kayık
/ka.jɯk/
noun
C2 seviye
TR → EN
"kayık" kelimesinin İngilizcesi: boat, boat, boating, caique, shallop. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.
Çeviri
Genelboatnoun
Genelboat
Genelboating
Genelcaique
Genelshallop
Genelwatercraft
Genelboat
Genelboat
Görsel







Çekim Tablosu
Belirtme (-i)kayığı
Yönelme (-e)kayığa
Bulunma (-de)kayıkta
Çıkma (-den)kayıktan
Tamlayan (-in)kayığın
Çoğul (-ler)kayıklar
Tanım
•Bir yana kaymış:
•Kürek veya yelkenle yürütülen ufak tekne:
•Kürek veya yelkenle yürütülen ufak tekne
•Bir yana kaymış
Diğer Dillerde
Almancaboot (nötr) /boːt/
boat
çekim: çoğul Boote · tamlayan Bootes
eş: Barke, Kahn
köken: Via Middle Low German bōt, from Middle English bot (compare modern English boat).
Ich muss meine Niederlage anerkennen. — İşte kayıkhanenin anahtarı.
zwei Stunden lieg ich hier schon und seh auf die Kiefern und in das Wasser hinein – auf meinem Boot ganz allein.
3 January 1994, “Namen und Nachrichten: 3 656 Kubaner flüchteten 1993”, Berliner Zeitung
a vessel of any size, a ship or boat
çekim: çoğul bateaux
eş: bidon
köken: From Old French batel, Anglo-Norman bat, from Old English bāt (English boat) + suffix from Latin -ellus. It displaced the native word nef, which comes from Latin navis.
aile: bateau à vapeur, bateau de plaisance, bateau pilote, bateau-mouche, être dans le même bateau, mener en bateau
Je suis sur un bateau. — Bir kayıktayım.
İspanyolcabarca, barco, barquear, bote (dişil) /ˈbaɾka/
a small boat
çekim: çoğul barcas
eş: almadía, batel, bote, embarcación, lancha, barcaje
köken: Inherited from Old Spanish barca, from Late Latin barca, probably from Latin baris, from Ancient Greek βᾶρις (bâris), itself probably from Egyptian bꜣjr (“transport ship, type of fish”), b-bA-A-y:r*Z1-P1
aile: barco, barquía, embarcación, embarcar, puente de barcas
Salto Las Mujeres en Mojón Grande. — Kayıklar Amon Hen'de konaklarlar.
boat · dinghy
çekim: çoğul battelli
köken: Borrowed from Old French batel. Compare Spanish, Galician, and Portuguese batel.
aile: battelliere, battello pneumatico, battello di salvataggio
Un battello è approdato. — Bir kayık yanaştı.
Rusçaвесло (nötr) /vʲɪsˈɫo/
oar, paddle, scull · spoon · rifle, especially a sniper rifle (which looks like an oar)
çekim: çoğul вёсла · tamlayan весла́
eş: винтовка
köken: Inherited from Old East Slavic весло (veslo), from Proto-Slavic *veslo (“oar”).
aile: двувесёлка, веслоно́гий, суши́ть вёсла
Лофтхус занялся судостроением. — Gamow'un kayıkçılığa ilgisi vardı.
felucca
çekim: çoğul فَلَائِك · tamlayan فَلُوكَةٍ
köken: From فُلْك m or f or pl (fulk, “ship”), deformed in the dialects due to its irregular noun class.
وإذا كنا في جمجمة، وكنا نتحرك فعلاً، فعلاً بسرعة. — Biz kayıktayız ve çok çok hızlı gidiyoruz.
Farsçaزُوْرَق, قایِق, قَایِق, کَرَجی, کَرَجِی, کَشْتی
Azericeqayıq
boat
çekim: çoğul qayıqlar · tamlayan qayığın
köken: From Proto-Common Turkic *kay-guk, *kay-gïk (“boat; oar”).
yelkənli qayıq
Kazakçaқайық /qɑjˈɯq/
boat · shuttle
çekim: çoğul қайықтар · tamlayan қайықтың
köken: From Proto-Turkic *kay-guk, *kay-gïk (“boat; oar”).
Özbekçeqayiq
boat
çekim: çoğul qayiqlar
köken: Inherited from Proto-Common Turkic *kay-guk, *kay-gïk. Compare Azerbaijani qayıq.
