tangible

/ˈtæn(d)ʒɪb(ə)l/3 hece
C2 seviye
EN → TR
"tangible" kelimesinin Türkçesi: dokunulur, tutulur, anlaşılır, kavranabilir, gerçek. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Geneldokunulur
Geneltutulur
Genelanlaşılır
Genelkavranabilir
Genelgerçek
Genelmaddi
Genelduyulur
Genelmülk
Genelakla yakın
Genelhissedilir. tangible assets maddi kıymetler. tangiblos mal
Geneldokunulur halde.
Genelservet. tangibil'ity
Geneltangibleness tutulabilme. tangibly gerçek olarak

Tanım

•capable of being perceived; especially capable of being handled or touched or felt

Diğer Dillerde

İspanyolcapalpable, tangible
İtalyancapalpabile, tangibile
Rusçaзаме́тный, конкре́тный, осяза́емый, ощути́мый, поня́тный, реа́льный
Arapçaمَلْمُوْس
Farsçaملموس
Kazakçaауыз толтырып айтарлық, елеулі, сезілетін, сезінерлік, табанды, тиянақты
Portekizcetangível
Macarcaanyagi, érthető, érzékelhető, felfogható, kézzelfogható, materiális
İbraniceמוחשי
Latincetactilis
Dancahåndgribelig, konkret, materiel
Norveççebegripelig, fattbar, følbar, forståelig, håndgripelig, materiell
Bulgarcaвеществен, конкретен, осезаем, разбираем
Galiçyacaentendíbel, tanxíbel, tanxible
Esperantopalpebla
Afrikancakonkreet, tasbaar, verstaanbaar

Etimoloji

Borrowed from Middle French tangible, from Late Latin tangibilis, from Latin tangere (“to touch”)

Kelime Ailesi

nontangible
tangible asset
tangibleness
tangibly
untangible

Örnek Cümleler

Somutluk sorunları
Tangible problems.
Somut bir bağlantı yok.
There's no tangible connection.
Elimizde somut bir şey yok.
We don't have anything tangible.
Fakat o elle tutulabilir değil.
But it's not tangible.
Şimdi daha süslü bir örnek yapalım.
And hopefully this will make everything a little bit more tangible.
Amacım bu alanı hissedilir hale getirmek.
And my idea was to make the space tangible.
Gözle görünür değişimler yaratmak istiyoruz.
We want to try and make sure that it's tangible.
Biz geleneksel cebir notasyonunu kullanalım.
Chuck Norris is a very tangible thing
Bunu sizin için biraz daha elle tutulur yapayım.
Let me make that a little bit more tangible for you.
Türkiye'nin üçlü diplomasisi somut sonuçlar getirdi.
Turkey's trilateral diplomacy brings tangible results.
Maddi değeri olan tek varlığım bu 1 milyon $'lık ev. .
So the only real tangible asset I have is a $1 million house.
Ancak bu tedbirler henüz somut sonuçlar getirmiş değil.
But the measures have not produced tangible results yet.