Gizemim derinleşiyor.
The mystery deepens.
Gizem sadece derinleşti.
The mystery only deepened.
Bu bölgede derinlik artar.
Its valley deepens in this area.
Biz dostluğumuzu derinleştirdik.
We deepened our friendship.
Türkiye-İran ilişkileri gelişiyor
Turkey, Iran deepen ties
Sami'nin üzüntüsü depresyona dönüştü.
Sami's sadness deepened into a depression.
BH 2009'a derinleşen bölünmelerle girdi
BiH enters 2009 with deepening divisions
Halkın ada için endişesi artmaya başladı.
Residents' unease over fate of their home deepens.
Ve kişi bu inancı nasıl derinleştiebilir?
And how would one deepen such a faith?
Sırp hükümeti derinleşen krizle karşı karşıya
Serbian government faces deepening rift
Rusya-Belarus doğal gaz anlaşmazlığı derinleşti
Russia-Belarus gas dispute deepens
Yunanistan'da kriz derinleşirken toplum değişiyor
As Greece's crisis deepens, society changes