Ana içeriğe geç
Sözlük
/
boyunduruk

boyunduruk

noun
TR → EN
↔ ters çevir
"boyunduruk" kelimesinin İngilizcesi: bow, yoke, yoke, yoke. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelbow
Genelyoke
Genelyoke
Genelyoke

Çekim Tablosu

Belirtme (-i)boyunduruğu
Yönelme (-e)boyunduruğa
Bulunma (-de)boyundurukta
Çıkma (-den)boyunduruktan
Tamlayan (-in)boyunduruğun
Çoğul (-ler)boyunduruklar

Tanım

isim: Çift süren veya kağnıya koşulan hayvanların birlikte yürümelerini sağlamak için iki ucu hayvanların boynuna, ortası da saban veya kağnıya bağlanan ağaç parçası
mimarlık: Kapı veya pencere vb. açıklıkların üzerine konulan ağaç, taş veya beton kiriş; lento (II)
Mengenenin üst yanındaki kemer biçimli bölüm
mecaz: Zulüm ve zorbalık baskısı; esaret
spor: Güreşte hasmın başını koltuk altına alıp boynuna kol dolama oyunu

Diğer Dillerde

to bend something, to bow something · to bend; to bend over; to bow · to give in to; to cease to resist or disagree with
çekim: geçmiş beugte · ortaç gebeugt · şimdiki beugt · ulaç beugend
eş: biegen, krümmen, fügen, unterwerfen, abwandeln, deklinieren
köken: From Middle High German böugen, from Old High German bougen, from Proto-Germanic *baugijaną. In early modern German, almost fully merged with related biegen, which used to have the strong 2nd and 3rd persons singular du beugst, er beugt (compare similar archaic forms like du fleugst from fliegen). The later grammarians tried to distinguish the verbs again, though often in ways different from the…
aile: Beuger, Beugung, beugend, gebeugt, verbeugen
daß ein Verlassener geduldig sei, wenn ihn etwas überfällt,RAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;
das Knie beugen
das Recht beugen
Er beugt sich, um durch die Luke zu passen.
Fransızcajoug (eril) /ʒu/
yoke · balance beam
çekim: çoğul jougs
köken: Inherited from Middle French joug, from Old French jug, jou, jof, from Latin jugum, iugum, from Proto-Italic *jugom, from Proto-Indo-European *yugóm.
Il se tiendra solitaire et silencieux, Parce que l`Éternel le lui impose;RAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;
infinitive of agobiar combined with se
Se sentará solo y callará, porque Dios se lo ha impuestoRAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;
to yoke (animals) · to subjugate (people)
çekim: geçmiş aggiogàto · ortaç aggiogàto · şimdiki aggióga · ulaç aggiogànte
eş: legare, mettere sotto il giogo, asservire, assoggettare, dominare, piegare
köken: From a- + giogo (“yoke”) + -are.
aile: aggiogamento, aggiogatore
Sieda costui solitario e resti in silenzio, poiché egli glielo ha impostoRAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;
сидит уединенно и молчит, ибо Он наложил его на него;RAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;
يجلس وحده ويسكت لانه قد وضعه عليه.RAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;
homage, honor
çekim: çoğul تعظیمات
köken: Etymology tree Arabic عَظَّمَ (ʕaẓẓama) Arabic تَعْظِيم (taʕẓīm)bor. Persian تعظیم Borrowed from Arabic تَعْظِيم (taʕẓīm), from عَظَّمَ (ʕaẓẓama).
aile: تعظیم کردن
ابلهان تعظیم مسجد میکنند در جفای اهل دل جد میکنند
Azericeboyunduruq, kaman, yay /bojunduˈruχ/
yoke (a bar or frame of wood by which two draught animals are joined at the heads or necks enabling them to pull a plough, cart etc) · yoke (a burden; something which oppresses or restrains a person)
çekim: çoğul boyunduruqlar · tamlayan boyunduruğun
köken: From Proto-Turkic *bōńduruk (“yoke”). By surface analysis, izafet I compound of boyun + duruq. Cognate with Turkish boyunduruk, Kyrgyz моюнтурук (moyunturuk), Uzbek boʻyinturuq, etc.
side
çekim: çoğul жақтар · tamlayan жақтың
köken: From Proto-Turkic *yayŋak.
Tatarcaкамыт
bow (front of a boat or ship)
çekim: çoğul boegen
eş: voorsteven
zıt: achtersteven
köken: From Middle Dutch boech (“forearm”), from Old Dutch *buog, from Proto-West Germanic *bōgu, from Proto-Germanic *bōguz, from Proto-Indo-European *bʰeh₂ǵʰus (“arm”).
aile: boegbeeld, boegbuis, boegspriet, voor de boeg hebben
Hij kan rustig in eenzaamheid zitten en zwijgen als God dat van hem vraagt.RAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;
to bow (become bent) · to bow (bend a thing)
çekim: geçmiş arqueei · ortaç arqueado · şimdiki arqueia
köken: Inherited from Latin arcuāre.
Que se assente ele, sozinho, e fique calado, porquanto Deus o pôs sobre ele.RAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;
arch, archway · apse
çekim: çoğul αψίδες · tamlayan αψίδας
köken: Learned borrowing from Ancient Greek ἁψίς (hapsís)
