uğratmak
/uɰratmak/
verb
C2 seviye
TR → EN
"uğratmak" kelimesinin İngilizcesi: inflict. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.
Çeviri
Genelinflict
Çekim Tablosu
Geniş zamanuğratamam
Şimdiki zamanuğratabiliyor
Gelecek zamanuğratacak
Geçmiş zamanuğratamadı
Şartuğratamasa
Gereklilikuğratamamalı
Emiruğrat
Tanım
•savmak, çıkmak, dışarı atmak, kovmak
•uğramak işini yaptırmak, uğramasına sebep olmak
•Savmak; çıkmak; dışarı atmak; kovmak
Diğer Dillerde
to impose, inflict · to cover, veil
çekim: geçmiş verhängte · ortaç verhängt · şimdiki verhängt · ulaç verhängend
eş: bedecken, verhüllen, zuhängen, anordnen, festsetzen
köken: ver- + hängen
aile: Verhänger, Verhängung
Sie wollte ihren Vater nicht enttäuschen. — Babasını hayal kırıklığına uğratmak istemedi.
ein Bußgeld verhängen
Der US-Präsident hat zusätzliche Zölle auf Waren aus Kanada, Mexiko und China verhängt.
die Fenster verhängen
Fransızcainfliger /ɛ̃.fli.ʒe/
to inflict, to impose
çekim: geçmiş infligé · ortaç infligé · şimdiki inflige · ulaç infligeant
köken: Borrowed from Latin īnflīgere.
Je ne veux pas décevoir mes parents. — Ana-babamı düş kırıklığına uğratmak istemem.
İspanyolcainfligir /infliˈxiɾ/
to inflict
çekim: geçmiş infligí · ortaç infligido · şimdiki inflige
köken: Borrowed from Latin īnflīgere.
Yo no quiero defraudar a mis padres. — Ana-babamı düş kırıklığına uğratmak istemem.
İtalyancacomminare, infliggere /kom.miˈna.re/
to inflict, to impose (a penalty)
çekim: geçmiş comminàto · ortaç comminàto · şimdiki commìna · ulaç comminànte
eş: assegnare
köken: Borrowed from Latin comminārī.
Non voglio deludere i miei genitori. — Ana-babamı düş kırıklığına uğratmak istemem.
Rusçaподвергать /pədvʲɪrˈɡatʲ/
to subject (to), to expose (to)
çekim: geçmiş подверга́вший · ortaç подверга́вший · şimdiki подверга́ет · ulaç подверга́ющий
köken: подве́рг(нуть) (podvérg(nutʹ)) + -а́ть (-átʹ)
Я не хочу подвести своих родителей. — Ana-babamı düş kırıklığına uğratmak istemem.
подверга́ть суро́вой кри́тике
подверга́ть опа́сности
подверга́ть сомне́нию
Farsçaتحمیل کردن, دچار کردن
to cause, bring about, bring to pass, engender · to result in, lead to · to inflict, thrust upon, impose, cause, incur
çekim: geçmiş aiheuttanut · şimdiki aiheuttaisi · ulaç aiheuttava
köken: aihe (“cause”) + -uttaa; "to be the cause of". First attested in Frans Ferdinand Ahlman: Ruotsalais-suomalainen ja suomalais-ruotsalainen sanakirja ("Swedish-Finnish and Finnish-Swedish Dictionary", 2nd edition, 1883-1884).
aile: aiheuttaja, aiheuttaminen, aiheutus
Jos haluat, että minua lyödään- — Beni gazaba uğratmak istiyorsanız
Bakteerit aiheuttavat monia sairauksia, mutta ovat toisaalta välttämättömiä ihmisen hyvinvoinnille.
Kuljettajan väsymys aiheutti onnettomuuden.
itse aiheutettu
Latinceinfligo /ĩːˈfliː.ɡoː/
to knock or strike against · to inflict or impose
çekim: ortaç īnflīctus · şimdiki īnflīgit · ulaç īnflīgēns
köken: Etymology tree Proto-Indo-European *h₁én Proto-Italic *en Proto-Italic *en- Latin in- Proto-Indo-European *bʰleyǵ-der. Latin fligo Latin īnflīgō From in- (“in, at, on, upon”) + fligo (“to strike, to strike down”).
aile: īnflīctiō
Bulgarcaналагам, причинявам /nɐˈɫaɡɐm/
to stack, to pile up · to lay on top of, to superimpose · to apply (a medicinal substance, bandage, etc.)
çekim: geçmiş none · ortaç нала́ган · şimdiki нала́га
köken: From Old Church Slavonic налагати (nalagati), from Proto-Slavic *nālāgāti.
Но за истинска промяна имаме нужда от женска енергия в управлението на света. — Ama dünyanın düzenini esaslı bir değişliğe uğratmak için dişi enerjiye ihtiyacımız var.
Налагам лепенката.
Galiçyacainflixir
Eş & Zıt Anlamlılar
Zıt anlamlılar
uğratmamak
Örnek Cümleleruğratmak ile daha fazla örnek cümle →
Tom'u hayal kırıklığına uğratmak istemem.
I don't want to disappoint Tom.
Seni hayal kırıklığına uğratmak istemedim.
I wouldn't want to disappoint you.
Tom'u hayal kırıklığına uğratmak istemedim.
I wouldn't want to disappoint Tom.
Onu hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum.
I don't want to let him down.
Seni hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum.
I don't want to let you down.
Ana-babamı düş kırıklığına uğratmak istemem.
T: I don't want to let my parents down!
Tom'u hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum.
I don't want to let Tom down.
Tom'u hayal kırıklığına uğratmak istemiyoruz.
We wouldn't want to disappoint Tom.
Ülkemi asla düş kırıklığına uğratmak istemem.
I don't ever want to let my country down!
Amacım onu hayal kırıklığına uğratmak değildi.
I did not mean to disappoint her.
Onları hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum.
I don't want to let them down.
Onları hayal kırıklığına uğratmak istemiyoruz.
We don't want to disappoint them.