Ana içeriğe geç
Sözlük
/
kıskı

kıskı

TR → EN
"kıskı" kelimesinin İngilizcesi: shim, wedge. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelshim
Genelwedge

Görsel

Kızarmış Peynir Topları ve Halka Soğanlarla Kışkırtıcı Atıştırmalık Sunumu

Tanım

•Türlü maksatlarla iki şeyin arasına sokuşturulan, kıstırılan parça, kama, takoz
•Türlü maksatlarla iki şeyin arasına sokuşturulan, kıstırılan parça

Diğer Dillerde

AlmancaAbstandhalter, Abstandsblech, Ausgleichsblech, Ausgleichsstück, Beilagescheibe, Beilagscheibe (dişil) /ˈbaɪ̯laɡˌʃaɪ̯bə/
washer
çekim: çoğul Beilagscheiben · tamlayan Beilagscheiben
köken: Beilage + Scheibe
Das ist mein Auslöser. — Bu kışkırtıcı ben.
Fransızcacale, cale d'épaisseur, caler, coin, coincer, espaceur (dişil) /kal/
wedge (under door etc.) · wedge · chock (for wheel)
çekim: çoğul cales
köken: Probably from German Keil.
Ils ont provoqués la violence. Des gens sont morts dans la violence. — Şiddeti kışkırttılar.
İspanyolcaacuñar, bandada formada en V, calzar, cuña, espaciador, formación en cuña /akuˈɲaɾ/
to mint (money) · to coin (word or expression)
çekim: geçmiş acuñé · ortaç acuñado · şimdiki acuña
köken: From a- + cuño + -ar.
aile: acuñación, acuñador
Provocaron violencia. La gente murió en la violencia. — Şiddeti kışkırttılar.
İtalyancaanatre, bietta, cigni, conficcare, cuneo, fermaporta (doorstop)
plural of anatra
È il mio opus. — Bu kışkırtıcı ben.
Rusçaклин /klʲin/
wedge · V formation (of birds, aircraft, etc.) · flying wedge
çekim: çoğul кли́нья · tamlayan кли́на
eş: свинья, косяк
köken: Inherited from Proto-Slavic *klinъ.
aile: кли́нить, -кли́нить, -кли́нивать, клино́к, кли́нчатый, кли́нышек, клинови́дный, клинообра́зный, кли́нопись, кли́ном сойти́сь
Они спровоцировали насилие. Люди погибли при проявлениях этого насилия. — Şiddeti kışkırttılar.
боро́дка кли́ном
журавли́ный клин
посевно́й клин
Arapçaإِسْفِين, وَتَد, وَتِد
لقد حثّوا على العنف. و مات أناس بسبب هذا العنف. — Şiddeti kışkırttılar.
Farsçaگوه
Azericepaz
Kazakçaсына, танап
Özbekçepona
Felemenkçespie, vendel, wig (dişil) /spi/
key: an object designed to fit between two other objects (such as a shaft and a wheel) in a mechanism and maintain their relative orientation.
çekim: çoğul spieën
eş: keil, wig
Ze gaven aanleiding tot geweld. Mensen kwamen om door geweld. — Şiddeti kışkırttılar.
Portekizceatochar, cunha, enfiar, fatia, sapato anabela, socar /a.toˈʃa(ʁ)/
to wedge (to force into a narrow gap)
çekim: geçmiş atochei · ortaç atochado · şimdiki atocha
Provocaram violência. Morreram pessoas por causa disso. — Şiddeti kışkırttılar.
Yunancaσμήνος, σφήνα (nötr)
group of animals or things: · swarm (bees) · cluster (stars)
çekim: çoğul σμήνη · tamlayan σμήνους
köken: From Ancient Greek σμῆνος (smênos) / σμᾶνος (smânos).
Προκάλεσαν βία. Άνθρωποι πέθαναν στη βία. — Şiddeti kışkırttılar.
Japonca一切れ
ひときれの漢字表記。
とても気分の悪くなる出来事だった — Şiddeti kışkırttılar.
Korece쐐기 /ˈs͈wɛ(ː)ɡi/
wedge
köken: First attested in the Nammyeongjip eonhae (南明集諺解 / 남명집언해), 1482, as Middle Korean 쇠야미, thereinafter changing in form to 쇠야기 (soeyagi).
aile: 쐐기문자
만화 때문에 폭력이 일어났고 그 때문에 사람들이 사망했습니다. — Şiddeti kışkırttılar.
İsveççebit, kil, kila, kila fast, kila in, kilklackssko /biːt/
a piece (forming a part of some whole) · a bit · a bit (certain (not insignificant) distance)
çekim: çoğul bitar · tamlayan bits
köken: From Old Norse biti.
aile: bitsocker, i bitar, pusselbit, sockerbit
De ledde till våld och död. — Şiddeti kışkırttılar.
en pusselbit
en tårtbit / en bit tårta [note that there is no preposition]
Jag åt tre bitar McNuggets
Lehçekawałek, klin, klucz (eril) /kaˈva.wɛk/
piece, slice (of pizza, cake, etc.) · track, song · grand; one thousand, especially of U.S. dollars
çekim: çoğul kawałki · tamlayan kawałka
eş: część, cząstka, fragment, kawał, kawałeczek, kęs
köken: From archaic kawalec + -ek, from Middle Low German kāvele (“wood for drawing raffles”) + -ec, from Proto-West Germanic *kabl (“stick, lot”), with semantic shift "wood for drawing lots" > "small piece".