Θελει καθησθαι κατα μονας και σιωπα, επειδη ο Θεος επεβαλε φορτιον επ' αυτον.RAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;
bow, gesture made by bending at the waist
köken: From 御(お) (o-, honorific prefix) + 辞(じ)儀(ぎ) (jigi, “bow”).
①動物の鉤爪を模した道具もある。Hayvanların boynuzuna takılan boyunduruklara da rastlanır.
to stoop; to bend over; to bow slightly
aile: 點頭哈腰, 点头哈腰
他 當獨 坐 無言 、 因 為這 是 耶和華 加在 他 身上 的RAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;
to bend, to curve
çekim: geçmiş 구부렸다
eş: 꾸부리다, 굽히다
köken: Of native Korean origin. Likely related to 굽다 (gupda, “to be bent”).
혼자 앉아서 잠잠할 것은 주께서 그것을 메우셨음이라RAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;
철사를 구부리다
a bow (weapon) · an arc · a curve
çekim: çoğul bågar · tamlayan båges
köken: From Old Swedish bughi, from Old Norse bogi, from Proto-Germanic *bugô.
aile: bågmått, bågsekund, bågskytt, bågskytte, bågsättning, cirkelbåge, långbåge, ostbåge, regnbåge
Må han sitta ensam och tyst, när ett sådant pålägges honom.RAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;
skjuta med pil och båge
röra sig i en båge
cirkelbåge
beak, bill (structure projecting from a bird's face) · trap, gob, piehole (person's mouth) · mug (person's face)
çekim: çoğul dzioby · tamlayan dzioba
eş: twarz, usta, nos
köken: Etymology tree Proto-Slavic *zobъ Polish dziób Inherited from Proto-Slavic *zobъ.
aile: brzytwodziób, butodziób, dzioborożec, grubodziób, krzyżodziób, łódkodziób, szablodziób, trzewikodziób, żółtodziób
Białe plamki występują również na gardle zwierzęcia.Hayvanların boynuzuna takılan boyunduruklara da rastlanır.
nose
çekim: çoğul носи́ · tamlayan но́са
köken: From Proto-Slavic *nosъ, from Proto-Indo-European *néh₂s.
Процитовано 19 June 2015. проектуErişim: 19 Ocak 2015 Boyunduruk
Hintçeकमान, जुआ, धनुष, नमन (dişil) /kə.mɑːn/
command · rule, control
çekim: çoğul कमानें
köken: Borrowed from English command.
कमान-अफ़सर
yoke (bar or frame by which two draught animals are joined at their necks) · yoke, restraint, burden, load; repression, slavery, oppression, persecution, tyranny
çekim: çoğul ikeet · tamlayan ikeen
köken: From Proto-Finnic *iges, borrowed from Proto-Slavic *jьgo (gen. *jьga, *jьžese; compare Old East Slavic иго (igo), gen. ига (iga), *ижесе (*ižese)), from earlier *jъgo (gen. *jъga, *jъgese), from Proto-Balto-Slavic *juga-, from Proto-Indo-European *yugóm.
aile: iestää, jarruies
Istukoon hän yksin ja hiljaa, kun Herra on sen hänen päällensä pannut.RAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;
ikeen alla
Çekçejařmo, jho, klanět se, klička, luk, ohnout (nötr) /ˈjar̝mo/
yoke (bar or frame of wood by which two oxen are joined) · yoke (burden, constraint)
çekim: çoğul jařma · tamlayan jařma
eş: jho, jarmo, tíhlo, krumpolec, jařmice, chomout
köken: Inherited from Proto-Slavic *arьmò.
Kterýž by pak byl opuštěn, trpělivě se má v tom, což na něj vloženo,RAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;
bow (rod used for playing stringed instruments)
çekim: çoğul arcușuri · tamlayan arcușului
köken: From arc + -uș.
Sunt și lese care se leagă în jurul gâtului animalului.Hayvanların boynuzuna takılan boyunduruklara da rastlanır.
to bend, curve (especially due to some external force) · to tend, incline (to some option, -ra/-re) · to approach, turn (to another state or phase, -ra/-re)
çekim: geçmiş hajlottak
köken: First attested in 1664. From hajol + -ik, a semantic split.
aile: aláhajlik, áthajlik, behajlik, belehajlik, elhajlik, előrehajlik, felhajlik, kihajlik, lehajlik, meghajlik
Egyedül ül és hallgat, mert felvette magára.RAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;
to bend over, to bend down, to stoop, to duck · to give up, to surrender
çekim: geçmiş הִתְכּוֹפַפְתָּ
ישב בדד וידם כי נטל עליו׃RAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;
Latincearcus, iugum, rostrum /ˈar.kʊs/
arc, arch · bow (arc-shaped weapon used for archery) · rainbow
çekim: çoğul arcūs · tamlayan arcūs
köken: From Proto-Italic *arkuos (“bow”), from Proto-Indo-European *h₂erkʷos (“bow, arrow”). Cognate to Old English earh, whence English arrow, as well as Proto-Slavic *orkyta (“willow”) and Ancient Greek ἄρκευθος (árkeuthos, “juniper”), owing to juniper and willow twigs being used to make bows due to their flexibility.
aile: arcifer, *arciō, arcipotēns, arcisellium, arcitenēns, arcuō, ballistārius arcūs, interarcuālis
yoke
çekim: çoğul ågene · tamlayan ågs
köken: From Old Norse ok, from Proto-Germanic *juką, from Proto-Indo-European *yugóm (“yoke”).
Han sidde ensom og tavs, når han lægger det på ham;RAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;