Tatarcaкөймә
boat
köken: Inherited from Proto-Turkic *gẹ̄mi (“boat, vessel”).
Ялгыз көймә бөтерелә / Һәм чайкала Иделдә.
Агыйделдә көймә килә / көймә килә, эзе юк / хаты килә, сүзе килә / сөйләшергә үзе юк
boat
çekim: çoğul boten
köken: From Middle Dutch boot m, from Middle English bot (“boat, ship”), from Old English bāt, from Proto-West Germanic *bait, from Proto-Germanic *baitaz.
aile: boothuis, bootlengte, bootongeluk, bootreis, bootsgezel, bootshaak, bootsmaat, bootsman, boottocht, bootverbinding
Hier is de sleutel van het boothuis. — İşte kayıkhanenin anahtarı.
We gaan dit weekend varen op onze nieuwe boot.
De vissers gebruikten hun kleine bootjes om de zee op te gaan.
Het eiland is alleen bereikbaar per boot of per helikopter.
small boat or launch, dinghy
çekim: çoğul βάρκες · tamlayan βάρκας
eş: λέμβος
köken: Inherited from Byzantine Greek βάρκα (bárka) attested in the 6ᵗʰ century (John the Lydian), a medieval αντιδάνειο n (antidáneio, “repatriated loanword”) from Late Latin barca, from Vulgar Latin *bārica, from Latin bāris (“Egyptian shallow wide flat-bottomed river boat”), from Ancient Greek βᾶρις (bâris), from Demotic Egyptian br, from Egyptian bꜣjr, further origin uncertain.
Έτυχε κάποια στιγμή να μετακινούμαστε πολύ γρήγορα. — Biz kayıktayız ve çok çok hızlı gidiyoruz.
Japonca舟、小舟、ボート。
その翌日、船に乗った。 — Ertesi gün kayık ile gölde gezildi.
Çinceчуан, 小船 /ɕi̯ɑʊ̯²¹⁴⁻²¹ ʈ͡ʂʰu̯än³⁵/
small boat
eş: 划船, 小舟, 艇, 船仔
他 因 為 人 多 、 就 吩咐 門徒 叫 一 隻 小 船 伺候 著 、 免得 眾 人 擁擠他 — İsa, kalabalığın arasında sıkışıp kalmamak için öğrencilerine bir kayık hazır bulundurmalarını söyledi.
Korece(교통수단) 배
켄타르초스 또는 나우아르초스 - 배의 선장. — Kharoon ya da Kharon, ölülerin kayıkçısı.
İsveççebåt /boː(ə)t/
a boat
çekim: çoğul båtar · tamlayan båts
köken: From Old Swedish bāter, from Old Norse bátr, from Old English bāt (“boat”), from Proto-West Germanic *bait.
aile: aluminiumbåt, bananbåt, båtben, båtbesättning, båtbotten, båtbranschen, båtbrygga, båtburen, båtbyggare, båtbyggeri
Åh, hans jakthundar. — Dün gece kayıkhaneden ayrılırken sesini duydum.
Hon bör sitta i båten.
full
çekim: çoğul fule · tamlayan fulu
eş: język ful, fula, fulani, fulfulde
köken: Borrowed from English full. Doublet of pełny and plenum.
Następnego dnia został przewieziony do Łodzi. — Ertesi gün kayık ile gölde gezildi.
Ukraynacaлодь, чо́вен
Том випав із човна та пропав. — Tom kayıktan düştü ve gözlerden kayboldu.
boat, ship · castle or rook
çekim: çoğul कश्तियाँ
köken: Borrowed from Classical Persian کشتی (kaštī, kištī). Compare Bengali কিস্তী (kisti), Punjabi ਕਸ਼ਤੀ (kaśtī).
Fincetäpö, vene, veneillä, veneily, venemuoto /ˈtæpø/
An intensifier, see täpötäysi, täpötäyteen.
çekim: çoğul täpöt · tamlayan täpön
köken: See täpötäysi.
aile: täpösen
He yöpyvät vanhassa laivan hylyssä. — O gece Kayıkla Bordur elçiliğine giderler.
boat
çekim: çoğul čluny · tamlayan člunu
köken: Inherited from Proto-Slavic *čьlnъ.
