Kutsal Çalkantı
Blessed Unrest
"[Çalkantılı deniz,]
"[Turbulent the sea,]
Bunlar çalkantılı zamanlar.
These are turbulent times.
Tom'un çalkantılı bir geçmişi var.
Tom has a checkered past.
O gün gök, bir çalkantıya düşüp döner.
The day the sky will tremble,
Sonuçta notlarda sürekli bir çalkantı olur.
So the result would be a constant push up with the grades.
Bu çalkantı sezonun devamında da devam etti.
This mockery of him continues onward throughout Season 3 as well.
Şimdi onlar çalkantılı bir durumun içindedirler.
So they are now in a state of great perplexity.
Belki çalkantılı kan akışı bunu teşvik etti filan.
Maybe the turbulent blood flow helped stimulate this and whatever else.
19. yüzyıl İspanya için çalkantılı zamanlar olmuştur.
The 19th century was a turbulent time for Spain.
Rushden & Diamonds için 2006-07 sezonu çalkantılı geçer.
2003/04 was a difficult season for Rushden and Diamonds.
BA ve Unite arasındaki ilişkiler hep çalkantılı olmuştur.
Relations have been turbulent between BA and Unite.
çalkantı ile daha fazla örnek cümle →