Seni yoksullaştırmıyorum. 🔊
I'm not impoverishing you. 🔊
Ben seni güçsüzleştirmiyorum. 🔊
I'm not impoverishing you. 🔊
Annesi parasızlıktan ölmüştür. 🔊
He died completely impoverished. 🔊
Tek dillilik, yoksullaşma demektir. 🔊
Monolingualism means impoverishment. 🔊
Duzh-Dushewski fakir bir ailede doğdu. 🔊
Duzh-Dushewski was born into an impoverished szlachta family. 🔊
Yıllar süren savaş ülkeyi fakirleştirdi. 🔊
The war lasting for years impoverished the country. 🔊
Varlıklı mı yoksullaştırılmış mı olduklarına bağlı. 🔊
It's going to depend if they're wealthy or impoverished. 🔊
Asıl amacı yoksul köylüler için toprak elde etmekti. 🔊
The purpose was to obtain arable lands for impoverished farmers. 🔊
Türkiye, yoksul güneydoğuya milyarlar akıtmayı planlıyor 🔊
Turkey plans to pour billions into impoverished southeast 🔊
Read, Dummerston, Vermont'ta yoksul bir çiftçi ailesinde büyüdü. 🔊
Read grew up in Dummerston, Vermont, in an impoverished farming household. 🔊
Daha önce varlıklı olan sonradan yoksullaşmış bir ailenin çocuğuydu. 🔊
A public benefit was then later held for his already impoverished family. 🔊
Şubat 1932'de günlüklerine bir not bıraktı: 'İnanılmaz bir yoksullaşma var. 🔊
In February 1932 he left a note in his diaries: ‘There is incredible impoverishment. 🔊