Ana içeriğe geç
Sözlük
/
aldatmak

aldatmak

/aɫ.datˈmak/
verb
C2 seviye
TR → EN
"aldatmak" kelimesinin İngilizcesi: trick, trim, befool, beguile, bilk. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Geneltrick
Geneltrim
Genelbefool
Genelbeguile
Genelbilk
Genelcajole
Genelcheat
Genelchicane
Genelcozen
Geneldeceive
Geneldefraud
Geneldelude
Geneldiddle
Geneldouble
Geneldupe
Genelfinagle
Genelfool
Genelfox
Genelgammon
Genelgouge
Genelgyp
Genelhoax
Genelhocus
Genelhoodwink
Genelhumbug
Genelinveigle
Geneljape
Geneljuggle
Genelmock
Geneloverreach
Genelpalter
Genelscrew
Geneldeceive
Geneldeceive
Genelcheat
Genelcheat

Çekim Tablosu

Geniş zamanaldatamam
Şimdiki zamanaldatabiliyor
Gelecek zamanaldatacak
Geçmiş zamanaldatamadı
Şartaldatamasa
Gereklilikaldatamamalı
Emiraldat

Tanım

•Beklenmedik bir davranışla yanıltmak
•Karşısındakinin dikkatsizliğinden, ilgisizliğinden yararlanarak onun üzerinden kazanç sağlamak
•Birine verilen sözü tutmamak
•Yalan söylemek
•Bir şeyin görünürdeki durumu, o şeyin niteliği bakımından yanlış bir kanı vermek
•Yanlış yapmaya yöneltmek; kandırmak

Diğer Dillerde

Almancabetrügen /bəˈtryːɡən/
to deceive (usually deliberately) · to defraud; to perform an act of fraud against; to swindle · to betray (sexually or romantically); to cheat on
çekim: geçmiş betrog · ortaç betrogen · şimdiki betrügt · ulaç betrügend
eş: lügen, schummeln, verschaukeln, täuschen, vormachen, ehebrechen
köken: From Middle High German betriegen, from Old High German bitriogan, from Proto-West Germanic *bidreugan. Equivalent to be- + trügen. The modern -ü- in this verb chiefly follows the development in the rhyming word lügen (“to lie”). It was reinforced by the noun Betrug and by the 2nd and 3rd person-singular forms (as in lügen itself, which compare).
aile: Betrüger, Betrügung
Die Kunst nicht zur Täuschung verflachen lassen. — Prensi aldatmak istememektedir.
Sie betrügt dich mit ihrer falschen Fürsorge.
Du betrügst dich, wenn du noch auf Besserung hoffst.
Er hat die Firma um mehrere tausend Euro betrogen.
Fransızcacocufier, Tricher, tromper /kɔ.ky.fje/
to be unfaithful to; to cuckold
çekim: geçmiş cocufié · ortaç cocufié · şimdiki cocufie · ulaç cocufiant
eş: encorner
köken: From cocu + -ifier.
Elle découvre que son Père trompe sa Mère. — Babası ise annesini aldatmaktadır.
İspanyolcaacumular doblemente, apretar, besugo, bicapa, bobo, bufón /apɾeˈtaɾ/
to squeeze · to tighten, constrict or compress · to press (e.g., a button)
çekim: geçmiş apreté · ortaç apretado · şimdiki aprieta
eş: chapar, transar
köken: Inherited from Late Latin appectorāre (undergoing metathesis in Old Spanish; compare similar occurrences in pretal, pretil, pretina), from Latin pectus (“chest”). Compare Portuguese apertar, Catalan apitrar.
aile: apretadera, apretadero, apretado, apretador, apretadura, apretamiento, apretar a correr, apretar el argumento, apretar el codo, apretar el culo
Fiorilla acusa a Selim de traición. — Fiorilla Selim'i kendini aldatmakla suçlar.
La cosa se está apretando.
Apreté a correr.
clown, buffoon, joker, fool
çekim: çoğul buffoni
eş: giullare, guitto, giocoliere, saltimbanco, buontempone, allegrone
köken: From buffo (“funny, comical, amusing”) + -one.
I vostri genitori vi stanno mentendo. — Babası ise annesini aldatmaktadır.
Rusçaобманывать /ɐbˈmanɨvətʲ/
to deceive, to cheat, to trick, to swindle · to disappoint, to let down
çekim: geçmiş обма́нывавший · ortaç обма́нывавший · şimdiki обма́нывает · ulaç обма́нывающий
eş: врать, лгать, вводить в заблуждение, мошенничать, предавать
köken: обману́ть (obmanútʹ) + -ывать (-yvatʹ)
Все решили, что он предал. — Ona göre, herkes kendisini aldatmaktadır.
Arapçaأَحْمَق, ثُنَائِيّ, سَفِيه, ضِعْف, مُغَفَّل
لخداعكم أيها السيدات و السادة, لخداعكم, و إثبات أنكم تضعون إفتراضات. — Sizi kandırmak için baylar ve bayanlar, sizi aldatmak için, size varsayımlarda bulunduğunuzu kanıtlamak için.
Farsçaابله, احمق, خنگ, دوبل, دوگانه /ʔab.ˈlah/
dumb, stupid, feeble-minded
çekim: çoğul ابلهان
köken: Borrowed from Arabic أَبْلَه (ʔablah).
چقدر ابله هست
Azericeabdal, axmaq /ɑbˈdɑl/
an ignorant person, blockhead · dervish
çekim: çoğul abdallar · tamlayan abdalın
köken: From Arabic أَبْدَال (ʔabdāl), plural of بَدَل (badal, “a substitute; a good, religious man; saint”), from بَدَلَ (badala, “to replace”).
Kazakçaақымақ
stupid
çekim: çoğul ақымақтар · tamlayan ақымақтың
köken: From Arabic أَحْمَق (ʔaḥmaq).
Özbekçeahmoq, tentak
stupid
çekim: karşılaştırma ahmoqroq · üstünlük eng ahmoq
köken: Borrowed from Arabic أَحْمَق (ʔaḥmaq).
aile: ahmoqlik
Felemenkçebeetnemen, bedriegen, afzetten, misleiden /ˌmɪsˈlɛi̯.də(n)/
to mislead
çekim: geçmiş misleidden · ortaç misleid · şimdiki misleidt · ulaç misleidend
köken: From mis- (“mis-”) + leiden (“to lead”). Cognate with Old English mislǣdan (“to mislead”) and English mislead.
Maar hij onderschat zijn moeder. — Babası ise annesini aldatmaktadır.
Portekizcebobo da corte, burro, dobrar, dobro, enganar, imbecil (eril) /ˈbo.bu da ˈkoʁ.t͡ʃi/
jester (person in a mediaeval royal court)
çekim: çoğul bobos da corte
Ela também vê seu pai traindo sua mãe. — Babası ise annesini aldatmaktadır.
foolish, stupid
köken: From Ancient Greek ἀνόητος (anóētos), from ἀ- (a-) + νοητός (noētós).
Ο πατέρας της κακοποιούσε την μητέρα της. — Babası ise annesini aldatmaktadır.
Japoncaあほ, アホ, ばかにする, 二倍, 二倍する, 二重
「あほう」の音のゆれ。愚かなこと、愚かな人。
裏切り者に容赦しない。 — Prensi aldatmak istememektedir.
Korece2루타, 광대, 두 배의, 바보, 백치, 이중 /iɾutʰa̠/
double
köken: Sino-Korean word from 二壘打, from 二壘 + 打.
그건, 여러분들을 속이기 위해서입니다. 신사숙녀 여러분, 여러분을 속이기 위해, 여러분도 억측을 하게 된다는 걸 보이기 위해서요. — Sizi kandırmak için baylar ve bayanlar, sizi aldatmak için, size varsayımlarda bulunduğunuzu kanıtlamak için.
İsveççedåre, dubbelgångare, dubbelvika, dubbelvikt, dubbla, dubblera /ˈdôːˌrɛ/
a fool · a madman, lunatic
çekim: çoğul dårar · tamlayan dåres
köken: From Old Swedish dāre, from Old Norse dári, Middle Low German dore, from Old Saxon *dōro, from Proto-West Germanic *dauʀō. See also German Tor; Icelandic dári, Danish dåre.
För att lura er, damer och herrar, för att bedra er, att visa att också ni kan göra antaganden. — Sizi kandırmak için baylar ve bayanlar, sizi aldatmak için, size varsayımlarda bulunduğunuzu kanıtlamak için.
snowman (figure made of snow)
çekim: çoğul bałwany · tamlayan bałwana
eş: posążek, figurka, cień, bałwanek
köken: Etymology tree Proto-Slavic *bъlvanъ Old Polish bałwan Polish bałwan Inherited from Old Polish bałwan.
aile: bałwaniasty, bałwanisty, bałwanowaty, bałwanowy, bałwański, bałwochwalczy, bałwochwalny, bałwochwalski, bałwochwalczo, bałwaństwo
Odnosi wrażenie, że wszyscy chcą go oszukać. — Ona göre, herkes kendisini aldatmaktadır.
Ukraynacaбевзь, бла́зень, двійни́й, двійни́к, двої́стий, ду́рник /bɛu̯zʲ/
a duffer, fool
çekim: çoğul бе́взі · tamlayan бе́взя
köken: From Proto-Slavic *bъlzьnь.
aile: бе́взень
Hintçeदुगना, मूर्ख /d̪ʊɡ.nɑː/
alternative form of दोगुना (dogunā, “double”)
Fince-hullu, ääliö, daiju, hassu, hedelmärahka, höhlä /ˈæːliø/
cretin, moron
çekim: çoğul ääliöt · tamlayan ääliön
köken: Sound-symbolic + -iö; perhaps inspired by älistä and/or ällistyä
aile: ääliömäinen, perseääliö
Mutta he kaikki pettivät hänet. — Ona göre, herkes kendisini aldatmaktadır.
Çekçeblázen, blb, blbec, blboun, dvojitý, dvojník (eril) /ˈblaːzɛn/
fool · lunatic (insane person)
çekim: çoğul blázni · tamlayan blázna
eş: pomatenec, šílenec
köken: Inherited from Old Czech blázn. Compare Polish błazen (“clown, fool”).
Aby vás oklamal, dámy a pánové, aby vás zmátl, aby vám ukázal, že i vy děláte závěry. — Sizi kandırmak için baylar ve bayanlar, sizi aldatmak için, size varsayımlarda bulunduğunuzu kanıtlamak için.
a fool; a type of comic, similar to a court jester
çekim: çoğul bufoni · tamlayan bufonului
köken: Borrowed from French bouffon.
Fiorilla îl acuză pe Selim de trădare. — Fiorilla Selim'i kendini aldatmakla suçlar.
Macarcaa bolondját járatja, áltat, átver, becsap, bolond, bolondít /ˈaːltɒt/
to mislead, delude, deceive
çekim: geçmiş áltattak
köken: ál (“fake”) + -tat (causative verb-forming suffix)
aile: áltatás
İbraniceגולם \ גֹּלֶם, הכפיל, הֵתֵל, טִפֵּשׁ \ טיפש, כְּסִיל, כפול
to double
çekim: geçmiş הִכְפַּלְתָּ
רכושה לפני חתונתם אינו מועבר לבעלה והיא אף מעודדת לשמר את שמה טרם הנישואין. — Evlilikten önce birlikte olmak yasak değildir fakat eşini aldatmak iyi bir davranış olarak kabul görmez.
Latincebinus, duplex, duplicō, duplus, mōra, mōrus /ˈbiː.nʊs/
two each · in pairs · occurring twice, twofold, double, binary
köken: From Proto-Italic *dwiznos, equivalent to bis (“twice”) + -nus (distributive numeral-forming suffix).
aile: bīnārius, binō, combīnō
Et praetoribus prioris anni M. Iunio in Etruria, P. Sempronio in Gallia cum binis legionibus quas habuerant prorogatum est imperium.
… ipse uno graditur comitatus Achate,
Dancadobbelt, fjols, grødhoved, nar, tåbe, torsk /dɔbəlt/
double, twofold · dual · double, twice
köken: From Middle Low German dobbelt, from Old French doble.
aile: dobbeltagent, dobbeltfejl, dobbelthed
Uanset jobbet, så vil jeg ikke bedrage hende med løgne. — İş ne olursa olsun, yalan söyleyerek onu aldatmak istemem.
Norveççedust, lure, narr, narre, tosk, tulling
De begynte da å bestikke ham hver for seg. — Ona göre, herkes kendisini aldatmaktadır.
Endonezcebego, berpasangan, dobel, ganda, kembar dua, kembaran
moron, fool