Etimoloji

Inherited from Ottoman Turkish بویوندرق (boyunduruk, “yoke”), itself from Proto-Turkic *bōńduruk (“yoke”). Cognate with Azerbaijani boyunduruq, Kazakh мойынтұрық (moiyntūryq), Kyrgyz моюнтурук (moyunturuk), Turkmen boýuntyryk, Uyghur بويۇنتۇرۇق (boyunturuq) and Uzbek boʻyinturuq.

Örnek Cümleler

İngiliz veya Boyunduruk (Yoke) kundağı
English or Yoke mount
RAB insana boyunduruk takınca, İnsan tek başına oturup susmalı;
Let him sit alone and keep silence, because he has laid it on him.
Boyunlarına öyle boyunduruklar koyduk ki onlar çenelerine dayanmaktadır.
We have enchained their necks up to their chins.
Bunun yerine, dümen boyunduruk aracılığıyla kanatçıklarla birbirine bağlıdır.
Instead, the rudder is interconnected with the ailerons through the yoke.
RAB bana dedi ki, ‹‹Kendine sırımla bağlanmış tahta bir boyunduruk yap, boynuna geçir.
Thus says Yahweh to me: Make bonds and bars, and put them on your neck;
Şüphe yok ki kafirlere zincirleri, boyundurukları ve yakıp kavuran cehennemi hazırladık.
We have prepared for unbelievers chains and collars and a blazing fire.
Hiç şüphesiz bizim nezdimizde (onlar için hazırlanmış) boyunduruklar, yakıcı bir ateş, var.
Verily We shall have fetters with Us, and a roaring furnace,
Onlar da Asurular ve Hititler tarafından yüzyıllar boyunca boyunduruk altında tutulmuşlardı.
They too were subjugated by Assyria and the Hittites for centuries.
Bu savaş sırasında Sarmatlar İskitleri yendi ve bazı Mokşa boylarını boyunduruk altına aldı.
During this war the Sarmatians forced out the Scythians and subdued some Moksha clans.
Böylece Kara kurtların Akkaşoğulları üzerindeki boyundurukları yavaş yavaş azalmaya başlamıştır.
Lesser noblemen began regarding him as an able protector.
boyunduruk ile daha fazla örnek cümle →
Birleşik Kelimeler
boyunduruk parasıboyunduruk yekebaba boyunduruğu
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod