sıkılma

noun
TR → EN
"sıkılma" kelimesinin İngilizcesi: embarrass. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelembarrass

Çekim Tablosu

Belirtme (-i)sıkılmayı
Yönelme (-e)sıkılmaya
Bulunma (-de)sıkılmada
Çıkma (-den)sıkılmadan
Tamlayan (-in)sıkılmanın
Çoğul (-ler)sıkılmalar

Tanım

•Sıkılma işi
•Onursuz sayılacak veya gülünç olacak bir duruma düşmekten duyulan üzüntü

Atasözü & Deyim

“Yaralı kuşa kurşun sıkılmaz”

Diğer Dillerde

Almancademütigen, kränken, verlegen machen /ˈdeːmytiɡən/
to humiliate, to humble, to mortify
çekim: geçmiş demütigte · ortaç gedemütigt · şimdiki demütigt · ulaç demütigend
eş: degradieren, diskreditieren, erniedrigen, herabsetzen, herabwürdigen, kränken
köken: demütig (“humble”) + -en
aile: Demütiger, Demütigung, demütigend, gedemütigt
- Du bist doch nicht böse auf mich? — -Benden sıkılmadın değil mi?
Fransızcaembarrasser, gêner /ɑ̃.ba.ʁa.se/
embarrass · clutter; block (up)
çekim: geçmiş embarrassé · ortaç embarrassé · şimdiki embarrasse · ulaç embarrassant
eş: enchariboter, gêner
köken: Borrowed from Spanish embarazar.
Avec elle, on ne s'ennuie jamais ! — Onunla insan asla sıkılmaz!
İspanyolcaabochornar, acholar, avergonzar, humillar, sonrojar /abot͡ʃoɾˈnaɾ/
to overheat · to embarrass; to cause to blush
çekim: geçmiş abochorné · ortaç abochornado · şimdiki abochorna
köken: From a- + bochorno + -ar.
aile: abochornado, abochornante, abochornarse
¿Aburrido? — Sıkılmak mı!
İtalyancaimbarazzare, mettere in imbarazzo /im.ba.ratˈt͡sa.re/
to obstruct, to hinder, to impede · to clutter · to embarrass
çekim: geçmiş imbarazzàto · ortaç imbarazzàto · şimdiki imbaràzza · ulaç imbarazzànte
eş: confondere, disorientare, disturbare, impacciare, impedire, ingombrare
köken: Either from imbarazzo (“obstacle”, noun) + -are, or Spanish embarazar. Compare Sicilian mmarazzu.
aile: imbarazzante, imbarazzarsi, imbarazzato, imbarazzo
- Non sei giā stufa di me? — -Benden sıkılmadın değil mi?
Rusçaсмуща́ть
Приготовься скучать. — Canının sıkılmasına hazır ol.
Arapçaأَخْجَلَ
مملا؟ لا — Sıkılmak mı!
Felemenkçein verlegenheid brengen, verlegen maken
Daarna worden haar hersens te moe. — Boğazın hafif sıkılması gerekir.
Portekizceembaraçar /ẽ.ba.ɾaˈsa(ʁ)/
of hair, ropes, cables and similar, to tangle; to snarl (to interweave in a messy way) · to embarrass (to make one feel discomforted from shame)
çekim: geçmiş embaracei · ortaç embaraçado · şimdiki embaraça
köken: Etymology tree Akkadian 𒆟 (rakāsum) Akkadian 𒄙 (markasu)bor. Classical Syriac ܡܰܪܫܳܐ (maršā)bor. Arabic مَرَسَة (marasa)bor. Old Galician-Portuguese embaraçar Portuguese embaraçar Inherited from Old Galician-Portuguese embaraçar, from Arabic مَرَسَة (marasa, “rope”). Cognate with Spanish embarazar and English embarrass. By surface analysis, en- + baraço + -ar or embaraço + -ar.
aile: embaraçado, embaraçador, embaraçante, embaraço, embaraçosamente, embaraçoso
Era muito aborrecido para ti? — Sıkılmak mı!
Yunancaντροπιάζω /dɾoˈpçazo/
to shame, bring shame to, humiliate, disgrace, mortify, embarrass
çekim: geçmiş ντρόπιασα · ortaç έχοντας ντροπιάσει · şimdiki ντροπιάζει · ulaç ντροπιάζοντας
köken: From Byzantine Greek ἐντροπιάζω (entropiázō), equivalent to ντροπή (ntropí, “shame, disgrace”) + -ιάζω (-iázo).
aile: ντροπιασμένος, ντρόπιασμα, ντροπιαστικός
Μη μου θυμώνεις, Μόνικα. — -Benden sıkılmadın değil mi?
Ντρόπιασες την οικογένειά μας μ’ αυτό που έκανες.
Japonca困らせる
あごが疲れそうだ。 — Boğazın hafif sıkılması gerekir.
Korece난처하다, 창피 주다 /na̠ɲt͡ɕʰʌ̹ɦa̠da̠/
awkward; embarrassing
eş: 난감하다
köken: 난처(難處) (nancheo) + -하다 (-hada, “to do”, light verb deriving adjectives).
