salient
3 hece
C2 seviye
EN → TR
"salient" kelimesinin Türkçesi: çıkıntılı, çıkık, fırlak, göze çarpan, dikkati çeken. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.
Çeviri
Genelçıkıntılı
Genelçıkık
Genelfırlak
Genelgöze çarpan
Geneldikkati çeken
Genel(ask.) kalede dış açı. saliently göze çarparak.
Tanım
•(military) the part of the line of battle that projects closest to the enemy
•represented as leaping (rampant but leaning forward)
Diğer Dillerde
AlmancaFrontausbuchtung, Frontbogen, Frontvorsprung, Gebietszipfel, Halbenklave, hervorstechend
Fransızcapertinent, saillant, saillie
İspanyolcaempinado, saltante, sobresaliente
Rusçaвыдаю́щийся, вы́ступ, досто́йный внима́ния, замеча́тельный, примеча́тельный, ска́чущий
Felemenkçebetekenisvol, vestingswerk, vooruitstekend deel
Yunancaπροεξέχων
İsveççeframspringande, framträdande, hoppande, i språng, iögonfallande, språngande
Lehçeklin, narożnik
Fincehuomattava, huomionarvoinen, hyppäävä, keskeinen, kiila, rintamakiila
Rumenceproeminent
Dancabemærkelsesværdig, prominent
Norveççefremskutt del av front, fremtredende
Bulgarcaзабележителен, издаденост, изпъкващ, очевиден, подскачащ
Katalancasallent
Gürcüceაღსანიშნავი, გამოჩენილი, ყურადსაღები
Makedoncaви́ден, зна́чаен, очи́гледен
Kelime Ailesi
countersalient
hypersalient
isosalient
nonsalient
salient point
salient pole
saliently
thermosalient
unsalient
Eş & Zıt Anlamlılar
Eş anlamlılar
outstanding
pertinent
applicable
apposite
apt
attention-grabbing
bulging
conspicuous
exserted
extuberant
eye-catching
felicitous
Örnek Cümleler
The Salient (2007). .
The Salient (2007). ISBN 978-1-84119-633-6.
Bu konunun belirgin iki yönü var.
There are two salient aspects to the question.
Çünkü ne kadar dikkat çekici olduđunu bilmiyordum.
You know, because it wasn't clear to me how salient he was.
Grup kimlikleri gruplar arası bağlamlarda daha belirgindir.
Group identities are more salient in the intergroup contexts.
Ve tüm bunlar bana tarihte belirgin noktalar olarak gözüküyor.
And all of this seems to me to be a salient point in history.
Uygun bir şekilde söylemedikleri bir sürü çarpıcı detaydan biri
One of the many salient details it conveniently left out.
Ne yazık ki, cömertlik kocamın belirgin özelliklerinden biri değil.
Unfortunately, munificence is not one of the salient features of my husband.
Bu yer işaretleri, daha az belirgin öğeler için sıklıkla referans olarak kullanılır.
These landmarks are frequently used as reference elements for less salient elements.
Bunun yerine, iletişimci olayın en göze çarpan özelliklerini seçmeli ve yorumlamalıdır.
Instead, the communicator has to select and interpret its most salient features.
Sardinya halkının en göze çarpan özelliklerinden biri yaşlı insanlara karşı davranış şekilleri.
And one of the most salient elements of the Sardinian society is how they treat older people.
Derin bir hikaye, hayatın oldukça belirgin bir özelliği hakkında doğru hissettiren bir hikayedir.
A deep story is a story that feels true about a highly salient feature of life.