Onları nerede parçaladın?
Where did you crumble them?
O bir bisküviyi parçaladı.
She crumbled a biscuit.
Brahteler ince uzun erken dökülür.
Metal would then crumble prematurely.
Bina üç yıl önce parçalara ayrıldı.
The building crumbled to pieces three years ago.
Sami evliliğinin parçalanmasını istemedi.
Sami didn't want his marriage to crumble.
Ya takım olarak iyileşiriz Ya da dökülürüz
We heal as a team or we're gonna crumble.
Hududa inşa edilen Leh kaleleri yıkılacak.
Interest in owning the destroyed castle crumbled.
"onsuz ulusal yapının çökeceği kilit taşı". [1]
"the keystone without which the national edifice would crumble".[1]
Haber geldiğinde, muhafazakar koalisyonun dayanışması çöktü.
When the news arrived, the solidarity of conservative coalition crumbled.
Bayan Fernández görevden çekilirken ekonomi çökmeye başlıyor.
As Ms Fernández slips out of office the economy is starting to crumble.
Amerikalilar Avrupalilarin ilerde parcalanacagini dusunuyorlar.
The Americans think that the European model is going to crumble tomorrow.
Beynimin gerçeği hayalden ayıran sınırı artık yok olmaya başladı.
The boundary of my brain that divides real from fantasy has finally begun to crumble.