Ana içeriğe geç
Sözlük
/
düşkünlükle

düşkünlük

"düşkünlük" kelimesinin İngilizcesi: devotion, dotage, ebb, fixation, habit. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Geneldevotion
Geneldotage
Genelebb
Genelfixation
Genelhabit
Genelindulgence
Genelkeen
Genellust
Genelfrailty

Tanım

Paraca sıkıntıda olma, gözden düşme
bünyeden kaynaklanabilen sürekli ve aşırı güçsüzlük
düşkün olma durumu
insana yakışmayan hayat şekli
Afyon, tütün, kahve, çay vb. keyif veren maddelere alışmış olma durumu
Çoğu kez bünyeye bağlı sürekli ve aşırı güçsüzlük
Şerefsizce, haysiyetsizce davranış veya toplumu inciten olay veya durum

Diğer Dillerde

Almancahingabe /ˈhɪnˌɡaːbə/
devotion · dedication, commitment
eş: Leidenschaft, Aufopferung
Also geht es allen, die nach Gewinn geizen, daß ihr Geiz ihnen das Leben nimmt.Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.
FransızcaPauvreté, indigence
Ainsi, on le voit se livrer à l’ivrognerie et aux plaisirs sexuels.Yüksek ücretler ayyaşlık ve cinsel zevklere düşkünlük gibi durumlara yol açar.
sharp, pointed, acute (terminating in a point or edge, especially one that can cut easily) · acute, sharp, witty, keen (intelligent) · sharp, stabbing, acute, severe
çekim: üstünlük agudísimo
eş: puntiagudo, aguzado, afilado, fuerte, intenso, penetrante
zıt: desafilado, romo, grave
köken: Inherited from Old Spanish, from Latin acūtus. Cognate with English acute.
aile: acento agudo, agudamente, agudeza, agudizar, ángulo agudo, infarto agudo de miocardio, puntiagudo, reactante de fase aguda
Tales son las sendas de todo el que es dado a la codicia, la cual quita la vida a los que la poseenHaksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.
El cuchillo tenía la punta muy aguda.
¡Siempre tiene dichos tan agudos!
visión aguda
habit, practice (customary behaviour/behavior) · custom · routine
çekim: çoğul abitudini
eş: abito, assuefazione, consuetudine, costumanza, costume, routine
köken: Inherited from Latin habitūdinem. By surface analysis, abito + -itudine.
Tale è la fine di chi si dà alla rapina; la cupidigia toglie di mezzo colui che ne è dominatoHaksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.
пристрастие; слабость, склонность
Таковы пути всякого, кто алчет чужого добра: оно отнимает жизнь у завладевшего им.Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.
Arapçaعَادَة
هكذا طرق كل مولع بكسب. يأخذ نفس مقتنيهHaksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.
Azericeadət /ɑːdæt/
custom, usage (habit or accepted practice) · ceremony, rite · tradition
çekim: çoğul adətlər · tamlayan adətin
köken: From Arabic عَادَة (ʕāda).
aile: adət-ənənə
Kazakçaәдет /æˈdet/
habit, custom, tradition · adat (traditional Malay law)
eş: дәстүр, ғұрып, жоралғы, жөн, рәсім, салт
köken: From Persian عادت, from Arabic عَادَة (ʕāda, “custom, habit”). Cognate with Turkish adet, Bashkir ғәҙәт (ğəźət), etc.
Özbekçeodat
custom · habit
çekim: çoğul odatlar · tamlayan odatning
köken: Borrowed from Arabic عَادَة (ʕāda).
Tatarcaгадәт
Felemenkçeautomatisme, gewoonte, habijt, kledij, kleding, pij (nötr) /ˌɑu̯.toː.maːˈtɪs.mə/
automatism
çekim: çoğul automatismen
köken: Borrowed from French automatisme.
Was te zien in Vrouw Zijn (EO) en Koffietijd.Bu sultanların kadınlara ve içkiye düşkünlükleri de dikkat çeker boyutta idi.
Portekizcevício (eril) /ˈvi.si.u/
vice · defect · addiction
çekim: çoğul vícios
köken: Learned borrowing from Latin vitium. Doublet of viço, probably a semi-learned term, and vezo, which was inherited.
Tais são as veredas de todo aquele que se entrega � cobiça; ela tira a vida dos que a possuem.Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.
addiction
çekim: çoğul εθισμοί · tamlayan εθισμού
eş: έξη, εξάρτηση, πώρωση
Τοιαυται ειναι αι οδοι παντος πλεονεκτου η πλεονεξια αφαιρει την ζωην των κυριευομενων υπ' αυτης.Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.
εθισμός στη νικοτίνη
Japonca依存症, 習慣 /isõ̞ɰ̃ɕo̞ː/
addiction
köken: 依存(いそん) (ison, “dependence”) + 症(しょう) (-shō, “disease”)
つとむへの恋愛感情はいまでも変わっていない。Yine de birbirleri için duydukları sevgi ve düşkünlük değişmez.
パチンコ依存症に陥った。
Korece버릇, 습관 /pʌ̹ɾɯt̚/
habit (action done on a regular basis) · manners; etiquette (proper behavior in a social situation)
eş: 습관
köken: First attested in the Seokbo sangjeol (釋譜詳節 / 석보상절), 1447, as Middle Korean 버릇〮 (Yale: pèlús).
aile: 버릇하다
그럼에도 그랑데를 향한 외제니의 사랑은 변함이 없다.Yine de birbirleri için duydukları sevgi ve düşkünlük değişmez.
결혼 전부터 아내는 내가 역정을 내며 소리침과 동시에 입술을 무는 버릇이 있었다.
버릇이 없다
İsveççevana
inflection of van: · plural
çekim: çoğul vanor · tamlayan vanas
köken: From Old Swedish vani, from Old Norse vani.
aile: ha för vana, matvana, vanemässig
Så går det envar som söker orätt vinning: sin egen herre berövar den livet.Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.
Vi söker en pizzakock med vana från pizzeria.
Lehçenałóg, nawyk, zwyczaj (eril) /ˈna.wuk/