Tady je klíč od stanoviště lodí. — İşte kayıkhanenin anahtarı.
boat (watercraft)
çekim: çoğul bărci · tamlayan bărci
köken: Probably borrowed from Italian barca (perhaps partly through a Balkan or eastern intermediate; cf. Greek βάρκα (várka), Turkish barka), from Late Latin barca.
Aici este cheia din adăpostul bărcilor. — İşte kayıkhanenin anahtarı.
Macarcacsónak /ˈt͡ʃoːnɒk/
boat
çekim: çoğul csónakok
köken: Borrowed from a Slavic language, from Proto-Slavic *čьlnъ.
aile: csónakázik, csónakos, csónakház, gumicsónak, mentőcsónak, motorcsónak, egy csónakban evez
Másnap a tenger fenekére küldött egy bárkát. — Ertesi gün kayık ile gölde gezildi.
İbraniceסִירָה
אז אנחנו חותרים מאוד, מאוד מהר. — Biz kayıktayız ve çok çok hızlı gidiyoruz.
Latincenavis (dişil) /ˈnaː.wɪs/
ship, boat, vessel; a fleet in the plural · nave (middle or body of a church)
çekim: çoğul nāvēs · tamlayan nāvis
köken: From Proto-Italic *naus ~ *nāwis, from Proto-Indo-European *néh₂us, cognate with Ancient Greek ναῦς (naûs, “ship”), Armenian նավ (nav, “ship or boat”), Persian ناو (nâv), and Sanskrit नौ (nau, “ship”).
aile: nāvālis, nāvia, nāvicella, nāvicula, nāviculāris, nāviculārius, nāviculor, nāvifragus, nāvigābilis, nāvigātiō
Iam validam Īlioneī nāvem, iam fortis Achātī, et quā vectus Abās, et quā grandaevus Alētēs,
Nāvis, quae in flūmine magna est, in marī parvula est.
boat
çekim: çoğul både · tamlayan båds
köken: From Old Danish baat, from Old Norse bátr, from Old English bāt (“boat”), from Proto-Germanic *baitaz, from Proto-Indo-European *bʰeyd-.
aile: bugserbåd, båddæk, bådebygger, bådejer, bådfører, bådmotor, bådshage, bådtype, citronbåd, flyvebåd
Skibet stævnede ud på sin jomfrusejlads dagen efter. — O gece Kayıkla Bordur elçiliğine giderler.
Norveççefarkost
Av den jordiske Olav Haraldssons døde legeme ble martyren, himmelkongen, født. — Mitolojik kayıkçı Kharon tarafından ölü ruhlar cehenneme taşınır.
Etimoloji
From Ottoman Turkish قایق (kayık), from Proto-Turkic *kiayguk (“boat, oar”). Cognate with Azerbaijani qayıq, Crimean Tatar qayıq, Uzbek qayiq.
Kelime Ailesi
norman kayığı
saltanat kayığı
Eş & Zıt Anlamlılar
Eş anlamlılar
Örnek Cümlelerkayık ile daha fazla örnek cümle →
Nehiri kayıkla geçtik.
We crossed the river by boat.
Tam orada bir kayık var.
There's a rowboat right over there.
Kayık gölün dibine battı.
The boat sank to the bottom of the lake.
İşte kayıkhanenin anahtarı.
Here's the key of the boathouse.
Bazı kayıklar gölün üstündedir.
Some boats are on the lake.
Gölde kayık sürerdik, güzel zamanlardı
We rolled a boat in a lake, having good times
Kayık bir kanalizasyon mazgalına düşer.
The ship jumps to an empty part of space.
Biz kayıktayız ve çok çok hızlı gidiyoruz.
And so we're in a skull, and we're moving really, really quickly.
Tom Mary'ye kayıktan çıkmasına yardım etti.
Tom helped Mary out of the rowboat.
Örneğin, kayık kiralanarak gölde gezinebilir.
The lake can be traveled by boat.
Dün gece kayıkhaneden ayrılırken sesini duydum.
I heard it leave the boathouse last night.
Gölde kayıkla dolaşalım isterdim, sadece ikimiz.
I'd like to float in a boat on the lake, just the two of us.
İlgili / Bileşik Terimler
Genelboat billed heron