Ana içeriğe geç
Sözlük
/
yaslanmak

yaşlanmak

/jas.ɫanˈmak/
verb
C2 seviye
TR → EN
"yaşlanmak" kelimesinin İngilizcesi: age. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelage

Çekim Tablosu

Geniş zamanyaslanabilir
Şimdiki zamanyaslanabiliyor
Gelecek zamanyaslanabilecek
Geçmiş zamanyaslanabildi
Şartyaslanabilse
Gereklilikyaslanabilmeli
Emiryaslan

Tanım

•(mecaz) güvenmek
•dayanmak
•Yasa bürünmek, yas içinde olmak
•Yaşı ilerlemek; eskimek, farımak, ihtiyarlamak, kağşamak, kocamak, kocalmak, moruklamak, moruklaşmak.
•Birini doğru sözlü olarak bilmek
•Bir yere kendini dayamak veya yaslamak
•Çok üzülmek
•Yaşı ilerlemek, yaşlı duruma gelmek

Diğer Dillerde

Almancaalt machen, Alter, altern, Ära, but see altern lassen, Epoche
alternative form of altmachen
çekim: geçmiş machte alt · ortaç alt gemacht · şimdiki macht alt · ulaç alt machend
Wachstum ist nicht tot. — Yaşlanmak ölü demek değildir.
Période écoulée depuis la naissance d’un être vivant ou la fabrication ou apparition d’une chose.
çekim: çoğul âges
köken: Inherited from Middle French âge, from Old French aage, eage, edage, from Vulgar Latin *aetāticum. The Old French forms displaced eé, the direct reflex of Latin aetātem.
aile: âge adulte, âge bête, âge d'or, âge du bronze, âge du fer, âge ingrat, d'un certain âge, en bas âge, entre deux âges, faire son âge
La croissance n'est pas morte. — Yaşlanmak ölü demek değildir.
plural of año
No quieren envejecer. — Yaşlanmak istemiyorlar.
İtalyancaepoca, età, generazione, invecchiare (dişil) /ˈɛ.po.ka/
epoch, era, age, period · epoch · time, days
çekim: çoğul epoche
eş: età, tempo storico, evo, era, ambiente, cultura
aile: d'epoca, epocale
La crescita non è morta. — Yaşlanmak ölü demek değildir.
a quell'epoca
All'epoca dei fatti, Virginia aveva 17 anni.
Rusçaнаваливаться, опираться, прислоняться /nɐˈvalʲɪvət͡sə/
to lean all one's weight (upon), to bring all one's weight to bear (on) · to overburden, to weigh heavily (on) · to come (over), to be seized (with), to have an attack (of)
çekim: geçmiş нава́ливавшийся · ortaç нава́ливавшийся
köken: нава́ливать (naválivatʹ) + -ся (-sja)
Рост не мёртв. — Yaşlanmak ölü demek değildir.
нава́ливаться на вёсла
на него́ нава́ливаются но́вые обя́занности
на меня́ нава́ливается ку́ча дел
Arapçaزَمَان, سِنّ, عَصْر, عُمُر, عُمْر
النمو ليس ميتاً — Yaşlanmak ölü demek değildir.
Azericeqarımaq, qocalıb-qarımaq, qocalmaq, qocaltmaq, sinn, yaş
to grow old, to age, to advance in age
çekim: geçmiş qocalmış · ortaç qocalmış · şimdiki qocalır
zıt: cavanlaşmaq
köken: From qoca + -l.
aile: qocaltmaq
Kazakçaжас, шақ /ʒɑs/
fresh
çekim: çoğul жастар · tamlayan жастың
köken: From Proto-Turkic *yāĺ.
Özbekçeasr, yosh
century
çekim: çoğul asrlar
köken: Etymology tree Arabic عَصْر (ʕaṣr)bor. Classical Persian عَصْر (asr)bor. Uzbek asr Borrowed from Classical Persian عَصْر (asr), borrowed from Arabic عَصْر (ʕaṣr).
aile: asrdosh, asriy
Tatarcaяшь /jæʃ/
young
köken: From Proto-Turkic *yāĺ (“young”).
Felemenkçedoen verouderen, epoch, generatie, leeftijd, meerderjarigheid, oud doen worden (dişil) /ɣeː.nə.ˈraː.(t)si/
generation, age
çekim: çoğul generaties
köken: From Middle French generacion, and their source, Latin generātiō, from generāre (“to beget, generate”).
aile: babyboomgeneratie, pechgeneratie
Het einde van de groei is niet bereikt. — Yaşlanmak ölü demek değildir.
