaladı
Şartyağmalasa
Gereklilikyağmalamalı
Emiryağmala

Tanım

•Yağma etmek
•Birçok kimse, zor kullanarak bir malı alıp kaçmak

Diğer Dillerde

plural of Ausbeute
çekim: geçmiş beutete aus · ortaç ausgebeutet · şimdiki beutet aus · ulaç ausbeutend
köken: aus- + beuten. More at Beute.
aile: Ausbeuter, Ausbeutung
Weh der mörderischen Stadt, die voll Lügen und Räuberei ist und von ihrem Rauben nicht lassen will! — Elleri kanlı kentin vay haline! Yalanla, talanla dolu. Yağmalamaktan geri kalmıyor.
Fransızcabutin, lit, paquet, pieu, pillage, piller (eril) /by.tɛ̃/
loot, booty (the proceeds of theft, robbery etc., swag, contraband) · what is obtained or amassed by laborious collection · what is collected by insects such as bees or ants; a load of pollen, nectar, etc.
çekim: çoğul butins
eş: picorée, prise de guerre, loot
köken: Inherited from Old French butin.
a surname
¡Ay de la ciudad sanguinaria! Toda ella es engaño; está llena de pillaje y de incesante rapiña — Elleri kanlı kentin vay haline! Yalanla, talanla dolu. Yağmalamaktan geri kalmıyor.
reference (on leaving employment)
çekim: çoğul benserviti
aile: dare il benservito
Guai alla città sanguinaria, piena di menzogne, colma di rapine, che non cessa di depredare — Elleri kanlı kentin vay haline! Yalanla, talanla dolu. Yağmalamaktan geri kalmıyor.
расхищать грабежом
Помолись, чтобы дождь перестал». — Yağmalamaktan geri kalmıyor" demektedir.
Arapçaحَرَبَ, سَلَبَ, كِيس, نَهَبَ
ويل لمدينة الدماء. كلها ملآنة كذبا وخطفا. لا يزول الافتراس. — Elleri kanlı kentin vay haline! Yalanla, talanla dolu. Yağmalamaktan geri kalmıyor.
Farsçaتاراج, چپاول, ساک, غارَت, کیسه, گونی
plunder
köken: Borrowed from Transoxianan Persian, from ultimately unknown.
sack
çekim: çoğul çuvallar · tamlayan çuvalın
köken: From Persian جوال (juvâl, “sack”).
Kazakçaқап /qɑp/
sack, bag · case, container · cortex
çekim: çoğul қаптар · tamlayan қаптың
köken: Inherited from Proto-Turkic *kāp (“sack”).
Özbekçeqop, xalta
Felemenkçebrandschatten, brandschatting, buit, de zak geven, leegroven, nest /ˈbrɑntˌsxɑ.tə(n)/
to extort in order to exact loot or tribute under threat of plunder, arson and razing
çekim: geçmiş gebrandschat · ortaç gebrandschat · şimdiki brandschat · ulaç brandschattend
köken: From Middle Dutch brantschatten, perhaps from Middle Low German or Middle High German. Equivalent to brandschat + -en or brand + schatten. Compare German brandschatzen.
aile: brandschatter, brandschatting
Wee Ninevé, die bloedstad vol leugens en steeds nieuwe buit aanslepend. — Elleri kanlı kentin vay haline! Yalanla, talanla dolu. Yağmalamaktan geri kalmıyor.
to plunder, to loot
çekim: geçmiş bundei · ortaç bundado · şimdiki bunda
köken: Borrowed from Kimbundu bunda.
Tua casa, tuas mulheres, teus carros, tua terra, possam estar muito bem. — Dükkanları, evleri, arabaları, ellerine ne geçerse her şeyi yağmalamaktadırlar.
dismissal, release, discharge, layoff
çekim: çoğul απολύσεις · tamlayan απόλυσης
Ουαι εις την πολιν των αιματων ολη ειναι πληρης ψευδους και αρπαγης το θηραμα δεν απολειπει. — Elleri kanlı kentin vay haline! Yalanla, talanla dolu. Yağmalamaktan geri kalmıyor.
Japoncaサック, 略奪する /sa̠k̚kɯ̟/
container, covering · a scabbard, a sheath
köken: Borrowed from English sack. First attested in 1911.
aile: メリケンサック, 指サック
墓碑を建てることの禁止。 — Mezarı soymak yağmalamak yasaktır.
Korece약탈, 자루 /ja̠k̚tʰa̠ɭ/
plundering; pillaging; looting; robbery
köken: Sino-Korean word from 掠奪 (“plundering; pillaging; looting; robbery”)
aile: 약탈하다, 약탈되다
화 있을진저 피 성이여 그 속에서는 궤휼과 강포가 가득하며 늑탈이 떠나지 아니하는도다 — Elleri kanlı kentin vay haline! Yalanla, talanla dolu. Yağmalamaktan geri kalmıyor.
İsveççeplundra, plundring, säck, säckfull
to loot, pillage, plunder
çekim: geçmiş plundrade · ortaç plundrad · ulaç plundrande
köken: From Middle Low German plunderen. Probably from the noun Plunder (“stuff”). Possibly originally in the sense "to remove household utensils by coercion". Further origin beyond German is unclear. Cognate of German plündern, English plunder, Dutch plunderen, Danish plyndre.
Ve dig, du blodstad, alltigenom så full av lögn och våld, du som aldrig upphör att röva! — Elleri kanlı kentin vay haline! Yalanla, talanla dolu. Yağmalamaktan geri kalmıyor.
Lehçegrabić, łupić, obłupić, obrabować, ograbić, plądrować /ˈɡra.bit͡ɕ/
to rake (to use a rake on) · to rob, to plunder, to pillage · to dig oneself in a hole, to ask for it
çekim: geçmiş grabiono · şimdiki grabi
