O zevkten dört köşe.
He's tickled pink.
- Gıdı, gıdı. - Dur.
- Tickle, tickle~ - Stop~
Geçen gün gıdıklandım.
I got tickled the other day.
Yapma, gıdıklanıyorum.
Stop. That tickles.
Tom, Mary'yi gıdakladı.
Tom tickled Mary.
Kendini gıdıklayamazsın.
You can't tickle yourself.
Örümcek beni gıdıklıyor.
The spider tickles me.
Gıdıklanıyor, gıdıklanıyor.
Ah, that tickles, that tickles.
Bunu düşünmek beni korkuttu.
"It tickled me thinking about that.
Birbirlerini gıdıklıyorlardı.
They tickled each other.
Onun kaburgalarını gıdıkladı.
He tickled her ribs.
Tom kurallara karşı titizdir.
Tom is a stickler for the rules.