cauldron

/ˈkɔːl.dɹən/2 hece
C2 seviye
EN → TR
"cauldron" kelimesinin Türkçesi: kazan., kazan. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelkazan.
Genelkazan

Görsel

Karanlık Ortamda Alevlenen Büyük Siyah Demir Kazan Stüdyo FotoğrafıÇikolatalı kek, üstünde kırmızı meyve jölesi. Tatlı tarafım yine kazandı.Doğanın Zamana Karşı Kazandığı Terk Edilmiş Bina İçi ve Gizemli AtmosferBeyaz Arka Planda Antik İşlemeli Bronz Tütsü Kazanı ve Dekoratif Çubuk

Tanım

•a very large pot that is used for boiling

Atasözü & Deyim

“Kaynayan kazan kapak tutmaz”
“Ağır kazan geç kaynar: 1”
“Kazan kaynamayan yerde maymun oynamaz”
“El için kuyu kazan, evvela kendisi düşer”
“Sen dost kazan, düşman ocağın başından çıkar”

Diğer Dillerde

AlmancaKessel
Fransızcachaudron
İspanyolcacacerola, caldera
Rusçaказа́н, котёл
Arapçaقِدْر
Azericeqazan
Kazakçaқазан
Özbekçeqozon
Felemenkçeketel
Portekizcecaldeirão
Japonca大釜
Korece가마솥
İsveççegryta, kittel
Lehçekocioł
Ukraynacaбаня́к, коте́л
Hintçeटाँका, देग, देग़, हंडा
Fincepata
Çekçekotel
Rumenceceaun
İbraniceקְדֵרָה
Latincecortīna, lebēs
Dancakedel
Norveççekjele
Vietnamcanồi, vạc

Etimoloji

From Middle English caudroun, borrowed from Old Northern French caudron, ultimately from Late Latin caldāria (“cooking-pot”), from Latin caldus (“hot”). Spelling later Latinized by having an l inserted. See chowder, caldera. The military sense is a semantic loan from German Kessel; compare English kettling.

Kelime Ailesi

cauldron arse
cauldron battle
cauldron bottom
cauldronful
cauldronlike
witches' cauldron

Eş & Zıt Anlamlılar

Eş anlamlılar
caldron
kettle
ass in a sling
bind
bucket of syrup
calvary
cross
cross to bear
difficulty
dilemma
dire straits
doghouse

Örnek Cümleler

Cadı, kazanını karıştırıyor.
The witch is stirring her cauldron.
Kazan, buhar çıkarıp köpürüyor.
The cauldron was steaming and bubbling.
Gulaş geleneksel bir kazan (bogrács) içinde.
Goulash (gulyásleves) in a traditional cauldron (bogrács).
Cadılar Bayramı için siyah bir kazanda balkabağı çorbası yaptı.
She made pumpkin soup in a black cauldron for Halloween.
Alan bu sefer Cauldron Gölü'ndeki bir akıl hastanesinde uyanır.
Alan and Alice arrive at a cabin on an island in the middle of Cauldron Lake.
İnsandan periye dönüşürken Kazan'ın gücünün büyük bir kısmını emdi.
She absorbed a large amount of the Cauldron's power during her transformation from human to fae.
O ne dilerse onun için yaparlardı: Mihraplar, heykeller, derin havuzlar ve ağır kazanlar...
They made for him whatever he wished: sanctuaries, statues, bowls like pools, and heavy cauldrons.
İngilizlerin havaya ateş açması ve dipçik darbeleriyle kafaları zorla kazanlara sokulmuştur.
Their heads were forced into the cauldrons by the British firing in the air and the butt strikes.
Kazanı yeniden canlandırırken öldü fakat Feyre ve Yüce Lordlar tarafından hayata döndürüldü.
He died reforging the Cauldron but was brought back to life by Feyre and the High Lords.
Ona dilediği gibi kaleler, heykeller, havuzlar kadar (geniş) leğenler, sabit kazanlar yaparlardı.
They made for him whatever he wished: sanctuaries, statues, bowls like pools, and heavy cauldrons.
Genellikle bu dükkanlarda sadece kömür ateşi ile ısıtılan büyük bir kazan kızartma yağı oluyordu.
Usually these consisted principally of a large cauldron of cooking fat, heated by a coal fire.