bad habit, vice · addiction
çekim: çoğul nałogi · tamlayan nałogu
eş: uzależnienie, nawyk
köken: Inherited from Proto-Slavic *nalogъ, or Proto-Slavic *naloga.
aile: nałogowiec, nałogowy
Takieć są ścieszki każdego czyhającego na zysk, który duszę pana swego odbiera.Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.
sharp · acute · keen
çekim: karşılaştırma гострі́ший · üstünlük найгострі́ший
zıt: тупи́й
köken: From Proto-Slavic *ostrъ.
aile: гостре́нький, гостри́ти, погостри́ти, гострі́шати, гострота́, гострува́тий
Я думав про ніжність помічника до фотографії, і його трюк зникаючої в підвал.Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.
Hintçeअभ्यास, आदत (eril) /əbʱ.jɑːs/
practice, exercise · habit
çekim: çoğul अभ्यासों
köken: Borrowed from Sanskrit अभ्यास (abhyāsa).
attire, dress, suit, raiment, costume, outfit · form, figure, shape, build, structure · appearance, looks
çekim: çoğul asut · tamlayan asun
köken: From Proto-Finnic *asu, equivalent to as- + -u.
aile: -asuinen, asustaa, alusasu, arkiasu, asukokonaisuus, asuroolipeli, beduiiniasu, edustusasu, helleasu, hiihtoasu
Näin käy jokaiselle väärän voiton pyytäjälle: se ottaa haltijaltaan hengen.Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.
laskeutumisasu
Çekçehábit, návyk, zvyk (eril) /ˈɦaːbɪt/
habit (religious clothing)
çekim: çoğul hábity · tamlayan hábitu
Takovéť jsou cesty každého dychtícího po zisku, duši pána svého uchvacuje.Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.
habit (an action done on a regular basis)
çekim: çoğul habitudini · tamlayan habitudini
köken: Borrowed from Latin habitūdō and French habitude.
Aceasta este soarta tuturor celor lacomi de cîştig: lăcomia aduce pierderea celor ce se dedau la ea.Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.
Macarcacsuha, habitus, megszokás, szokás /ˈt͡ʃuɦɒ/
habit (long piece of clothing worn by monks and nuns)
çekim: çoğul csuhák
köken: Borrowed from Ottoman Turkish چوقه (çuha, “broadcloth”).
aile: csuhás
Ilyen az útja minden kapzsi embernek: gazdájának életét veszi el.Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.
כן ארחות כל בצע בצע את נפש בעליו יקח׃Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.
Dancaheftig, ivrig, vane /ivri/
eager · keen · zealous
çekim: karşılaştırma ivrigere · üstünlük ivrigst
köken: From Middle Low German iverich. Cognate with German eifrig.
aile: ivrighed, overivrig, trosivrig, tjenstivrig, reformivrig
Så går det enhver, der attrår Rov, det tager sin Herres Liv.Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.
Norveççesedvane
Så går det hver den som søker urettferdig vinning; den tar livet av sine egne herrer.Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.
Endonezceadat, kebiasaan /ˈadat/
tradition, custom, habit · custom, habit (in general senses) · law, rule
çekim: çoğul adat-adat
köken: From Malay adat, from Persian عادت ('âdat), from Arabic عَادَة (ʕāda, “habit, custom”).
aile: beradat, mengadatkan, teradat, adat bilokal, adat huma, adat istiadat, adat kemenakan, adat matrilineal, adat matrilokal, adat neolokal
Mereka dikenal atas kemasyhuran dan kekejaman mereka.Özgürlüklerine düşkünlükleri ve inatçılığıyla tanınırlar.
Menurut adat daerah ini.
Dia memiliki adat yang buruk.
Vietnamcathói, thói quen /tʰɔj˧˦/
habit (usually bad); custom; practice; manner
köken: Non-Sino-Vietnamese reading of Chinese 態 (“manner/condition”, SV: thái).
aile: lề thói, thói đời, thói hư tật xấu, thói quen, thói tật, thói thường, thói tục
Ðó là đường của những kẻ tham lợi bất nghĩa; Lợi như thể đoạt lấy mạng sống của kẻ được nó.Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.

Örnek Cümleler

Aşırı düşkünlük çocuğu şımarttı.
Excessive indulgence spoiled the child.
Özgürlüklerine düşkünlükleri ve inatçılığıyla tanınırlar.
They were proud of their freedom and earnings.
Onlara yoksulluk ve düşkünlük damgası vuruldu, Allah'ın gazabına uğradılar.
And stuck upon them were abjection and poverty. And they drew on themselves indignation from Allah.
Tehlike geçince de, mala düşkünlük göstererek sizi sivri dillerle incitirler.
Yet when the danger is past they lash you with sharp tongues, covetous of the best (of booty).
Korku gidince ise, mala düşkünlük göstererek sizi sivri dilleri ile incitirler.
Yet when the danger is past they lash you with sharp tongues, covetous of the best (of booty).
Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.
So are the ways of everyone who is greedy for gain. It takes away the life of its owners.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.
I thought of the assistant's fondness for photography, and his trick of vanishing into the cellar.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.
It's like a nostalgic fondness, and they make them think of their youth.
düşkünlük ile daha fazla örnek cümle →
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod