Onun şehvetli bir ağzı var.
She has a sensual mouth.
Onun duygusal bir ağzı vardır.
She has a sensual mouth.
Tom ve Mary uzlaşmacı sex yaptı.
Tom and Mary had consensual sex.
Ya da sehvet uyandiran bir duygu.
Or the sensual feeling.
Bu karşılıklı anlaşmaya dayalıydı.
It was consensual.
Ve sonra yüzün duygusal öğesi vardır.
And then we have the sensual factor of the face.
Yüz oldukça kübist tarzda çalışılmış.
Sensuality and discipline, I can see that. Now what about his face, do you think?
Büyük adamlar şehvetli zevklere düşkün.
Great men are fond of sensual pleasures.
- Peki şehvet ve macerayı nerede bıraktın?
But where would that leave sensuality and adventure?
Tagalog, İngilizceden daha duygusal bir dildir.
Tagalog is a more sensual language than English.
Resmin arzu uyandıran bir havası olduğunu düşünüyorum.
There's a kind of sensuality that's irresistable, right?
Hollanda'da yetişkinler arasında rızai ensest yasaldır.
Consensual incest between adults is legal in the Netherlands.