Sen durumu abarttın.
You've aggravated the situation.
Tom durumu ağırlaştırdı.
Tom aggravated the situation.
Tom durumu kötüleştirdi.
Tom aggravated the situation.
O gerçekten beni kışkırttı.
It really aggravated me.
O, ağır bir hastalıktan acı çekiyor.
He is suffering from an aggravated disease.
Uzun yolculuk onun yarasını ağırlaştırmış.
The long trip aggravated her injury.
Adam öldürmeye teşebbüsten iki kere tutuklandım!
I've been arrested twice for aggravated assault!
Tom şu anda ağırlaştırılmış saldırı suçuyla yüz yüze.
Tom currently faces charges of aggravated assault.
Lombardlar ve Flamanlar arasındaki husumet, kavgayı ağırlaştırdı.
The antagonism between Flemings and Lombards aggravated the quarrel.
Genellikle kademeli olarak başlar ve fiziksel aktiviteyle şiddetlenir.
It usually comes on gradually and is aggravated by physical activity.
Laurent Fignon, stress zorlaması yaralanmasından dolayı yarışı terk etti.
Fignon quit the race due to injuries aggravated by stress.
Bu nedenle atılan her hamle derinlemesine bir düşünceyi gerektirmektedir.
Further, the offense considered as a whole must be aggravated.