Etimoloji

Eski Türkçe al > alda + etmek

Kelime Ailesi

Eş & Zıt Anlamlılar

Eş anlamlılar
ihanet etmek
atlatmak
ibnelik etmek
kandırmak
kazık atmak
kötü yola saptırmak
hile yapmak
kötü yola sürüklemek

Örnek Cümleler

Seni aldatmak istemedim.
I didn't mean to deceive you.
Seni aldatmak istemiyorum.
I don't want to deceive you.
Ben de onu aldatmak istedim.
What should i think of it?
Tom Mary'yi aldatmakla suçladı.
Tom accused Mary of cheating.
Prensi aldatmak istememektedir.
The Prince swears that he will not betray her.
Babası ise annesini aldatmaktadır.
Her father used to mistreat her mother.
Seni bu şekilde aldatmak istemedim.
I didn't mean to deceive you like this.
Sevdiğim kadını aldatmak istemiyorum.
I don't want to deceive the woman I love.
Bizim niyetimiz seni aldatmak değildi.
It was never our intention to deceive you.
ALLAH'ı ve müminleri aldatmak isterler.
They deceive God and the believers.
Aldatmaktansa aldatılmayı tercih ederim.
I would rather be deceived than to deceive.
Kumarbaz aldatmak için hileli zar kullandı.
The gambler used loaded dice to cheat.
aldatmak ile daha fazla örnek cümle →
Birleşik Kelimeler
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod