Bu akla yatkın olur.
That would be advisable.
Çok akla yatkın geliyor.
It sounds very plausible.
Bu akla yatkın bir varsayım.
That doesn't seem crazy.
Bu oldukça akla yatkın bir fikir.
And that's a very plausible idea.
Bu akla yatkın bir sebep olabilir.
And so this could be a plausible reason . . .
Başka hiçbir şey akla yatkın olmazdı.
Nothing else would be plausible.
Sami'nin akla yatkın bir mazereti vardı.
Sami had a plausible alibi.
Peki bu tür iddialar hâlâ akla yatkın mı?
But are such claims still plausible?
Tom'a bunun akla yatkın geldiğini söyledim.
I told Tom it sounded plausible.
Düşünürseniz, bu öncelik sıralaması oldukça akla yatkın.
Because the debt holders, all they were getting-- their upside was just interest, right?
JN: dünya barışından çok daha akla yatkın, ve kesinlikle daha yakın.
JN: It's more tangible than world peace, and it's certainly more immediate.
O 12 yılın sonuna yaklaştıkça, öğrendiklerim git gide daha az akla yatkın geliyordu.
The closer I got to the end of these 12 years, the less rationality I found in what i learnt.
akla yatkın ile daha fazla örnek cümle →