İşler azdır.
Jobs are scarce.
Çokları inanmaz.
Scarcely do they believe.
[2, 75.104; 3,78]
But Allah has cursed them because of their disbelief. Scarcely do they believe.
Elmalar bu yıl az.
Apples are scarce this year.
O güçlükle ayakta.
She could scarcely stand this.
Ağaçlar çok nadirdi.
The trees were very scarce.
Su, bu alanda azdır.
Water is scarce in this area.
Ortadan kaybolacağım.
I'll make myself scarce.
Sırra kadem basacağım.
I'll make myself scarce.
Günümüzde kahve azdır.
Nowadays coffee is scarce.
Benzin buralarda azdır.
Gasoline is scarce around here.
Artık pek az inanırlar.
Scarcely do they believe.