bosom

/ˈbʊz(ə)m/2 hece
noun
C1 seviye
EN → TR
"bosom" kelimesinin Türkçesi: koyun, göğüs, sine, bağır, kucaklamak. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelkoyunnoun
Genelgöğüs
Genelsine
Genelbağır
Genelkucaklamak
Genelgizlemek
Genelsaklamak.
Genelcan yoldaşı.
Genelbağrına basmak
Genelelbisenin göğsü kaplayan kısmı
Genelsamimi çok yakın
Genelgöğüse ait. bosom friend samimi dost

Görsel

Köyün ağasının söyleyemediği sözleri köyün delisine söyletirmiş. Atasözü ne güzel.Koyun sürüsü otlakta sabah keyfiKoyun besleme sahnesi - kırsal çiftlikKeçi ve koyun çiftliği doğal ortamda

Tanım

•either of two soft fleshy milk-secreting glandular organs on the chest of a woman
•hold (someone) tightly in your arms, usually with fondness

Atasözü & Deyim

“Koyun güden kurdu görür”
“Görünen dağın (köyün) uzağı olmaz”
“Her koyun kendi bacağından asılır”
“Ölmüş koyun (eşek) kurttan korkmaz”
“Kasap et derdinde, koyun can derdinde”

Diğer Dillerde

AlmancaBrust, Busen
Fransızcaintime, sein
İspanyolcabusto, pechamen, pechera, seno, tetaje, tetamen
İtalyancaintimità, intimo
Rusçaбли́зкий, грудь, инти́мный, па́зуха
Arapçaثَدْي
Azericequcaq
Felemenkçeboezem
Portekizceseio
Korece가슴
İsveççebarm, byst
Lehçebliski
Hintçeस्तन
Çekçepoprsí
Macarcakebel, mell
Latincesinus
Slovencenedra, prsa, prsi
Galiçyacaíntimo, seo
İrlandacabroinne
Telugucaరొమ్ము
Faroecebarmur

Kelime Ailesi

Abraham's bosom
bird in the bosom
book-bosomed
bosom buddy
bosom friend
bosomless
bosomy
cherish a snake in one's bosom
disbosom
full-bosomed
in Abraham's bosom
monobosom
nourish a viper in one's bosom
take to one's bosom
unbosom

Eş & Zıt Anlamlılar

Eş anlamlılar

Örnek Cümleler

Ve havanın koynunda üzerine yelken.
And sails upon the bosom of the air.
Ve bu yanlış kılıflı kızımın bağrında!
And it mis-sheathed in my daughter's bosom!
Senin kocanın senin koynunda ölü yatıyor;
Thy husband in thy bosom there lies dead;
Elini koynuna sok da kusursuz bembeyaz çıksın.
"And put your hand into your bosom, it will come forth white without hurt.
Kabarık ya da dik göğüs ifadesine yer vermeden.
Not a swelling breast nor a high bosom in sight.
Ve mümin bir kavmin yüreklerini ferahlandırsın.
He will grant you victory over them, and will soothe the bosoms of those who believe,
Tom ve Mary yıllardır yakın arkadaş olmuşlardır.
Tom and Mary have been bosom friends for years.
"Elini koynuna sok; kusursuz bembeyaz çıkacaktır.
Put your hand in the bosom of your shirt; it will come out white without any blemish.
O, yanan yanaklarını genç adamın kucağında sakladı.
She hid her burning cheeks in the bosom of the young man.
Orakçı avucunu, Demetçi kucağını dolduramaz onunla.
with which the reaper doesn't fill his hand, nor he who binds sheaves, his bosom.
Kilometrelerce koynunda dışında gözle görülür hiçbir
Nothing visible for miles except the bosom of Nature.
Naomi çocuğu alıp bağrına bastı ve ona dadılık yaptı.
Naomi took the child, and laid it in her bosom, and became nurse to it.