Aşırı düşkünlük çocuğu şımarttı.Excessive indulgence spoiled the child.
Özgürlüklerine düşkünlükleri ve inatçılığıyla tanınırlar.They were proud of their freedom and earnings.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.I thought of the assistant's fondness for photography, and his trick of vanishing into the cellar.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.It's like a nostalgic fondness, and they make them think of their youth.
Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir. Bu düşkünlük onları canlarından eder.So are the ways of everyone who is greedy for gain. It takes away the life of its owners.
Korku gidince ise, mala düşkünlük göstererek sizi sivri dilleri ile incitirler.Yet when the danger is past they lash you with sharp tongues, covetous of the best (of booty).
Tehlike geçince de, mala düşkünlük göstererek sizi sivri dillerle incitirler.Yet when the danger is past they lash you with sharp tongues, covetous of the best (of booty).
Onlara yoksulluk ve düşkünlük damgası vuruldu, Allah'ın gazabına uğradılar.And stuck upon them were abjection and poverty. And they drew on themselves indignation from Allah.
Dördüncü çemberde maddiyata düşkünlükte ortalamadan sapmış açgözlüler cezalandırılır.Hinten sitzende Steuerleute sind im Vierer-mit ebenfalls erlaubt.
Yüksek ücretler ayyaşlık ve cinsel zevklere düşkünlük gibi durumlara yol açar.Ainsi, on le voit se livrer à l’ivrognerie et aux plaisirs sexuels.
Bu sultanların kadınlara ve içkiye düşkünlükleri de dikkat çeker boyutta idi.Was te zien in Vrouw Zijn (EO) en Koffietijd.
Dördüncü çemberde maddiyata düşkünlükte ortalamadan sapmış açgözlüler cezalandırılır.A negyedik részben Vesztegzár megöli.
Özgürlüklerine düşkünlükleri ve inatçılığıyla tanınırlar.Mereka dikenal atas kemasyhuran dan kekejaman mereka.
Yine de birbirleri için duydukları sevgi ve düşkünlük değişmez.つとむへの恋愛感情はいまでも変わっていない。
Özgürlük düşkünlükleri ve savaşçılıkları ile ünlülerdir.真正为了自由和梦想而战斗的女斗士。
Son günlerini sanatına sarhoşvari bir şekilde düşkünlük göstererek geçirmektedir.於自盛事深生染著醉傲為性。
Yine de birbirleri için duydukları sevgi ve düşkünlük değişmez.그럼에도 그랑데를 향한 외제니의 사랑은 변함이 없다.
Dördüncü çemberde maddiyata düşkünlükte ortalamadan sapmış açgözlüler cezalandırılır.Veider poiss, kes armub neljandas osas Salad Fingersisse.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Ajattelin avustajan mieltymys valokuvausta, ja hänen temppu häviämässä kellariin.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Aku memikirkan kesukaan asisten untuk fotografi, dan trik-nya menghilang ke gudang bawah tanah.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Azt hittem, az asszisztens kedvelem a fotózás, és a trükk az eltűnő a pincébe.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Eu pensei de carinho do assistente de fotografia, e seu truque de desaparecer para o porão.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Ho pensato di simpatia dell'assistente per la fotografia, e il suo trucco di sparire in cantina.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Ik dacht aan genegenheid van de assistent voor de fotografie, en zijn truc van verdwijnende in de kelder.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Jag tänkte på assistentens förkärlek för fotografering, och hans trick med försvinnande i källaren.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Jeg tænkte på assistent forkærlighed for fotografering, og hans trick med at forsvinde i kælderen.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Je pensais que d'affection de l'assistant pour la photographie, et son tour de disparaître dans la cave.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.나는 사진을위한 보조의 욕망의 생각, 그리고 사라지는 그의 트릭
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.M-am gîndit duioşie asistent pentru fotografie, şi truc său de dispariţie în pivniţă.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Myślałem o asystenta zamiłowanie do fotografii, a jego sztuczki znikania do piwnicy.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Myslel som, že na asistenta láska k fotografovaniu a jeho trik miznúce do pivnice.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Pensé en la afición de la asistente de fotografía, y su truco de desaparecer en el sótano.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Sem mislil ljubček asistent za fotografijo, in njegov trik izginjajočih v klet.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Tôi nghĩ đến yêu thích của trợ lý cho nhiếp ảnh, và lừa của ông biến mất vào hầm.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Vzpomněl jsem si na asistenta láska k fotografování a jeho trik mizející do sklepa.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Σκέφτηκα αγάπη του βοηθού για τη φωτογραφία, και τέχνασμα του εξαφάνιση στο κελάρι.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Мислех, че на привързаност на Асистента за фотография и трик на изчезващ в мазето.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Я думав про ніжність помічника до фотографії, і його трюк зникаючої в підвал.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.Я думал о нежности помощника к фотографии, и его трюк исчезающей в подвал.
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.חשבתי על חיבתו של עוזר צילום, הטריק שלו ונעלם
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.فكرت في ولع المساعد للتصوير الفوتوغرافي ، وحيلة له من التلاشي
Ben fotoğrafçılık için asistanın düşkünlük, düşünce ve yokoluşunu onun hile kiler içine.セラーに。セラー!
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.C'est comme un attachement nostalgique. Ils leur rappellent leur jeunesse.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.È come un amore nostalgico e li fa pensare alla loro giovinezza.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.Een soort nostalgische voorliefde: ze doen hen aan hun jeugd denken.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.Eine nostalgische Zuneigung, die sie an ihre Kindheit erinnert.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.En sorts nostalgisk tillgivenhet. De får dem att minnas sin ungdom.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.Es como un afecto nostálgico y les hace pensar en su juventud.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.E un fel de afecţiune nostalgică, ce le amintește de tinereţe.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.Ez olyan nosztalgikus szeretet, ami eszükbe juttatja a fiatalságukat.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.그건 향수를 불러일으키는 애정같고 젊은 시절을 떠올리게 만듭니다.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.Một sự yêu mến đầy hoài niệm, vì chúng khiến họ nghĩ về tuổi trẻ.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.Seperti rasa suka akan sesuatu yang mereka rindukan, dan membuat mereka memikirkan masa muda.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.To nostalgiczna sympatia, bo chmury przypominają o młodości.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.Μοιάζει με μια νοσταλγική οικειότητα που τους κάνει να θυμούνται τα νιάτα τους.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.Ностальгическую нежность; они навевают на них воспоминание о детстве.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.Това е като носталгична привързаност, и те ги карат да мислят за тяхната младост.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.Це своєрідне ностальгічне замилування, адже хмари навіюють їм спогади з дитинства.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.יודו בכך שיש להם חיבה מוזרה לעננים.
Bu tıpkı geçmişe olan düşkünlük gibidir ve bulutlar onlara gençlik zamanlarını düşündürür.وكأنه ولع الحنين فالسحب تذكرهم بشبابهم