Ana içeriğe geç
Sözlük
/
ışıltı

ışıltı

/ɯ.ʃɯɫˈtɯ/
noun
TR → EN
"ışıltı" kelimesinin İngilizcesi: glimmer. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelglimmernoun

Görsel

Poinsettia süslemeli yılbaşı dekorasyonu - parlak ışıltıDevasa Gezegenin Ufkunda Yükselen Kozmik Işıltı ve BulutlarKadın Enerjisi ve Kozmik Işıltı: Dijital Sanat İllüstrasyonuZifiri Karanlıkta Parlayan İkiz Enerji Çemberleri ve Kozmik Işıltı

Çekim Tablosu

Belirtme (-i)ışıltıyı
Yönelme (-e)ışıltıya
Bulunma (-de)ışıltıda
Çıkma (-den)ışıltıdan
Tamlayan (-in)ışıltının
Çoğul (-ler)ışıltılar

Tanım

•bir şeyin ışıldarken saçtığı ışık
•hafif ışık, ışıntı, parıltı
•Bir ışık kaynağının verdiği ışığın, göz gibi bir alıcının üzerinde yaptığı etki
•Bir şeyin ışıldarken saçtığı ışık

Diğer Dillerde

Dativ Plural des Substantivs Glimmer
Wie Sie sehen, glänzten unsere Augen. — Gözlerimizdeki ışıltıya bakın.
Fransızcaémettre une lueur, lueur (dişil) /lɥœʁ/
glimmer; glow
çekim: çoğul lueurs
köken: Inherited from Middle French luour, lueur, from Old French lueur, luur, from Vulgar Latin *lūcōrem, from Latin lūceō. Compare Italian lucore, Romanian lucoare, Catalan llugor, Occitan lugor.
Vous pouvez le voir, nos yeux étaient scintillants. — Gözlerimizdeki ışıltıya bakın.
Aux lueurs de l'aube imprécise, / Dans les eaux troubles d'un miroir, / Tu te rencontres par hasard / Complètement noir
İspanyolcacentellar, centellear, cintilar, escintilar, luz tenue, titileo /θenteˈʝaɾ/
obsolete form of centellear; to twinkle
çekim: geçmiş centellé · ortaç centellado · şimdiki centella
köken: From centella, or possibly from Latin scintillāre, and thus a doublet of cintilar.
Y pueden ver que nuestros ojos brillan. — Gözlerimizdeki ışıltıya bakın.
İtalyancabarlume, filo (eril) /barˈlu.me/
glimmer, flicker
çekim: çoğul barlumi
eş: chiarore, favilla, luccichio, luce, fioca, lumino
köken: From lume (“light source”), prefixed with bar-, itself derived from bis-.
E come potete vedere, i nostri occhi stavano luccicando. — Gözlerimizdeki ışıltıya bakın.
Pensava più spesso a O'Brien, con un barlume di speranza.
Data la futilità finale dei nostri sforzi, l'effimero barlume di significato che l'arte ci regala ha forse un valore?
Rusçaсвечение, мерцание; сверкание
Как вы видите, наши глаза блестели от счастья. — Gözlerimizdeki ışıltıya bakın.
Portekizceclarão, vislumbrar, vislumbre (eril) /klaˈɾɐ̃w̃/
flash · clarity · glare (intense, blinding light)
çekim: çoğul clarões
köken: From claro + -ão.
Talvez não seja só a roupa brilhante. — Belki sadece ışıltılı kıyafetleri değil.
to shine (reflect light) · to shine (excel)
çekim: geçmiş glänste · ortaç glänsande · ulaç glänsande
köken: From glans (“shine, brilliance”).
Kanske inte bara den glittriga klänningen. — Belki sadece ışıltılı kıyafetleri değil.
Han städade köket tills det glänste
Gläns över sjö och strand, stjärna ur fjärran. Du som i Österland tändes av Herran.
Nisse glänste vid SM 2012
Ukraynacaмерехті́ння
Як ви бачите, наші очі блищали від щастя. — Gözlerimizdeki ışıltıya bakın.
Hintçeटिमटिमाना /ʈɪm.ʈɪ.mɑː.nɑː/
to twinkle, flicker, flash
çekim: geçmiş टिमटिमाता · şimdiki टिमटिमाता है
köken: Perhaps onomatopoeic. See also टिमटिम (ṭimṭim).
तारे टिमटिमाते हुए बहुत प्यारे लगते हैं।
to dawn (to begin to brighten with daylight) · to be barely visible, seem to be, be in sight (at a distance) · to be imminent, be near, be in sight
çekim: geçmiş kajastanut · şimdiki kajastaisi · ulaç kajastava
eş: häämöttää, siintää
köken: Proto-Finnic *kaja + -staa, probably from Proto-Uralic *kaja (compare Northern Sami guojihit, Erzya каемс (kajems), Eastern Mari кояш (kojaš), Nganasan [script needed] (kou), Kamassian [script needed] (kuja)).
aile: Kajanne, kajastaminen, kajaste, Kajaste, kajastella, kajastua, kajastus, kaje
Ehkä se ei ole vain kiiltävä asu. — Belki sadece ışıltılı kıyafetleri değil.
Päivä alkaa jo kajastaa.
Onkohan meillä murtovarkaita? Yläkerrasta kajastaa valoa.
Aivan edessämme kajastaa loistava tulevaisuus.
Rumencescânteia
to sparkle, glimmer, shimmer, scintillate
çekim: geçmiş scânteiat · ortaç scânteiat · şimdiki scânteiază
köken: From scânteie, or possibly from a Vulgar Latin *scantiliāre or *scintiliāre, from Latin scintillō, scintillāre. Compare Aromanian scãntiljedz, scãntiljari.
aile: scânteiere
Şi puteţi vedea, ochii noştri străluceau. — Gözlerimizdeki ışıltıya bakın.
Norveççeanelse, blinke, glimt, glimte, skimmer, skimre
Sol og måne treder inn i sin bolig for lyset av dine piler, som farer frem, for glansen av ditt lynende spyd. — Uçuşan oklarının pırıltısından, Parlayan mızrağının ışıltısından, Yerlerinde durakaldı güneş ve ay.
Bulgarcaмъждукам, мъждукане, проблясък /mɐʒˈdukɐm/
to flicker, to glint (of light) · to be barely observant or perceivable (of signal, effect)
çekim: geçmiş none · ortaç мъжду́кал · şimdiki мъжду́ка · ulaç мъжду́кащ
köken: By surface analysis, мъждя́ (mǎždjá, “to gleam”) + -укам (-ukam, expressive verbal suffix).
И можете да видите, че очите ни блестят. — Gözlerimizdeki ışıltıya bakın.
İrlandacaléaró (eril) /l̠ʲia̯ˈɾˠoː/
glimmer, gleam, glint
köken: Extension of léir (“clear”).
İzlandacaskíma /ˈsciːma/
faint light, glimmer
çekim: tamlayan skímu
Ermeniceառկայծել /ɑrkɑjˈt͡sel/
to fade, to wane, to dim · to shine, to sparkle, to glimmer · to feel enveloped by a strong inner sensation, especially as a result of a new idea.
çekim: geçmiş առկայծեի · şimdiki առկայծում է
köken: From Old Armenian առկայծեմ (aṙkaycem).
Gürcüceბჟუტავს, ბჟუტვა, გაელვება, გამოკრთომა, იელვებს, კამკამებს
Urducaٹمٹمانا
Esperantoglimi /ˈɡlimi/
to gleam
çekim: geçmiş glimis · ortaç gliminta · ulaç glimanta

