Mary'nin ödü patlamıştı.
Mary was aghast.
Onun annesi donakalmıştı.
Her mother was aghast.
Tom'un annesi donakalmıştı.
Tom's mother was aghast.
Ancak Allah, onların cezalarını, gözlerin dışa fırlayacağı güne erteler.
He has only allowed them respite till the Day on which all eyes would stare aghast,
Onları sadece, gözlerin dehşetten donup kalacağı güne kadar ertelemektedir.
He has only allowed them respite till the Day on which all eyes would stare aghast,
O, onları, gözlerin korkudan donup kalacağı bir güne erteliyor, hepsi bu...
He has only allowed them respite till the Day on which all eyes would stare aghast,
O, sadece onları, dehşetinden gözlerinin donup kalacağı bir güne ertelemektedir.
He has only allowed them respite till the Day on which all eyes would stare aghast,
Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.
He has only allowed them respite till the Day on which all eyes would stare aghast,