preclude
/pɹiːˈkluːd/2 hece
C2 seviye
EN → TR
"preclude" kelimesinin Türkçesi: bir önceki hareketten dolayı imkânsız hale getirmek, engel olmak, mâni olmak, dışarıda bırakmak.. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.
Çeviri
Genelbir önceki hareketten dolayı imkânsız hale getirmek
Genelengel olmak
Genelmâni olmak
Geneldışarıda bırakmak.
Tanım
•make impossible, especially beforehand
Diğer Dillerde
Almancaausschließen, unmöglich machen, verhindern
Fransızcaexclure
İspanyolcadescartar, imposibilitar, precluir
İtalyancaprecludere
Felemenkçeprecluderen, uitsluiten
Portekizceexcluir
Yunancaαποκλείω
Lehçewykluczać, wykluczyć
Ukraynacaвиключати, робити неможливим, унеможливлювати
Fincesulkea pois
Macarcakizár
Latincepraeclūdō
Dancaudelukke, umuliggøre
Slovakçapredísť, vylúčiť, zabrániť, zamedziť, znemožniť
İrlandacacoisc
Gürcüceგამორიცხავს
Esperantobari, bloki, malebligi
Etimoloji
Etymology tree Proto-Indo-European *per- Proto-Indo-European *preh₂- Proto-Indo-European *-i Proto-Indo-European *préh₂i? Proto-Italic *prai Proto-Italic *prai- Latin prae- Latin clūdō Latin praeclūderelbor. English preclude Learned borrowing from Latin praeclūdere.
Eş & Zıt Anlamlılar
Eş anlamlılar
Örnek Cümleler
Çünkü onlar işitmekten men edilmişlerdir.
They have been precluded from hearing it.
Çünkü onlar, dinleyişten azledilmişlerdir.
They have been precluded from hearing it.
Doğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır.
They have been precluded from hearing it.
Şüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
They have been precluded from hearing it.
Teknik bilgisinin olmayışı terfi etmesine engel oldu.
His lack of technical knowledge precluded him from promotion.
Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
They have been precluded from hearing it.
Bu birleşme, o dönemdeki bölünmeyi de engellemiş oldu.
At the time this difference was sufficient to preclude the union being pursued.
Şüphe yok ki onlar, vahyi duymaktan uzaklaştırılmışlardır.
They have been precluded from hearing it.
Çünkü onlar vahyi işitmekten kesinlikle menedilmişlerdir. [72,8-10]
They have been precluded from hearing it.
Çünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.
They have been precluded from hearing it.
Çünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır.
They have been precluded from hearing it.
Bu hedef, "yakıp yıkma taktiği" politikalarını ortadan kaldırmak içindir.
This objective is meant to preclude "scorched earth" policies.