Etimoloji

From ışımak ("to shine") + -ltı (a derivative suffix).

Örnek Cümleler

Işıltı şişede yansıdı.
The flash was reflected in the bottle.
Gözlerimizdeki ışıltıya bakın.
And you can see, our eyes were glistening.
Sami ışıltılı bir hayat yaşadı.
Sami lived a glittering life.
Güneşin ışıltısı gözlerimi acıtıyor.
The glitter of the sun hurts my eyes.
Belki sadece ışıltılı kıyafetleri değil.
Maybe it's not just the sparkly dress.
Yıldızlar karanlıkta daha ışıltılı parlar.
Stars shine brighter in the darkness.
'kendiliğinden-ışıltılı' olarak tarif ediyor.
He describes it as self-effulgent.
Ve bu şöyle diyor, "Kendinden-ışıltılı olan."
And this one is saying, '... that which is self-effulgent.' I don't think 'self effulgent' -
Sevginin ışıltısı olmadan hayatın anlamı nedir?
What is life without the radiance of love?
Doğal olarak görülen ışıltı uzaklığın karesi ile azalır.
Exposure to the light suddenly weakens the Unknown.
O bir "rüya" olarak tanımlıyor ve "Havada bir ışıltı var".
She describes it as being a "dream", and that "There's a glow in the air".
Biz de tam gözleri hizasında kadehin ışıltısını görüyoruz.
And yet that shine is all about vision, and it's held right at her eyes.
ışıltı ile daha fazla örnek cümle →
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod