Âhiret inançları kuvvetlidir.
In such a world, faith is indeed inconceivable.
Böyle bir şey elbette düşünülemez.
That's inconceivable, of course.
Bu sefaletten kurtuluş düşünülemez.
Salvation from this misery is inconceivable.
Tamamen imkansız değil ama çok uçuk olur
It's not wholly inconceivable but it's a hell of a stretch.
Onun böyle bir şey yapacağı benim için inanılmaz.
It is inconceivable to me that he would do such a thing.
Başaramayacak olması onun için akıl almaz birşeydi.
It was inconceivable to her that she would not succeed.
Bu başarısızlığı görünmez, anlaşılmaz ve kaçınılmaz kılıyor.
It makes failure invisible, inconceivable and inevitable.
Birkaç yıl önce, Japonya'nın denizaşırı birlikler göndermesi akıl almazdı.
A few years ago it would have been inconceivable for Japan to send troops overseas.
Usackas,"Geleceğin Avrupa'sı Sırbistan'ın AB üyeliği olmaksızın düşünülemez." dedi.
"Europe in the future is inconceivable without Serbia's membership in the EU," Usackas said.