falsify
/ˈfɒlsɪfaɪ/3 hece
C2 seviye
EN → TR
"falsify" kelimesinin Türkçesi: bozmak, yalancı, yalan olduğunu söylemek, (huk.)aslı olmadığını ispat etmek. falsifica'tion tahrif, sahtesini yapma. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.
Çeviri
Genelbozmak
Genelyalancı
Genelyalan olduğunu söylemek
Genel(huk.)aslı olmadığını ispat etmek. falsifica'tion tahrif
Genelsahtesini yapma
Geneltaklit. falsifier düzenbaz kimse
Geneltahrifçi kimse
Geneltahrif etmek
Genelkalpazan kimse.
Genelkalpazanlık etmek
Tanım
•insert words into texts, often falsifying it thereby
Diğer Dillerde
Almancafalsifizieren, widerlegen
Fransızcafalsifier
İspanyolcafalsar, falsear, falsificar
Rusçaискажа́ть, искази́ть, опроверга́ть, опрове́ргнуть, подде́лать, подде́лывать
Felemenkçevervalsen
Japonca偽造, 偽造する, 改竄する
Korece위조하다
Ukraynacaфальсифікува́ти
Finceosoittaa vääräksi, paljastaa, pettää, teeskennellä, tekeytyä, väärentää
Rumencedenatura, falsifica
İbraniceהפריך
Latinceēmentior, vitio
Bulgarcaизопача́, изопача́вам, опроверга́вам, опроверга́я, подпра́вя, подпра́вям
Katalancafalsejar
Ermeniceկեղծել
Esperantofalsi
Belarusçaфальсіфікава́ць
Etimoloji
From French falsifier, from Late Latin falsificāre (“make false, corrupt, counterfeit, falsify”), from Latin falsificus, from falsus (“false”), corresponding to false + -ify.
Kelime Ailesi
Eş & Zıt Anlamlılar
Örnek Cümleler
Kalp yalanlamadı gördüğünü.
His heart did not falsify what he perceived.
Gördüğünü gönlü yalanlamadı.
His heart did not falsify what he perceived.
Gönlü, gördüğünü yalanlamadı.
His heart did not falsify what he perceived.
Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.
His heart did not falsify what he perceived.
Onun gördüğünü kalb(i) yalanlamadı.
His heart did not falsify what he perceived.
Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı.
His heart did not falsify what he perceived.
(Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
His heart did not falsify what he perceived.
Gözlerinin gördüğünü kalbi yalan saymadı.
His heart did not falsify what he perceived.
Sami üniversite kayıtlarını tahrif ediyordu.
Sami was falsifying his university records.
Tom John'u sonuçları tahrif etmekle suçlandı.
Tom accused John of falsifying the results.
Tom kayıtları tahrif ettiği için görünüşte suçlu.
Tom is apparently guilty of falsifying records.
Gönül gördüğünde yanılmadı (yalan söylemedi, gerçeği gördü).
His heart did not falsify what he perceived.