Eti lezzetli olduğu söylenir.
The meat is considered to be a delicacy.
Onu sıkı prensiplerini bilmek aile.
She is herself the very soul of delicacy.
Benim için yengeç muhteşem bir lezzettir.
I regard crab as a great delicacy.
Kirpi balığı Japonya'da nefis bir yiyecektir.
Blowfish is a delicacy in Japan.
Bu yemek, son Vietnam kraliçesinin favori lezzetiydi.
This was a favorite delicacy of the last Vietnamese queen.
Kızarmış örümcek, Kamboçya'da bölgesel bir yiyecektir.
Fried spiders are a regional delicacy in Cambodia.
Claypot pirinci de Kanton mutfağındaki lezzetli bir yiyecektir.
Claypot rice is also a delicacy in Cantonese cuisine.
Genellikle ulusal tatlardan olan pupusaların[1] yanında servis edilir.
It is commonly served alongside pupusas,[1] the national delicacy.
Bazılarına göre, kurbağa görmek kötü bir alamet olarak kabul edilmektedir.
In some parts of their range, their flesh is considered a delicacy.
"Öğrenci", yoğunluk ve inceliği nedeniyle eleştirmenler tarafından övülmüştür.
"The Student" has been praised by critics for its compactness and delicacy.
Ulusal bir yiyecektir ve Oaxaca'nın Mole Amarillo gibi yemeklerinde popülerdir.
They are a national delicacy and are popular in dishes such as Mole Amarillo from Oaxaca.
Barbekü domuz eti (叉燒) Kanton mutfağında birçok çeşidi olan sevilen bir yiyecektir.
BBQ pork (叉燒) is a popular delicacy, with many variants in Cantonese cuisine.