Portekizceenvelhecer, geração, idade, maioridade, velhice /ẽ.ve.ʎeˈse(ʁ)/
to age (grow old)
çekim: geçmiş envelheci · ortaç envelhecido · şimdiki envelhece
köken: From Old Galician-Portuguese envelhecer. By surface analysis, en- + velho (“old”) + -ecer. Compare Galician envellecer, Spanish envejecer, Catalan envellir, Romanian învechi.
O crescimento não está morto. — Yaşlanmak ölü demek değildir.
kin, ancestry · generation · a generation's actions in specific era or decade, mainly of artistic and political movements (used only with γενιά (geniá) but not with γενεά (geneá))
çekim: çoğul γενιές · tamlayan γενιάς
köken: From Ancient Greek γενεά (geneá).
Η ανάπτυξη δεν πέθανε. — Yaşlanmak ölü demek değildir.
η γενιά του μεσοπολέμου
Γενιά του ’30 ονομάστηκε η γενιά Ελλήνων καλλιτεχνών που γεννήθηκαν στις αρχές του 20ου αιώνα.
a lifetime, one's whole life
eş: 生涯
aile: 一生不犯, 一生懸命, 一生涯, 後生一生, 万死一生, 九死一生, 十死一生
(拍手) — Yaşlanmak ölü demek değildir.
一生の仕事
汚れた一生を送る
old age
köken: Sino-Korean word from 高齡.
성장은 죽지 않았습니다 — Yaşlanmak ölü demek değildir.
İsveççeålder, ålderdom, åldras, åratal, få någon att åldras, föråldras
age; how old something or someone is · an age, an era; a particular time period
çekim: çoğul åldrar · tamlayan ålders
köken: From Old Swedish alder, from Old Norse aldr, from Proto-Germanic *aldrą, from Proto-Indo-European *h₂el- (“to grow”).
aile: bronsålder, guldålder, järnålder, stenålder, ålderdom, ålderdomlig, ålderman, åldersbestämning, åldersblandad, åldersdemens
Jag kan inte tänka mig nåt värre än att bli gammal. — Yaşlanmaktan daha kötü bir şey düşünemiyorum.
Lehçe(np złoty) wiek, dorosłość, epoka, etap, pełnoletniość, pokolenie (dişil) /dɔˈrɔ.swɔɕt͡ɕ/
adulthood
çekim: tamlayan dorosłości
köken: Etymology tree Proto-Indo-European *de Proto-Balto-Slavic *da Proto-Slavic *do Proto-Slavic *do- Old Polish do- Polish do- Proto-Indo-European *h₃er-der.? Proto-Slavic *orsti Old Polish róść Polish róść Proto-Indo-European *-né-der. Proto-Slavic *-nǫti Polish -nąć Polish rosnąć Polish dorosnąć Proto-Indo-European *-lós Proto-Slavic *-lъ Old Polish -ły Polish -ły Polish dorosły Proto-Indo-European…
Rozwój nie umarł. — Yaşlanmak ölü demek değildir.
Ukraynacaвік, епо́ха, е́ра, зіста́рити, зіста́ритися, поста́рі́ти /ʋʲik/
century
çekim: çoğul віки́ · tamlayan ві́ку
köken: Inherited from Old East Slavic вѣкъ (věkŭ), from Proto-Slavic *věkъ.
Зростання ще не вмерло. — Yaşlanmak ölü demek değildir.
Купив за тії гроші пшона, вік зо два горілки.
çekim: çoğul अस्रों
köken: Etymology tree Arabic عَصْر (ʕaṣr)bor. Classical Persian عَصْر (asr)bor. Hindi अस्र Borrowed from Classical Persian عَصْر (asr), borrowed from Arabic عَصْر (ʕaṣr).
time (inevitable progression into the future with the passing of present and past events) · time, period (temporal distance or duration) · time (moment or period in time), moment
çekim: çoğul ajat · tamlayan ajan
köken: From Proto-Finnic *aika, possibly borrowed from Proto-Germanic (see the Proto-Finnic entry for more).
aile: aiempi, aikainen, aikava, aikuinen, ajallinen, ajaton, aika ajoin, aikaisin, aikasten, aikoinaan
En voi kuvitella mitään pahempaa kuin tulla vanhaksi. — Yaşlanmaktan daha kötü bir şey düşünemiyorum.
aika matelee
Aikaa voidaan mitata kellolla.
Se vaatii pitkän ajan.
Çekçedoba, plnoletost, stáří, stárnout, věk (dişil) /ˈdoba/