eş: zgrabiać, zagrabiać, rabować, łupić, obdzierać, kraść
köken: Etymology tree Proto-Slavic *grabiti Polish grabić Inherited from Proto-Slavic *grabiti.
aile: dograbić, dograbiać, nagrabić, ograbić, ograbiać, pograbić, rozgrabić, rozgrabiać, ugrabić, wygrabić
Biada miastu krwawemu; wszystko kłamstwa i łupiestwa pełne jest, a ździerstwo z niego nie wychodzi. — Elleri kanlı kentin vay haline! Yalanla, talanla dolu. Yağmalamaktan geri kalmıyor.
Grabisz sobie - pogroził jej palcem. - A wy nie? - kontynuowała prześmiewczym tonem.
Ukraynacaграбува́ти, мішо́к, плюндрува́ти, поплюндрува́ти, розграбо́вувати, розграбува́ти
Hintçeथैला, थैली, बोरा, बोरी (eril) /t̪ʰɛː.lɑː/
bag, sack · wallet (also थैली (thailī))
çekim: çoğul थैले
köken: From Prakrit थइआ (thaïā) + Middle Indo-Aryan -𑀮𑁆𑀮- (-lla-) + -𑀓- (-ka-), from Sanskrit स्थवि (sthavi).
to fire [with allative] (to terminate the employment of)
köken: antaa (“to give”) + potkut (“the kicks”)
Voi verivelkojen kaupunkia, joka on täpötäynnä valhetta ja raastosaalista; ei taukoa ryöstäminen! — Elleri kanlı kentin vay haline! Yalanla, talanla dolu. Yağmalamaktan geri kalmıyor.
Çekçekořist, loupit, lup, pytel, rabovat, vyplenit (dişil) /ˈkor̝ɪst/
prey · plunder, spoil
çekim: çoğul kořisti · tamlayan kořisti
eş: úlovek, lup, trofej, úlovek
zıt: šelma, dravec
köken: Inherited from Old Czech kořist, from Proto-Slavic *koristь.
Přiznal se pouze k drancování hrobů. — Mezarı soymak yağmalamak yasaktır.
Dravec číhal na svou kořist.
Loupežníci si rozdělili tučnou kořist.
to strip, undress, disrobe · to flay, skin · to divest
çekim: geçmiş despuiat · ortaç despuiat · şimdiki despoaie
köken: Inherited from Latin dēspoliāre.
aile: despuiere
Decorarea mormântului este interzisă. — Mezarı soymak yağmalamak yasaktır.
to plunder (to take by force or wrongfully), loot, pillage, maraud
çekim: geçmiş fosztogattak
köken: foszt + -ogat
aile: fosztogatás
Meglepő, hogy nem találtuk nyomát vízjégnek”. — Yağmalamaktan geri kalmıyor" demektedir.
İbraniceאַמְתַּחַת, בַּז, שַׂק
הוי עיר דמים כלה כחש פרק מלאה לא ימיש טרף׃ — Elleri kanlı kentin vay haline! Yalanla, talanla dolu. Yağmalamaktan geri kalmıyor.
Latinceculeus, expīlō, follis, populor, praeda, praedo (eril)
sack, bag, especially a large leather sack used for bulk transport · culeus, the sack, a punishment for parricides involving confinement to a sack and drowning · culeus, Roman sack, a Roman unit of liquid measure equivalent to about 520 L, chiefly used for vinyard production and wine trading
çekim: çoğul cūleī · tamlayan cūleī
köken: From Ancient Greek κολεός (koleós, “sheath”), from Proto-Indo-European *ḱel- (“to cover”).
aile: cōleus
to fire; sack
çekim: geçmiş afskedigede · ortaç afskediget · ulaç afskedigende
zıt: ansætte
aile: afskedigelse
Ve Byen, der drypper af Blod, hvor der kun tales Løgn, så fuld af Ran, med Rov uden Ende! — Elleri kanlı kentin vay haline! Yalanla, talanla dolu. Yağmalamaktan geri kalmıyor.
Norveççebytte, plyndre, plyndring, sekk, sparken
Ve blodstaden, helt igjennem full av løgn og vold! Aldri holder den op å røve. — Elleri kanlı kentin vay haline! Yalanla, talanla dolu. Yağmalamaktan geri kalmıyor.
Endonezcekarung, menjarah /ˈka.rʊŋ/
sack, a bag; especially a large bag of strong, coarse material for storage and handling of various commodities, such as potatoes, coal, coffee; or, a bag with handles used at a supermarket, a grocery sack; or, a small bag for small items, a satchel
çekim: çoğul karung-karung
köken: Inherited from Malay karung. .
aile: berkarung, berkarung-karung, mengarungi
Celakalah kota ini yang penuh dusta dan pembunuhan; penuh barang rampasan atau jarahan — Elleri kanlı kentin vay haline! Yalanla, talanla dolu. Yağmalamaktan geri kalmıyor.

Etimoloji

By surface analysis, yağma + -la.

Örnek Cümleler

Elleri kanlı kentin vay haline! Yalanla, talanla dolu. Yağmalamaktan geri kalmıyor.
Woe to the bloody city! It is all full of lies and robbery. The prey doesn't depart.
Çinli vatandaşlara ait evleri ve dükkanları yağmalamak için büyük bir hücum başladı.
A big mob started looting houses and stores owned by Chinese: people took everything.
Yağmalamak için geliyor hepsi. Orduları çöl rüzgarı gibi ilerliyor Ve kum gibi tutsak topluyorlar.
All of them come for violence. Their hordes face the desert. He gathers prisoners like sand.
yağmalamak ile daha fazla örnek cümle →
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod