Miyopluğumu bir engel olarak görmüyorum.
I don't consider my myopia as an impediment.
Moen sağırdı ve konuşma bozukluğu vardı.
Moen was deaf and had a severe speech impediment.
Konuşma engelli insanlarla eğlenmek hoş değil.
It's not nice to make fun of people with speech impediments.
Böylece taşkınların önlenmesinde önemli başarılar elde edilmiş oldu.
He did succeed in spite of apparent impediments.
O kadar akıllıyız ki biyolojik gözüken tüm bu engellerin üstesinden gelebiliriz.
We're so clever we can overcome all of these seeming biological impediments.
Liderler, ekonomik büyümenin önündeki engelleri ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.
Leaders are trying to do away with impediments to economic growth.
Ancak sanıkların naklinin mümkün olabilmesi için bazı engellerin aşılması gerekiyor.
However, some impediments must be overcome before a transfer is possible.
Yeniden yapılanma, Hırvatistan'ın üyelik müzakerelerindeki önemli engellerden biriydi.
The restructuring was a main impediment in Croatia's EU accession talks.
Birine çok yakından bakarsanız, hem kadın hem de erkek, engellerle karşılaşırsınız."[1]
If you look very closely at anybody you'll find impediments, women and men both."[6]
Çoğaltma kısıtlamalarına ek olarak, copyleft ruhsatları diğer olası engelleri de ele alır.
In addition to restrictions on copying, copyleft licenses address other possible impediments.
Diğer taraftansa, Güneşten küçük yıldızların, yaşanabilirlik için belirgin engelleri vardır.
Stars smaller than the Sun, on the other hand, have distinct impediments to habitability.