Ben Tom'un kaynatasıyım.
I'm Tom's father-in-law.
Tencereyi kaynatan paradır.
Money will make the pot boil.
Su kaynatamıyorum. Gaz yok.
I cannot boil water. There is no gas.
Sana patatesleri kaynatacağım.
I'll boil you the potatoes.
Patatesleri senin için kaynatacağım.
I'll boil the potatoes for you.
Ben sizin için fasulye kaynatacağım.
I'll boil the beans for you.
Hafif ateşte kaynatarak suyu çektiriniz.
Put yolks altogether in the clear water.
İnsanların kanını kaynatan bir kişi misiniz?
Are you something that gets the blood flowing?
Örneğin Kayın-Ana (Kaynana), Kayın-Ata (Kaynata) gibi.
Livestock such as cattle and sheep readily browse it.
Tom Mary'ye kağıt bir bardakta nasıl su kaynatacağını gösterdi.
Tom showed Mary how to boil water in a paper cup.
Anında okyanus tabanına vuracak, milyonlarca ton suyu kaynatacaktır.
It'll flash boil millions of gallons of seawater and slam into the ocean bedrock.
Yemek için kızartabilir, kaynatabilir, pirinç lapanızın içine ekleyebilirsiniz.
In order to eat them, you can fry, boil and add them to congee.
kaynata ile daha fazla örnek cümle →