Karışık bir gün geçirdim. 🔊
I had a tumultuous day. 🔊
Leyla ve Sami, fırtınalı bir evliliğe sahiptiler. 🔊
Layla and Sami had a tumultuous marriage. 🔊
Sırp siyaseti ve bölgeyi gürültülü değişimler bekliyor olabilir. 🔊
Tumultuous changes in Serbian politics and in the region may be in the making. 🔊
Topola'nın sakin atmosferi çalkantılı geçmişiyle tezat oluşturuyor. 🔊
The tranquil atmosphere of Topola contrasts with its tumultuous past. 🔊
Bu çalkantılı dönemlerde çevrenin korunması ikinci plana atılmıştı. 🔊
In such tumultuous times, environmental protection took a back seat. 🔊
Bazı karışık bölgelerde askeri kumandanlar yönetimde daha fazla güç sahibiydi. 🔊
In certain tumultuous regions, military commanders assumed more power in governing. 🔊
7. yüzyıl Austrasia ve Neustria arasında iç savaşların yaşandığı bir dönemdir. 🔊
The 7th century was a tumultuous period of wars between Austrasia and Neustria. 🔊
İkisi de, işlerinde birbirlerine yakın olsalar da, çalkantılı bir ilişki yaşadılar. 🔊
The two, though close in their work, had a tumultuous relationship. 🔊
Raye'nin kişisel hayatı karmaşık ve duygusal olarak çalkantılıydı.[1] Yedi kez evlendi. 🔊
Raye's personal life was complex and emotionally tumultuous.[11] She was married seven times. 🔊
Muhammed MS 632'de öldüğünde, Sakife'deki çalkantılı bir toplantıda halefi olarak Ebu Bekir seçildi. 🔊
When Muhammad died in 632 CE, a tumultuous meeting at Saqifah selected Abu Bakr as his successor. 🔊