grumble

/ˈɡɹʌmbl̩/2 hece
C2 seviye
EN → TR
"grumble" kelimesinin Türkçesi: söylenmek, homurdanma, şikâyet etmek, halinden şikâyet.. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelsöylenmek
Genelhomurdanma
Genelşikâyet etmek
Genelhalinden şikâyet.

Tanım

•a complaint uttered in a low and indistinct tone
•make a low noise

Diğer Dillerde

AlmancaGegrummel, Grummeln, Knurren, murren
İtalyancaprotestare
Rusçaбрюзжа́ть, бурча́ть, ворча́ть, рыча́ние, рыча́ть, урча́ние
Arapçaقَمْقَمَ
Farsçaژکیدن
Azericedeyinmək, dolquldanmaq, mırıldamaq, söylənmək
Ukraynacaбурчати
Finceärjyä, ärjyntä, karjua, karjunta, kurnata, kurnaus
Çekçekručení
Rumenceborborigme, borborism, chiorăi, ghiorțăi
Latinceganniō
Endonezcemenggerutu, merajuk
Vietnamcalầm bầm, lẩm bẩm
Bulgarcaкуркам, куркане, къркорене, мрънкам, мърморене, мърморя
Katalancarondinar
İrlandacabí ag clamhsán, déan clamhsán, geonaíl
Arnavutçagjëmoj, shfryj
Esperantogrumbli
Makedoncaмрчи

Kelime Ailesi

begrumble
grumbler
grumblesome
grumbly
mustn't grumble

Eş & Zıt Anlamlılar

Örnek Cümleler

Tom homurdandı.
Tom grumbled.
Bir süre önce ne mırıldadın?
What did you grumble a while ago?
Çünkü onlar erkekleri tahrik etmezler.
I do not grumble against men.
Bitmek bilmeyen yakınmalarından bıktım.
I'm tired of your everlasting grumbles.
Patronum işim hakkında bana homurdandı.
My boss grumbled at me about my work.
Söylenmeye ve ardından ağlamaya başladı.
She began to grumble and then to weep.
Onların ona davranış tarzı hakkında söylendi.
He grumbled about the way they treated him.
Onlar ona yeterince ödemediği için o homurdandı.
He grumbled because they didn't pay him enough.
Tom her zaman hakkında söylenecek bir şey bulacaktır.
Tom will always find something to grumble about.
En çok sevdiğimiz ve en çok homurdandığımız yer evdir.
Home is the place we love best and grumble the most.
Kimileri gibi de söylenip durmayın. Söylenenleri ölüm meleği öldürdü.
Neither grumble, as some of them also grumbled, and perished by the destroyer.
Kimileri söyleniyordu, ama yine de hepsi alışveriş yapmama yardım ediyordu.
There were those who grumbled, but in the end, all helped me to shop.