intend

/ɪnˈtɛnd/2 hece
B1 seviye
EN → TR
"intend" kelimesinin Türkçesi: tasarlamak, kasdetmek, zihninde kurmak, niyet etmek, meram etmek. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Geneltasarlamak
Genelkasdetmek
Genelzihninde kurmak
Genelniyet etmek
Genelmeram etmek
Geneldemek istemek. intended (k.) dili nişanlı (erkek veya kız)

Tanım

•denote or connote

Diğer Dillerde

Fransızcaavoir l'intention, prévoir
İspanyolcaintencionar, la intención de... ser, pretender, tener la intención de
Rusçaнамерева́ться, плани́ровать, собира́ться
Arapçaتَعَمَّدَ, قَصَدَ, نَوَى
Farsçaآهنگ داشتن, بر آن بودن, قصد داشتن
Azericeniyyət etmək
Kazakçaниеттену
Özbekçeniyat qilmoq
Felemenkçevan plan zijn
Portekizcetencionar
Yunancaσκοπεύω
Japoncaつもりである, 意図する
Korece의도(意圖)하다
İsveççeämna, avse, planera
Lehçezamierzać
Ukraynacaзбира́тися, ма́ти на́мір, намі́ритись, планува́ти
Hintçeइरादा रखना, नीयत करना, प्रयोजन रखना
Finceaikoa
Rumencea intenționa
Latincehabeo in animo, volo
Dancahave til hensigt
Norveççeha til hensikt
Endonezceberniat
Vietnamcacó ý định, định

Etimoloji

From Middle English intenden, entenden (“direct (one’s) attention towards”), borrowed from Old French entendre, from Latin intendō, intendere. See also intensive. Doublet of entendre. Largely displaced native Old English myntan (“to mean, intend; to think, suppose”), whence dialectal mint.

Kelime Ailesi

as God intended
foreintend
intendable
intender
intendingly
intendment
misintend
unintending

Eş & Zıt Anlamlılar

Eş anlamlılar
Zıt anlamlılar

Örnek Cümleler

Hedeflenen Varlık
Intended Presence
Kastım bu değildi.
That wasn't what I intended.
Niyetim bu değildi.
That wasn't what I intended.
Onu yapmayı düşündüm.
I intended to do that.
Genç okuyucular için.
Intended for young readers.
Bırakmayı düşünüyorum.
I intend to quit.
Onu denemeyi istiyorum.
I intend to try.
Onu yapmaya niyetliyim.
I intend to do that.
Tom ne yapmayı istiyor?
What does Tom intend to do?
Biz sürdürmek istiyoruz.
We intend to persist.
Tom onu yapmayı istiyor.
Tom intends to do that.
Vazoyu kırmak istemedim.
I didn't intend to break the vase.