O ona vurmak için kışkırtıldı.He was provoked into hitting her.
Onun kışkırtıcı vücudunu gördükten sonra, ona bağımlı oldu.After seeing her provocative body, he became obsessed with her.
Bu bir yöntem değil, kışkırtma.This is not a method, this is provocation.
O onu dışarı kışkışladı.She shooed him outdoors.
Tom'u kışkırtan kavgaları durdurmalısın.You need to stop provoking fights with Tom.
Mary'ye gerçeği söylemesi için Tom kışkırtıldı.Tom was tempted to tell Mary the truth.
O, onu kışkırtmak istemiyordu.He didn't want to antagonize her.
Onun kaba cevabı onun yüzüne tokat atması için onu kışkırttı.His rude reply provoked her to slap his face.
Mary kışkırtıcı giysiler giyiyor.Mary is wearing provocative clothing.
Tom'u kışkırtmayı göze alamazsın.You can't afford to antagonize Tom.
Tom'u kışkırtmak istemiyorum.I don't want to antagonize Tom.
Ben onları kışkırtmıyorum.I'm not tempting them.
Beni kışkırtma.Don't provoke me.
Tom kışkırtılmış görünüyor.Tom appears agitated.
Tom'u kışkırtmak için bir şey yapma.Don't do anything to provoke Tom.
Tom'u kışkırtma.Don't antagonize Tom.
Mary kışkırtıcı bir tez sundu: "Argo, yeni İngilizceye dönüşüyor."Mary presented a provocative thesis: "Slang is becoming the new English."
Kışkırtmak vandallığın bir şeklidir.Egging is a form of vandalism.
Beni kışkırtamazsın.You can't tempt me.
Tom beni kışkırtmaya çalışıyor.Tom is trying to provoke me.
O, gerçekten kışkırtıcı bir soru.That's a really provocative question.
Beni kışkırtmaya mı çalışıyorsun?Are you trying to provoke me?
Onları kışkırtmak istemiyorum.I don't want to antagonize them.
Onu kışkırtmak istemiyorum.I don't want to antagonize him.
Bizi kışkırtma.Don't antagonize us.
Onları kışkırtma.Don't antagonize them.
Onu kışkırtma.Don't antagonize him.
Linda Dan'ı kışkırtmak için başka adamlarla dans etti.Linda danced with other men to provoke Dan.
O, sinekleri kışkışladı.He shooed the flies away.
Ben onların kızlarını kışkırtmıyorum.I'm not provoking their daughters.
O kışkırtılmamıştı.It was unprovoked.
O gerçekten beni kışkırttı.It really aggravated me.
Tom sinekleri kışkışladı.Tom shooed the flies away.
Saldırı tüm bu gereksiz hakaretler tarafından kışkırtıldı.The aggression was provoked by all those gratuitous insults.
Tom her şeyi kışkırtıyordu.Tom instigated the whole thing.
Bu kadar kışkırtıcı olmayı bırak.Stop being so inflammatory.
Canavarı kışkırtmayın.Don't provoke the beast.
Biz savaş kışkırtıcısı değiliz.We're not warmongers.
Tom'u kışkırtmaya çalışıyor gibi görünüyorsun.You seem to be trying to provoke Tom.
Leyla, Sami'yi biraz kışkırtmaya çalıştı.Layla tried to antagonize Sami a little bit.
Tom muhtemelen bunu yapmak için kışkırtılmış olacak.Tom is probably going to be tempted to do that.
Tom yalan söylemek için kışkırtıldı.Tom was tempted to lie.
Onu yapmaya kışkırtıldım.I've been tempted to do that.
Sami, Leyla'yı çirkin şeyler söyleyerek kışkırtmaktan hoşlanıyordu.Sami liked to provoke Layla by saying outrageous things.
Leyla, İnstagram'da bazı kışkırtıcı resimler yayınladı.Layla posted some provocative pictures on Instagram.
Kışkırtıcıların kim olduğunu bilmek istiyorum.I want to know who the instigators are.
Chris Rock daha sonra Gaga'nın gösterişli ve kışkırtıcı tavrını savundu.Chris Rock later defended her flamboyant, provocative behavior.
Şiirler söyleyerek Kureyşlileri Müslümanlara karşı kışkırttı.During battle the Qur'an commands Muslims to fight against the enemy.
Kısmen Tacikistan İç Savaşı'nı kışkırttı.He partly instigated the Tajik Civil War.
İtalyan gazetesi Corriere della Sera, bu hareketi beklenmeyen bir kışkırtma olarak değerlendirdi.Italian newspaper Corriere della Sera called the dedication a surprising provocation.
Kinci Narada, Rati'yi kaçırması için iblis Sambara'yı kışkırtır.The spiteful Narada provokes the demon Sambara to kidnap Rati.
"Hükümetin İsrail ve Yahudilere karşı kışkırtıcı yorumlardan" endişe duyduklarını dile getirdiler.They indicated concern about "the government's incendiary comments about Israel and Jews".
Kışkırtıcı ve kaba olabileceği basınla zor bir ilişkisi vardı.She had a difficult relationship with the press, with whom she could be rude and provocative.
Temmuz ayında ise yeni single Kışkışşş yayımlandı.In July, her new single "Kışkışşş" was released.
Kışkırtıcı yazıları ile tanındı.It is known for its scripted motivation.
Bu kışkırtıcı ben.It's the provocative me.
Haçlı Seferleri döneminde Hristiyanları Müslümanlara karşı kışkırttılar.In retaliation, Muslims attacked Christians during the evening.
İlerleyen haftalarda Charlotte ve Brooke, Banks'i kışkırtmaya devam etti.Over the following weeks, Charlotte and Dana continued to provoke Sasha.
İrlanda'da ayaklanmayı kışkırttı.Disturbed Ireland.
Bir Ortodoks papazını Macar ordusu kışkırtmıştır.It was quite extraordinary that a Catholic priest should promote physical force.