Wywołały przemoc. Ludzie zginęli od przemocy. — Şiddeti kışkırttılar.
Hintçeकील, वैज (dişil) /kiːl/
nail, tack · spike; stud · axis
çekim: çoğul कीलें
köken: From Sanskrit कील (kīla).
मंगल सूर्य्य से १३६०००००० मील दूर है और यह अपनी कील पर २४ १/२ घंटे में एक बार घूम आता है।
plough, plow (agricultural tool) · plough, plow (device used to clear snow) · wedge (group of birds flying in a V-shaped formation)
çekim: çoğul aurat · tamlayan auran
köken: ] From Proto-Finnic *atra (compare Estonian ader), borrowed from Proto-Germanic *arþrą (compare Old Norse arðr), from Proto-Indo-European *h₂érh₃trom.
aile: aurata, aura-auto, aurakulma, aurakäännös, aurankukka, aurankurki, auranvannas, hankoaura, jankkoaura, kaariaura
Tätä kautta hän tutustui tunnettuihin kirjailijoihin. — Kışkırtıcı yazıları ile tanındı.
Isäntä kynti peltoa uudella viisisiipisellä auralla.
Çekçeklín (eril) /ˈkliːn/
wedge (simple machine) · pile
çekim: çoğul klíny · tamlayan klína
eş: kajl
köken: Inherited from Old Czech klín, from Proto-Slavic *klinъ.
Vyprovokovaly násilnosti, při kterých umírali lidé. — Şiddeti kışkırttılar.
Rumencecârd, conjuncție logică, felie, pană (nötr)
herd · flock · swarm
çekim: çoğul cârduri · tamlayan cârdului
köken: From a Slavic language, from Proto-Slavic *kъrdo, from Proto-Indo-European *kerdʰ-. Doublet of cireadă and ciurdă. Compare Serbo-Croatian кр̏до/kȑdo (“herd”), English herd.
Nu mă provoca. — Beni kışkırtma.
Macarcaék /ˈeːk/
wedge (tool)
çekim: çoğul ékek
köken: Uncertain. Perhaps from Proto-Ugric.
aile: ékel → ékelődik, ékes, ékez → ékezet, ékcsont, ékírás, faék
A rajzok erőszakot okoztak, amiben emberek haltak meg. — Şiddeti kışkırttılar.
İbraniceטְרִיז
הם עוררו אלימות. אנשים מתו באלימות הזאת. — Şiddeti kışkırttılar.
Latincecuneus /ˈkʊ.ne.ʊs/
wedge · troops arrayed in a wedge formation · a phalanx (formation)
çekim: çoğul cuneī · tamlayan cuneī
köken: Uncertain root, apparently with the suffix -eus. Various problematic comparisons to either Proto-Indo-European *h₂eḱ- (“sharp”) or *ḱúH- (“spike; sting”) (compare Latin culex (“mosquito”), Avestan 𐬯𐬏𐬐𐬁 (sūkā, “needle”), Sanskrit शूक (śūka, “spike; bristle; insect sting”), शूल॑ (śū́la, “spear; stake”) etc.) have been unfruitful; a long vowel (*cūneus) would be expected in the latter case, and the…
aile: cuneātim, cuneifōrmis, cuneō, cuneolus
Dancakile (nötr) /kiːlə/
wedge · gusset
çekim: çoğul kiler · tamlayan kiles
(Jeg er ked af det Mr. Bond. — Bu kışkırtıcı ben.
Vietnamcachêm, nêm /t͡ɕem˧˧/
to wedge · to interject; to interrupt
köken: Related to nêm.
aile: sụn chêm
Chúng đã kích động bạo lực. Người ta chết vì bạo lực. — Şiddeti kışkırttılar.
Bulgarcaвбивам, заклинвам, клин, нивели́рам, разцепление, тру́пче /klin/
wedge, key, cotter, cleat · gore, gusset · spearhead
çekim: çoğul кли́нове
köken: From Proto-Slavic *klinъ.
Те провокираха насилие. Хора загинаха при насилието. — Şiddeti kışkırttılar.
Litvancavagis (eril) /vaˈɡʲɪs/
thief · wedge
çekim: çoğul vãgys · tamlayan vagiẽs
köken: From vag-, the o-grade of the root underlying võgti (“to steal”).
Šokiruotas to, ką pamatė, Frederis prisijungia prie darbininkų. — Jamie'lerin kışkırtmasıyla Sophie, Severin'i ziyaret eder.

Örnek Cümleler

Onu kışkırtma.
Don't antagonize him.
Beni kışkırtma.
Don't provoke me.
Bizi kışkırtma.
Don't antagonize us.
Tom'u kışkırtma.
Don't antagonize Tom.
Onları kışkırtma.
Don't antagonize them.
Bu kışkırtıcı ben.
It's the provocative me.
O kışkırtılmamıştı.
It was unprovoked.
Beni kışkırtamazsın.
You can't tempt me.
Canavarı kışkırtmayın.
Don't provoke the beast.
Ama siz onu kışkırtınız
But you have provoked him
O onu dışarı kışkışladı.
She shooed him outdoors.
O, sinekleri kışkışladı.
He shooed the flies away.
kıskı ile daha fazla örnek cümle →
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod