Toplantı uzadı.
The meeting dragged on.
O bu konuda övündü.
She bragged about it.
Ayaklarını sürükledi.
He dragged his feet.
O yaratığı sürükledi.
He dragged the creature.
Ondan övünerek bahsetti.
He bragged about it.
Tom onun hakkında övündü.
Tom bragged about it.
O, yaratıkları sürükledi.
He dragged the creatures.
Dava 7 yıl sürüncemede kaldı.
The case dragged on for seven years.
Zafer kazanmış olmakla övündü.
He bragged of having won the victory.
Ağır bagajı havaalanına çektim.
I dragged the heavy baggage to the airport.
Ayaklarım beni buraya getirdi..
My feet just dragged me here...
Tom yeni telefonuyla böbürlendi.
Tom bragged about his new phone.