성도들도 더 이상 지루해 하지 않고 — Cemaat sıkılmayacaktır.
그러나 난처한 기상 조건으로 윈난은 깨끗한 물을 풍부하게 가지게 될 것이다.
İsveççegenera
to embarrass
çekim: geçmiş generade · ortaç generad · ulaç generande
Jösses, skulle man inte kunna lyssna till den hela dagen? — Of, bunu bütün gün dinlesem sıkılmam.
Lehçeambarasować, wprawić w zakłopotanie, zaambarasować, zawstydzić /am.ba.raˈsɔ.vat͡ɕ/
to embarrass (to humiliate) · to embarrass (to impede, to obstruct)
çekim: geçmiş ambarasowano · şimdiki ambarasuje
köken: Etymology tree Polish ambaras Proto-Indo-European *h₂euh₁-der.? Proto-Slavic *-ovati Old Polish -ować Polish -ować Polish ambarasować From ambaras + -ować. First attested in 1721–1729.
Nie jest Ci ze mną źle, prawda? — -Benden sıkılmadın değil mi?
ambarasująca sytuacja
nieco ambarasujący
Fincenolata /ˈnolɑtɑˣ/
to embarrass, abash (make ashamed; destroy the self-possession of)
çekim: geçmiş nolannut · şimdiki nolaa · ulaç nolaava
köken: nolo + -ata
aile: nolaaminen, nolaus
Voi pojat, tätä voisi kuunnella vaikka koko päivän? — Of, bunu bütün gün dinlesem sıkılmam.
Çekçeponížit /ˈpoɲiːʒɪt/
to humiliate
çekim: geçmiş poníživše · ortaç ponížila · şimdiki poníží
köken: Inherited from Old Czech ponížiti. By surface analysis, po- + nížit.
aile: ponížení, ponížený
Nezlobíš se na mě, Moniko, že ne? — -Benden sıkılmadın değil mi?
Macarcazavarba hoz /ˈzɒvɒrbɒhoz/
to embarrass someone (to disrupt somebody's composure or comfort)
köken: zavar (“embarrassment”) + -ba (“into”, case suffix) + hoz (“to bring”), literally “to bring into embarrassment”
Nem. — Sıkılmak mı!
A kérdés zavarba hozott.
Remélem, nem hoztalak zavarba.
Latincehumiliō
Dancagøre flov, gøre forlegen, gøre genert, sætte i forlegenhed
Manner, kunne I ikke bare lytte til det hele dagen? — Of, bunu bütün gün dinlesem sıkılmam.
Norveççegjøre flau, gjøre forlegen
La ikke hjertet bli grepet av angst og motløshet. — Yüreğiniz sıkılmasın ve korkmasın.
Vietnamcalàm xấu hổ
Ai nấy hãy tự đắn đo, chớ có mang lòng sợ hãi. — Yüreğiniz sıkılmasın ve korkmasın.
Bulgarcaобърквам, смущавам
Боже, можеш да го слушаш цял ден, нали? — Of, bunu bütün gün dinlesem sıkılmam.
Katalancaavergonyir /ə.vər.ɡuˈɲi/
to embarrass · to be embarrassed, ashamed · to shame
çekim: geçmiş avergonyí · ortaç avergonyit · şimdiki avergonyeix
köken: From a- + vergonya (“shame”) + -ir.
aile: avergonyiment
Galiçyacaavergoñar
Ermeniceամաչեցնել, խայտառակել /χɑjtɑrɑˈkel/
to embarrass, to disgrace, to bring shame upon
çekim: geçmiş խայտառակեի · şimdiki խայտառակում է
köken: From Old Armenian խայտառակեմ (xaytaṙakem).
Ձեզ նմանները խայտառակում են Ռեսպուբլիկան։ Էդ Խաչիկյանը ես եմ։
Moğolcaичээх, саад хийх, сандраах
Malaycamemalukan /məmaˈlukan/
to embarrass, to cause embarrassment · to feel ashamed
köken: Affixation of malu + meN- -kan.
Tamilceமனதிற்கு தொல்லை கொடு
Esperantoembarasi /embaˈrasi/
to embarrass · to inconvenience
çekim: geçmiş embarasis · ortaç embarasinta · ulaç embarasanta

Örnek Cümleler

Ben sıkılmadım.
I wasn't bored.
Umarım Tom sıkılmaz.
I hope Tom doesn't get bored.
Zaten sıkılmadın mı?
Aren't you already bored?
Sıkılmaya başlıyorum.
I'm starting to get bored.
Tom kadar sıkılmadım.
I wasn't as bored as Tom was.
Sıkılmak bir günahtır.
To be bored is a sin.
Cemaat sıkılmayacaktır.
The congregation won't be bored.
Bazı cıvatalar sıkılmalı.
Some bolts need to be tightened up.
Hâlâ sıkılmadın mı benden?
Are you sick of me yet?
Tom sıkılmadığını söyledi.
Tom said he wasn't bored.
Hiç bu kadar sıkılmamıştım.
I've never been more bored.
Burada hiç sıkılmayacaksın.
You'll never get bored here.
sıkılma ile daha fazla örnek cümle →