vehement

/ˈviː.ə.mənt/3 hece
EN → TR
"vehement" kelimesinin Türkçesi: hiddetle., hiddetli, şiddetli, şiddet, ateşli. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelhiddetle.
Genelhiddetli
Genelşiddetli
Genelşiddet
Genelateşli
Genelhararetli
Genelateşlilik. vehemently şiddetle
Genelateşli vehemence

Görsel

Mistik Ormanda Alevler İçinde Hiddetle Kükreyen Efsanevi Kaplan GörseliSiyah Arka Planda Hiddetle Yükselen Parlak Turuncu Alevler ve Yangın

Tanım

•characterized by great force or energy

Diğer Dillerde

Almancaheftig, vehement
Fransızcavéhément
İspanyolcavehemente
Rusçaнеи́стовый, рья́ный
Felemenkçefel, hartstochtelijk
Portekizceveemente
Yunancaσφοδρός
İsveççehäftig
Macarcavehemens
Latinceflagrāns, igneus, vehemēns
Bulgarcaбурен, страстен
İzlandacaákafur
Gürcüceინტენსიური, მძლავრი, მხურვალე, ცხოველი

Etimoloji

Borrowed from Middle French vehement (modern French véhément; compare Italian veemente, Portuguese veemente, Spanish vehemente); or from Latin vehemēns (“vehement; very eager; ardent, furious, impetuous; emphatic”), probably from vē- (“lacking, too little”) + mēns (“mind; intellect; judgment, reasoning”).

Eş & Zıt Anlamlılar

Eş anlamlılar
full throated
swith
trigger happy
full-throated

Örnek Cümleler

Şiddetle aynı fikirde değilim.
I disagree vehemently.
Tom suçlamaları şiddetle reddetti.
Tom vehemently denied the accusations.
Politik doğruluğa şiddetle karşıyım.
I am vehemently opposed to political correctness.
O şiddetle politik doğruluğa karşı oluyor.
He is vehemently opposed to political correctness.
O şiddetle politik doğruluğa karşı çıkıyor.
She is vehemently opposed to political correctness.
Biz şiddetle politik doğruluğa karşı çıkıyoruz.
We are vehemently opposed to political correctness.
Onlar şiddetle politik doğruluğa karşı çıkıyorlar.
They are vehemently opposed to political correctness.
Parti şiddetle Irak yanlısıydı ve Bağdat ile bir birlik arıyordu.
The party was vehemently pro-Iraq and sought a union with Baghdad.
Orada duran başkâhinlerle din bilginleri, İsayı ağır bir dille suçladılar.
The chief priests and the scribes stood, vehemently accusing him.
Bir sürpriz daha olur, General aslında altınla veya silahla ilgilenmiyordur.
He was vehemently averse to publicity, and he was uninterested in money or material possessions.
Azılı bir din düşmanıdır ve geçimini sağladığı işte resmi bir ruhsatı yoktur.
He is vehemently anti-clerical and practises medicine without a licence.
Von Schirach'ın ailesi bu evliliğe şiddetle karşı çıktı ama Hitler ısrar etti.
Schirach's family was vehemently opposed to this marriage, but Hitler insisted.