kıtlık
/kɯtˈɫɯk/
noun
C2 seviye
TR → EN
"kıtlık" kelimesinin İngilizcesi: scarcity, shortage, paucity, drought, scanty. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.
Çeviri
Genelscarcitynoun
Genelshortagenoun
Genelpaucity
Geneldrought
Genelscanty
Genelexiguity
Genelfamine
Genelfamine
Geneldearth
Genelfamine
Geneldearth
Çekim Tablosu
Belirtme (-i)kıtlığı
Yönelme (-e)kıtlığa
Bulunma (-de)kıtlıkta
Çıkma (-den)kıtlıktan
Tamlayan (-in)kıtlığın
Çoğul (-ler)kıtlıklar
Tanım
•(mecaz) duygu, söz vb.nde azlık
•kıt olma durumu, ihtiyaca yetmeyecek kadar azlık, az ve zor bulunma
•kuraklık, savaş vb. nedenlerle ürünün yetişmemesi ve bundan doğan açlık
•yiyecek maddelerinde görülen darlık
•Duygu, söz ve benzerinde azlık
•Kıt olma durumu, ihtiyaca yetmeyecek kadar azlık, az ve zor bulunma
•Kuraklık, savaş vb. sebeplerle ürünün yetişmemesi ve bundan doğan açlık
•Özellikle gıda maddelerinin ihtiyaca yetmeyecek derecede az olması
Diğer Dillerde
Almancahungersnot (dişil) /ˈhʊŋɐsˌnoːt/
famine
çekim: çoğul Hungersnöte · tamlayan Hungersnöte
köken: Hunger (“hunger”) + Not (“hardship”)
Sprecher 3: Pfefferspray der Polizei. — Somali'de Kıtlık.
2003, Franz Eugen Schlachter, Die Bibel (“Schlachter 2000”), Genfer Bibelgesellschaft, Kings I 7:50
Fransızcadéfaut, insuffisance, pénurie, rareté, sécheresse (eril) /de.fo/
shortcoming · defect · default (computing)
çekim: çoğul défauts
köken: From Old French defaute.
aile: à défaut de, faire défaut, la curiosité est un vilain défaut, par défaut, prendre en défaut
Présentateur 3 : Le gaz irritant de la police. — Somali'de Kıtlık.
Falta de algo.
eş: carencia
Locutor 3: La policía arroja gas pimienta. — Somali'de Kıtlık.
İtalyancaasciugaggine, carenza, insufficienza, mancanza, scarsità, secco (dişil)
dryness · drought
çekim: çoğul asciugaggini
köken: From asciuga(re) (“to dry”) + -aggine.
La polizia fa uso di spray al peperoncino. — Somali'de Kıtlık.
Rusçaнехватка, недостаток, дефицит
Полиция использует слезоточивый газ. — Somali'de Kıtlık.
Arapçaجَفَاف, عَجْز
المجاعة العالمية كانت لا يمكن تفاديها . — Küresel kıtlık kaçınılmazdı.
Azericeçatışmazlıq, qıtlıq, quraqlıq /t͡ʃɑtɯʃmɑzˈɫɯχ/
insufficiency, shortage, lack, inadequacy · insufficiency, deficiency
çekim: çoğul çatışmazlıqlar · tamlayan çatışmazlığın
köken: Morphologically çatışmaz (“insufficient”) + -lıq (“-ness, -ity”).
Qazanılmış İmmun Çatışmazlığı Sindromu
ürək çatışmazlığı
Özbekçequrgʻoqchilik
Tatarcaкорылык
Felemenkçedroogte (dişil) /ˈdroːx.tə/
drought
çekim: çoğul droogten
köken: From Middle Dutch droochte. Equivalent to droog + -te.
"Politie pepperspray." — Somali'de Kıtlık.
De droogte heeft de oogst dit jaar sterk beïnvloed.
Er zijn maatregelen genomen vanwege de aanhoudende droogte.
De boeren vrezen nog een jaar van droogtes.
Portekizcecarência, estiagem, insuficiência (dişil) /kaˈɾẽ.si.ɐ/
lack, shortage · scarcity · necessity of emotional connection
çekim: çoğul carências
köken: Learned borrowing from Latin carentia.
Fome na Somália. — Somali'de Kıtlık.
Yunancaξηρασία (dişil)
drought
çekim: çoğul ξηρασίες · tamlayan ξηρασίας
Η παγκόσμια πείνα ήταν αναπόφευκτη. — Küresel kıtlık kaçınılmazdı.
insufficient · unsatisfactory
çekim: geçmiş 不足した
eş: 欠缺
köken: From Middle Chinese 不足 (MC pjuw tsjowk, “not + enough”).
大飢饉が更に深刻化。 — Kıtlık iyice şiddetlendi.
ただでさえ、今、人手不足で指導員が不足している。
drought (a period of below average rain fall)
eş: 가물, 염발, 천한, 한기
세계적인 기아는 피할 수 없는 운명이었습니다. — Küresel kıtlık kaçınılmazdı.
İsveççetorka
a drought, a dry season, a lack of rain
çekim: çoğul torkor · tamlayan torkas
köken: torr + -ka
Sērba är en slätt i Etiopien. — Etiyopya'da kıtlık baş gösterdi.
Tomaterna torkade i solen och blev soltorkade tomater
De torkade tomaterna i solen
Han torkade golvet
shortage (want of something)
çekim: tamlayan niedosytu
eş: nienasycenie
Głód w Somalii. Spiker 3: Policja obezwładnia gazem. — Somali'de Kıtlık.
Pozostał mu niedosyt.
Ukraynacaпосу́ха, су́ша
Був голод, люди були голодними. — Kıtlık vardı ve insalar açtı.
Hintçeअकाल, अनावृष्टि, अपर्याप्तता, अभाव, अवर्षण, कमी (eril) /ə.kɑːl/
famine; scarcity · an inopportune time · timeless
çekim: çoğul अकालों
köken: Borrowed from Sanskrit अकाल (akāla).
देश में बहुत भयानक अकाल पड़ा है।
dryness · drought
çekim: çoğul kuivuudet · tamlayan kuivuuden
köken: kuiva + -uus
aile: kuivuudenkestävä, kuivuusindeksi, kuivuuskausi
Masentunut Hitler ryhtyi nälkälakkoon. — Kıtlık Çini vurdu.
Çekçesucho (nötr) /ˈsuxo/
drought
çekim: çoğul sucha · tamlayan sucha
Třetí hlasatel: Policie použila slzný plyn. — Somali'de Kıtlık.
Rumencedeficit, penurie, secetă, uscăciune (nötr)
deficit
çekim: çoğul deficite · tamlayan deficitului
köken: Borrowed from French déficit.
Anunţ 3: Poliţia... spray paralizant. — Somali'de Kıtlık.
drought, aridity, drouth (a period of unusually low or no rainfall, longer and more severe than a dry spell)
çekim: çoğul aszályok
zıt: árvíz
köken: From aszik (“to dry, wither, wilt”) + -ály (noun-forming suffix).
aile: aszályos, aszálykár, aszálykárosult, aszálytűrő, aszályverte
Rendőrségi bors spray. — Somali'de Kıtlık.
İbraniceבַּצֹּרֶת \ בצרת, מַחְסוֹר
הרעב היה כבד מנשוא. — Kıtlık iyice şiddetlendi.
Latinceinopia, siccitās /ɪˈnɔ.pi.a/
want, lack, scarcity, need · helplessness
çekim: çoğul inopiae · tamlayan inopiae
köken: Etymology tree Latin inops Proto-Indo-European *-yós Proto-Italic *-ios Old Latin -ios Latin -ius Latin -ia Latin inopia From inops (“helpless, destitute, poor”) + -ia.
Dancatørke
Hungersnød i Somalia. Oplæser tre: Politi preberspray. — Somali'de Kıtlık.
Norveççemangel, underskudd
Hungersnød brøt ut. — Kıtlık iyice şiddetlendi.
Endonezcekekeringan
perihal, keadaan (bersifat) kering:
Kelaparan global tidak bisa dihindari. — Küresel kıtlık kaçınılmazdı.
Etimoloji
By surface analysis, kıt + -lık.
Eş & Zıt Anlamlılar
Örnek Cümleler
Bir kıtlık var.
There's a famine.
Somali'de Kıtlık.
Announcer Three: Police pepper spray.
- Peki ya kıtlık?
- What about scarcity?
Kıtlık şiddeti doğurur.
Scarcity breeds violence.
Yapay maddi kıtlık nedir?
What is artificial material scarsity?
Kıtlık anında doyurmaktır:
Or to feed in times of famine
Küresel kıtlık kaçınılmazdı.
Global famine was inevitable.
Kıtlık vardı ve insalar açtı.
There is a famine, people are going hungry.
Etiyopya'da kıtlık baş gösterdi.
Hamlin Fistula Ethiopia.
Daha sonra kıtlık yıllar geliyor.
And then, you see, these were famine years.
Yanardağ patlamasını kıtlık izledi.
Famine followed upon the eruption of the volcano.
Kıtlık süresince birçok köylü öldü.
Many peasants died during the drought.
İlgili Sorular
Tanrı, savaş, tsunami, kasırga, soykırım, kıtlık, kuraklık ve çocuk cinayetleri gibi olayları seviyor mu?
Vahiy 6:8'de bahsedilen kıtlık, savaş ve salgınlar AIDS'i işaret ediyor mu?
Kıtlıkların temel nedenleri ve bu durumu iyileştirmenin yolları nedir?
Neden kıtlıklar ortaya çıkar ve bunları gidermek için ne yapılabilir?
Kıtlıkların başlıca sebepleri nelerdir ve bu sorunu nasıl çözebiliriz?