yatkın

C2 seviye
TR → EN
"yatkın" kelimesinin İngilizcesi: supple. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelsupple

Tanım

•(mecaz) benimsemiş, alışmış, eğilimli
•bir işte yeteneği, becerisi olan
•Bir soyadı. Yatık, yatan, uygun, uygunluk
•bir yana eğilmiş, yatık
•çok durmaktan sağlamlığını yitirmiş, çürük
•Bir işte yeteneği, becerisi olan
•Çok durmaktan sağlamlığını yitirmiş
•Eğilimi olan, bir şeyi yapmaya içten yönelmiş

Diğer Dillerde

Almancageschmeidig /ˌɡəˈʃmaɪ̯dɪç/
smooth · flexible
çekim: karşılaştırma geschmeidiger · üstünlük am geschmeidigsten
köken: From Middle High German gesmīdec (“easy to forge or work”), related to schmieden.
So voller Wut. — Öfkeye yatkındır.
Fransızcasouple /supl/
supple · yielding · flexible
zıt: rigide, raide
köken: From Latin supplex.
aile: assouplir, souplesse, souplement
C'est une idée tout à fait plausible. — Bu oldukça akla yatkın bir fikir.
İspanyolcablando, elástico, flexible /ˈblando/
soft · bland · flabby
zıt: duro
köken: Inherited from Old Spanish, from Latin blandus (“pleasant, flattering”).
aile: ablandar, agua blanda, blandengue, blandura, coral blando, paladar blando, tapa blanda
Así que esta podría ser una razón plausible... — Bu akla yatkın bir sebep olabilir.
İtalyancaduttile, malleabile /ˈdut.ti.le/
malleable, ductile (metal etc.) · docile, biddable (character) · adaptable
eş: morbido, molle, lavorabile, plasmabile, plastico, malleabile
köken: From Latin ductilis.
Ed è un'idea plausibile. — Bu oldukça akla yatkın bir fikir.
Rusçaнаклонный, наклонённый
Сумин в ярости. — Öfkeye yatkındır.
Felemenkçesoepel
supple, flexible · pliable, flexible (e.g. personality)
çekim: karşılaştırma soepeler · üstünlük soepelst
Dat is een heel plausibel idee. — Bu oldukça akla yatkın bir fikir.
İsveççesmidig
flexible and in good control of one's body · smooth, slick, convenient (of a process or the like) · flexible, pliable, malleable (of for example a dough or metal)
çekim: karşılaştırma smidigare · üstünlük smidigast
zıt: osmidig
köken: From Old Swedish smidogher, from Middle Low German smīdich. Equivalent to smida + -ig, in the sense "forgeable". Compare German geschmeidig.
Som till exempel att vi har en tendens att se ansikten. — Mesela, her yerde yüz görmeye yatkınız.
Han svingade sig smidigt från lian till lian
Beställningen gick väldigt smidigt
ett smidigt leveransalterantiv
Fincemyöntyvä, notkea, taipuisa /ˈmyø̯ntyʋæ/
acquiescing, accepting, submissive
çekim: karşılaştırma myöntyvämpi · üstünlük myöntyvin
aile: myöntyvyys, myöntyväinen, myöntyvästi
Pisti vihaksi. — Öfkeye yatkındır.
Rumencesuplu /ˈsu.plu/
supple · yielding, malleable
köken: Borrowed from French souple.
Are probleme cu furia. — Öfkeye yatkındır.
Macarcabetör, engedelmes, hajlékonnyá tesz/válik, hajlékony, megtör, rugalmas /ˈbɛtør/
to break, smash (window), break down, burst open (door), shatter (mirror) · to smash, break, crack, fracture · to break in (to cause something new, usually shoes, to function more naturally through use or wear)
çekim: geçmiş betörtek
köken: be- + tör
aile: betöret, betöretlen, betörés, betörhetetlen, betörhető, betöröget
Fél a saját haragjától. — Öfkeye yatkındır.
Leesett a tetőről és betört a feje.
Valaki betört a házunkba!
Norveççebøyelig, føyelig, mykne
Hvordan er mage-regionen i forhold til smertereaksjon og farge? — Genel kanı genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin hastalığı tetiklediği yönündedir.
Bulgarcaгъвкав, еластичен, податлив /ˈɡɤfkɐf/
flexible, bendable, supple, pliant, lithe, lissom, elastic, pliable, yielding, compliant · adaptable · resourceful
çekim: karşılaştırma по́-гъ́вкави · üstünlük на́й-гъ́вкави
köken: From жва (žva, “to chew, to munch”) (dialectal) + -кав (-kav).
aile: гъ́вкавост, гъвкавина́
И това е една много правдоподобна идея. — Bu oldukça akla yatkın bir fikir.
Slovakçapoddajný
To je prijateľná myšlienka. — Bu oldukça akla yatkın bir fikir.
İrlandacascaoilte /ˈsˠkiːlʲtʲə/
past participle of scaoil
aile: lasta scaoilte, léibheann scaoilte, scaoilteach, scaoilteacht, scaoilteán, scaoilteog
Oksitancadomètge, plegadís, sople

Örnek Cümleler

Öfkeye yatkındır.
There is anger.
Bu akla yatkın olur.
That would be advisable.
Unutkanlığa yatkınsın.
You are apt to be forgetful.
Çok akla yatkın geliyor.
It sounds very plausible.
Tom tembel olmaya yatkın.
Tom is inclined to be lazy.
Görüşleri sola yatkındır.
The figure looks to his left.
Bu akla yatkın bir varsayım.
That doesn't seem crazy.
Onun eli testereye yatkındır.
She's very handy with a saw.
Arızalanmaya ne kadar yatkın?
¿Cuánto te Asusta el Caos?
Tom, sanata çok yatkın değildir.
Tom isn't very artistic.
Doğası Müslüman olmaya yatkındı.
He was naturally inclined to accept Islam.
Bu oldukça akla yatkın bir fikir.
And that's a very plausible idea.
yatkın ile daha fazla örnek cümle →