age (particular period of time in history) · time, period · beat
çekim: çoğul doby · tamlayan doby
eş: období, perioda, éra, epocha, věk
köken: Inherited from Old Czech doba, from Proto-Slavic *doba (“time”) probably comes from Proto-Indo-European *dʰh₂ebʰ- (“appropriate”), which is also connected with Lithuanian dabà (“nature, character”) and dabar̃ (“now”), Gothic 𐌲𐌰𐌳𐌰𐌱𐌰𐌽 (gadaban, “be appropriate”), so it is possible that originally it meant "appropriate time" which later changed just into "time".
aile: dlouhodobý, dobový, krátkodobý, doba bronzová, doba kamenná, doba ledová, období, zdoba, zkušební doba
Růst není mrtev. — Yaşlanmak ölü demek değildir.
napřed své doby
po nějaké době
Za celou dobu jsem nikdy nic neprodala!
Rumenceepocă, eră, etate, ev, generație, îmbătrâni (dişil) /ˈe.po.kə/
epoch, age
çekim: çoğul epoci · tamlayan epoci
köken: Borrowed from French époque.
Creșterea economică nu a murit. — Yaşlanmak ölü demek değildir.
Macarcaéletkor, kor, öregedik, öregít /ˈeːlɛtkor/
age (the measure of how old someone is)
çekim: çoğul életkorok
köken: élet (“life”) + kor (“age”)
aile: életkori, életkorú, átlagéletkor
Nincs vége a növekedésnek. — Yaşlanmak ölü demek değildir.
İbraniceגִּיל, דור, זִקְנָה, נצח, עידן, תְּקוּפָה (eril)
generation (a stage in genealogical succession) · generation (the period of time of such)
çekim: çoğul דּוֹרוֹת
aile: דּוֹרִי
הצמיחה לא מתה. — Yaşlanmak ölü demek değildir.
Latinceaera, aetas, aetās, natus, senescō, tempus /ˈae̯.ra/
era or epoch from which time is measured
çekim: çoğul aerae · tamlayan aerae
köken: Post-classical; probably from a special use of aera (“counters”), plural of aes (“piece of metal, money, brass”).
old age
çekim: tamlayan alderdoms
köken: From alder + -dom.
At blive gammel er slemt, er det ikke, general Raven? — Yaşlanmak gerçekten dehşet verici, değil mi General Raven?
Norveççealdre, elde, eldes
Endonezceabad, umur, usia, zaman /ˈabad/
century, a period of 100 consecutive years · age, an uncertain or undetermined of time
çekim: çoğul abad-abad
köken: Borrowed from Arabic أَبَد (ʔabad, “eternity, eternal duration”), via Malay abad.
aile: berabad-abad, seabad, abad angkasa, abad dua puluh, abad jet, abad keemasan, abad komputer, abad mesin, abad modern, Abad Pertengahan
Setelah semuanya itu, penuaan bukan merupakan hal yang remeh. — Yine de yaşlanmak o kadar da basit bir şey değil.
batu nisan itu diperkirakan berumur satu abad

Etimoloji

Türkçe

Örnek Cümleler

Yaşlanmak istemiyorlar.
They don't want to grow old.
Yaşlanmaktan kaçamazsın.
You can't run away from age.
Yaşlanmaktan korkmuyorum.
I'm not afraid of growing old.
Kimse yaşlanmaktan kaçamaz.
No one can escape growing old.
Seninle yaşlanmak istiyorum.
I want to grow old with you.
Karımla yaşlanmak istiyorum.
I want to grow old with my wife.
Mary'yle yaşlanmak istiyorum.
I want to grow old with Mary.
Yaşlanmak ölü demek değildir.
Growth is not dead.
Tom ile birlikte yaşlanmak istiyorum.
I want to grow old with Tom.
Yaşlanmaktan korkmayan insanları seviyorum.
I like people who are not afraid to grow old.
Yaşlanmaktan daha kötü bir şey düşünemiyorum.
I can't think of anything worse than growing old.
Yaşlanmak mecburidir, büyümekse tercih meselesi.
Growing old is mandatory. Growing up is optional.
yaşlanmak ile daha fazla örnek cümle →
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod